DAMLA HANIM: Adnan Oktar ile Sohbetler programına, güzeller güzeli Hocamız ile birlikte başlıyoruz, inşaAllah. Hoş geldiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Herkes hoş geldi. Bugün önemli bir gün. Seni dinliyorum.
DAMLA HANIM: İnşaAllah Hocam, sizin de bildiğiniz gibi bugün Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in dünyaya gelişinin 1441. yıldönümü. Yani Mevlit kandili. Tüm kardeşlerimizin Mevlit kandilini kutluyoruz, inşaAllah. Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez Hocamız da Mevlit kandili dolayısıyla yayınladığı mesajda; “Allah bir, Peygamber hak diyen tüm Müslümanların, kardeş hukuku içinde, bir kardeşler topluluğu oluşturmasını, yani birlik oluşturması gerektiğini” ifade etmiş. Kamalak Hocamız da, yayınladığı mesajda; “Allah'ın Müslümanlara İslam Birliği oluşturacak gücü vermesi” için dua etmiş hocam.
ADNAN OKTAR: 2 Şubat'ı 3 Şubat'a bağlayan gecenin ortasında, Peygamberimiz (s.a.v.) ile ittifak halindeyiz. Benim doğumumla, onun (s.a.v.)’in doğumu aynı gün, inşaAllah, maşaAllah.
Ne anlatalım, neler konuşalım?
DİDEM HANIM: Hocam Sayın Başbakanımızın; “Dindar gençlik istiyoruz” demesinden sonra, bir gazetenin tüm yazarları aleyhte yazılar çıkarmaya başlamış. Belki bu konudan bahsedebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Şimdi bunlar böyle bastırdıkça, Ak Parti'nin oyları artıyor. Ne dedim yüzde 60 dedim. Anket yapılmış; yüzde 54 civarında Ak Parti oyu, yüzde 60’a doğru gidecek demektir. Yani yüzde 60’lardan bahsediyorum epeyden beri, inşaAllah. Bu koronun toptan ifade ettiği şey nedir biliyor musunuz? “Başbakan çok güzel konuşuyor” anlamına geliyor. Onlar uzay diliyle konuşuyorlar. Mesela agulu mugulu dediyse, bil ki doğru yoldasın, isabetlisin, güzel tavır gösteriyorsun demektir. Ben onların tercümesini bu şekilde yapıyorum, inşaAllah. Başbakanımızın arkasında bütün millet var. Tarihi açıklama yaptı, helal olsun. Çok önemli, milletin gönlünde taht kuracak bir ifade bu, çok güzel bir söz. Ateizme, Darwinizme tavır alalım diyor. Özetle bunu anlatmak istemiş. İşte millet coşar, milleti coşturur bu. Millet daha coşkuyla sever başbakanı. Başbakan bunları maaşa bağlasa, böyle beni destekleyin dese. Bu kadar etkileri olmaz. Bu tip muhalif şeylerin muazzam etkisi olur. Mesela böyle milletin pek hoşlanmadığı tipler, Sayın Başbakan aleyhinde, hükümet aleyhinde konuştuğunda o müthiş artırır oylarını. Daha önce sokaklarda bağırıp çağıran tipler vardı; asalım falan gibisinden, bir anda yüzde 10 artışa sebep oldu. En az yüzde 10. Hakikaten bütün milletin hamiyet-i İslamiye’si kabardı. Hani dediler ya; asalım keselim, ondan sonra şunu yapalım, bunu yapalım. Böyle uygunsuz bir üslup kullandılar. Millet tehlikenin büyüklüğünü anladı o zaman. Ferasetli, basiretli millet, yaklaşık yüzde 4 daha oyları artmış. Bu müthiş bir şey, çok önemli, inşaAllah.
Bakın Van’da kardeşlerimiz yine çok zor durumdaymış. Mesela buradan Van’a giden otobüslere bile bir şeyler koyup gönderebilirler. Buradan bile değil mi? Burada fakire fukaraya dağıtın diye, inşaAllah. Özellikle bu hayır dernekleri var, onlarLa da konuşabilir kardeşlerimiz. Van’a bir şeyler götürecekse, evinde hazır battaniyesi varsa bir tane onu göndersin. Ama asıl o kardeşlerimizi oradan alsak çok iyi olacak. Bu soğukta ben bir resim gördüm; çadır, çadırın üstü kar tutmuş, orada annelerimiz onları temizlemeye çalışıyor bu soğukta. Çünkü çadırın üstünde kar durduğunda, erir çadırın içine girecek, ıslak olacak, donacak oda, yani düşünemiyorum artık. Eskimo evi gibi. Buzdan ev, buzun içinde. Buzdolabının içinde yaşıyormuş gibi bir şey oluyor. Onun için hükümetimiz bu konuda Allah rızası için, çok acil önlem alsın. Çok mutazarrır ve rahatsızız, inşaAllah.
DAMLA HANIM: Hocam Fatih Altaylı bir yazı yazmış; ‘Başbakanımızın dindar bir nesil yetiştirmeyi hedefliyoruz’ sözü üzerine. Okuyabilir miyim? Şöyle söylemiş; “Ne bir Cumhurbaşkanından ne Başbakan’dan, ne Milli Eğitim Bakan’ından, ne de bir öğretmenden, dindar bir nesil yetiştirmeleri talebi olmadığını” söylemiş, “Herkesin inancı kendine, ateist ya da dindar olması fark etmez. Benim için önemli olan özgür, düşünen, insanlığın ortak değerlerine katkıda bulanacak insan gibi insan yetiştirmektir” demiş.
ADNAN OKTAR: İnsan gibi insan. Ama nasıl bir insan gibi insan. Tamam insan da, komünist de insan, ateist de insan, Müslüman’da insan, iddia edilen terör örgütü mensubu da insan. Bunlar da insan. Ama nasıl insan, onun iyi vurgulanması gerekiyor. Şimdi Fatih Altaylı, burada güya gençleri tarafsız bırakalım, istedikleri fikri seçsin gibi konuşmuş. Tamam, böyle bir durum var mı? Yok. Milli Eğitim’de Darwinist-materyalist eğitim veriliyor. Tek yanlı ateist, Darwinist-materyalist eğitim veriliyor. Açın bakın biyoloji kitaplarına, tarih, felsefe kitaplarına bakın, sosyoloji kitaplarına bakın, ansiklopedilere bakın, yardımcı ders kitaplarına bakın, her yerde Darwinist-materyalist, ateist eğitim var. Başbakan’da diyor ki; “Benim buna gönlüm razı olmuyor” diyor. Devlet zaten bu eğitimi veriyor şu an. Allah yarattı diyemiyor bir öğretmen. Dersin ortasında çıkıp, bir profesör mesela Orta Doğu Teknik’te, Karadeniz Teknik’te veyahut Hacettepe’de profesörler çıkıp; “Gençler bizi Allah yarattı, Darwinizm- materyalizm yanlıştır” diyemiyor. Yasak. O yüzden Fatih Altaylı’nın bunu demesi için iki taraflı eğitim veriliyor olması gerekiyordu. Ya hiç materyalist eğitim olmaması gerekiyordu, Darwinizm-materyalizmden hiç bahsedilmiyor olması lazımdı. O zaman dinle ilgili de hiç bir şey anlatılmıyor olabilirdi. Ama din karşıtı, anti-materyalist bir çalışma yapılması gerekirken, anti-Darwinist çalışma yapılması gerekirken, din karşıtı bir çalışma yapılıyor yaygın olarak. Kaç yıldan beri? Onlarca yıldan beri. Muntazam bu şekilde bir çalışma var. Dolayısıyla Başbakan’ın bu sözü, temel sözdür bu. Daha bu uygulamaya geçecek. Bu anayasaya geçmesi gereken bir söz. Anayasada değişiklik gerekiyor. Ben onu söyledim. Şu an bu müsait değil zaten. Darwinizmi-materyalizmi anlatmaya müsait anayasa, yani Darwinizme-materyalizme müsaade edecek şekilde anayasamız. Ama ‘Allah vardır’ a göre değil. O yüzden anayasada değişiklik yapılırken, bu hususun da göz önünde bulundurulması lazım. Ya Darwinizme-materyalizme karşı tam cevap verilecek şekilde Darwinizm-materyalizm anlatılsın veyahut Darwinizm-materyalizm anlatılması kaldırılsın. Ya çok kapsamlı anlatılsın, materyalist düşünce, çok kapsamlı da cevabı verilsin. Bu olur. Bu yoksa, kaldırılması gerekiyor. Başbakan’ın demek istediği bu işte. Yoksa fıkıh dersi verelim anlamında değil. Çünkü Darwinist, materyalist eğitim verirken, fıkıh dersi versen ne olur yani, inşaAllah.
DAMLA HANIM: Hocam, sizin bu açıklamalarınızdan sonra, Şuurlu Öğretmenler Derneği bir konferans düzenlemiş. Konferansa konuşmacı olarak katılan Profesör Burhanettin Can; ders kitaplarında, Darwin’in evrim teorisinin, Marksizm gibi ideolojilerin öğretildiğini, ancak Kuran’a göre yaratılışın nasıl olduğunun ya da kainatın yoktan nasıl var edildiğinin ve bunların bilimsel delillerinin anlatılmadığına dair bir konferans vermiş. “Bu tip bir eğitimin, gençleri dinden uzak materyalist bir düşünce yapısına sevk ettiğini” ifade etmiş.
ADNAN OKTAR: Bakın her yerde, Mehdiyet bütün açıklığıyla, bütün muhteşemliği ile, bütün genişliği ile kendini gösteriyor. Kızılcahamam’da yapılacak toplantı bugün müydü? Yarın herhalde. Mesela o direk, Mehdiyet ile ilgilidir. Bir dakika kadar bir ara verelim, devam edelim.
VTR-Darwinist Diktatörlük Nedeniyle, Üniversitelerden Atılan Bilim Adamları.
DAMLA HANIM: Hocamız’ın güzel sohbetine devam ediyoruz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bol miktar da Mevlid Kandili tebrikleri var kardeşlerimizden, genellikle yoklamalar, herkes “buradayız” diyor.
Hocam senden dinleyelim yine.
DAMLA HANIM: İnşaAllah Hocam. Van’daki çadır yangınları devam ediyormuş. Genellikle yangınlar kömür sobalarından çıkan kıvılcımlar nedeniyle çıkıyormuş Hocam. Son 4 gün içinde çıkan 2 yangında, 3 yaşında küçük bir çocuk hayatını kaybetmiş. 6 kişi yaralanmış. Van da şu ana kadar 127 çadır yanmış, 9 kişi ölmüş, 27 de kişi yaralanmış.
ADNAN OKTAR: Bu rezalet, çok büyük olay bu. Akıl almaz bir olay, hükümet başka konuları bıraksın, bu konuyu halletsin. Böyle şey olur mu? Herkes telgraf çeksin, ondan sonra e-mail yazsınlar bütün Türkiye’de. Hükümet buna çare bulsun, olur mu böyle şey? Vahşet, anormal bir durum bu. Bir kere daha oku bakayım.
DAMLA HANIM: Genellikle yangınlar kömür sobalarından çıkan kıvılcımlar nedeniyle çıkıyormuş. Son 4 gün içinde çıkan 2 yangında 3 yaşında küçük bir çocuk hayatını kaybetmiş. 6 kişi yaralanmış. Şuana kadar 127 çadır yanmış, 9 kişi ölmüş, 27 de kişi yaralanmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Buna çözüm bulmak bu kadar zor mu? Olmaz, buna ilgili bakanlık hemen gereken tedbirleri alsın. Bir kere yangına karşı çok seri tedbir alınabilir. Sırf yangınla ilgili devlet oraya, memur yerleştirsin. Değil mi? Yangına karşı tedbir almak için. Madem çadırlardan alamıyorlar kardeşlerimizi. Bir de yanıcı madde nedir orada? Ne tür maddeler var orada? Onlara tedbir alınabilir. Yanmaz çadır kullanılabilir. Çadırda ne işleri var? Birçok oteller var, devletin kurumları var, birçok yere kardeşlerimiz gönderilebilirler. Veyahut o karavan tarzı değil mi? Sağlam olan evler var, onlar olabilir. Bir de yangına karşı her yerde tedbir alınabiliyor, gayet kolay bir şey bu. Oraya itfaiye özel olarak bir ekip bulundursun. İtfaiye ekibi bulundurulsun özel. Madem öyle acil bir durum var. Baksanıza iki de bir insanlar cayır cayır yanıyorlar. Akşamları oraları gezebilirler, tedbir alabilirler, mesela halkı uyarabilirler, birçok şey yapılabilir. Bu konuda çok fazla dilekçe gönderelim, çok fazla yazı yazalım yani diğer konulardan çok mühim bu, bayağı önemli bir konu bu.
Kardeşim, yoğun bir “burada” ifadesi var maşaAllah.
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Nur yüzlü Muhterem Seyyid Muhamed Adnan Hocam. Hocam oradaki değerli canlarımın söylediği gibi bugün başka yakışıklısınız” diyor, bir hanım kardeşimiz. “Bir başka nur saçıyorsunuz” diyor. “Ben Tv’den bakmaya doyamıyorum. Orada bulunan kardeşlerimizin heyecanını duyuyor gibiyim inşaAllah. Hocam sizi canlı görmeyi çok isterim, sizi çok seviyorum. Ben dünyada şimdiki zamanda yaşayan insanlar içinde genç kızların bu kadar ilgisini çeken, sevgisini alan başka Hoca tanımıyorum. Yani Allahualem yoktur. Allah bu kadar kalplere sizi sevdirmiş Hocam, inşaAllah. Saygılar” diyor. MaşaAllah.
Atatürk ile ilgili muhalefeti bırakın Allah aşkına. Atatürk bayağı faydalı bir insan. Say say bitmez. Ultra modern gençler görüyorum ben Facebook’ta falan, bayağı özenti. Kerata, siz onların binde birini bile yapamazsınız. Hepsi müzik dinliyor, kafanız koparırlardı müzik dinleseniz. Değil mi? Bir kere mümkün değil sizin müzik dinlemeniz. Evinizde tablo falan olmaz. Gazetelerde resim, resimli gazete olacak öyle mi? O gazeteleri size yedirirlerdi. Tabii, tomarıyla yerdiniz böyle gazeteleri.
SEMRA HANIM: Detayları hiç düşünmüyorlar Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii, düşünmüyorlar. Mesela böyle bu şekilde sohbet edeceğiz, mümkün değil. Ucu bucağı yok Atatürk’ün sağladığı nimetlerin. Öyle anlatılacak gibi değil. Biraz kafanızı çalıştırın. Din kıyasla olmaz. Kendi kendilerine mantıkla din meydana getirmeye çalışıyorlar. Mantık olmaz, Kuran ayetleri ile benle konuşun. Ben size Kuran ayeti verdim defalarca, gıkınız çıkmadı, yanlış diyemiyorsunuz. Sürekli bana mantıkla geliyorlar. Olmaz. Mantıkla din olmaz. Hazır kafasında bir din var, onu Kuran’da arıyor, bulamayınca hurafeye dalıyor. Hazır kafalarındaki din. O dine delil arıyor. Önce dini ortaya getirmiş, sonra o dinin delillerini aramaya başlıyor. Öyle din olur mu? Kuran’a bakarsın, Kuran’da ne yazıyorsa din odur. Kuran’dan dine gidilir. Hazır dinden Kuran’a gidiyor, Kuran’ın içinde de bulamayınca, hurafeye dalıyor. Olmaz.
Emrah kardeşimiz; Merhaba Hocam. Ben elektrik ve elektronik mühendisiyim. Birçok televizyon kanalında program yapıyorum, sohbetlerinizden çok etkileniyorum. Allah sizden razı olsun” diyor. “Allah ilmimizi, imanımızı arttırsın. Allah’a emanet olun” diyor.
DAMLA HANIM: Hocam, Van’daki çadırlarda depremin üstünden 103 gün geçmesine rağmen, halen 55 bin kişi çadırlarda kalıyormuş.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, bir kere bizi bunaltıyor bu, sıkıyor. Mesela hükümet diyor ki; “benzini ucuzlattık.” Ucuzlatmasın benzini, zam yapsın biz sokakta yürüyerek de gideriz. Çadırlarda ben insanların yanarak ölmesini istemiyorum. Orada küçük sabilerin donmasını, titremesini istemiyorum. Kardeşim, bizim ev mükemmel yalıtılmış, air condition çalışıyor, elektrik sobası çalışıyor, ancak ısınıyor. Kalorifer sistemi de var. Acayip soğuk hava, burası İstanbul ayrıca, orası Van. Çadır, üstüne yağmur yağıyor, kar yağıyor ıslanıyor çadır ve çadır donuyor. Donunca ne oluyor, buzdolabı olmuş oluyor. İçinde 3 yaşında çocuk var, 2 yaşında çocuk var, yeni doğmuş çocuk var, dedeler var, babaanneler var. Şimdi oluyor mu bu? Bunu hükümet ana konu edinmesi lazım. Derhal halletsin. Birde yanarak ölüyor benim oradaki kardeşlerim, canlarım. Vahşet bu, çok büyük vahşet, çok büyük olay. Bütün dünyanın gözü önünde oluyor, hepimizin gözü önünde oluyor. Herkes telefon açsın, faks çeksin, ben vatandaş olarak rica ediyorum kardeşlerimizden. Sms mi ne olursa olsun her şeyi yapsın kardeşlerimiz. Mutlaka çözüm istiyoruz acele. İdare edilecek bir şey değil ki kardeşim. Sayın bakanımız şimdi ben böyle ağır konuşmak istemem ama gitsin o çadırda bir akşam kalsın. Bir akşam ailesiyle beraber, bir akşam kalsın. Eğer kalamıyorsa, benim oradaki canlarım da kalamıyorlar. Ben hükümeti her yönüyle destekliyorum diye bir şey yok. Bakın burada açık açık söylüyorum, burada bir anormallik var, bir acayiplik var. Çok şiddetli anormallik bu, çok şiddetli bir bozukluk, bir gariplik var. Allah rızası için bunu hemen halletsinler. Bunaldık, sıkıldık artık. 3 yaşında çocuk ölüyor, yanarak ölüyor. Bela geliyorum diyor zaten, belli yanacak onlar orada, ne olacağı belli. Kardeşim mesela bize 1 katrilyona mal olacak değil mi? Zam yapsın hükümet, biz zam istiyoruz kardeşim. Zam yapsın, kurtarsın kardeşlerimizi oradan. Bu kadar, biz refah istemiyoruz burada, öyle bir sorunumuz yok. Bizim refahımız, onların mutluluğudur. Kardeşlerimiz orada mutlu olursa, bizim kafamız salim olur. Ama şimdi biz bunaldık işte, rahatsızız. Ucuzluk olsa ne yapayım ben? Sıkılıyorum. Farz edelim ekmeği yarı yarı ucuzlatsın. İstemiyorum kardeşim ben ekmek. Orası hallolsun, bu kadar. Ben başbakanımıza özel istirham ediyorum. Ben bu konudan bunaldım, sıkıldım. Yazık benim canlarım çıtları çıkmıyor, bir şey de demiyorlar. Biz burada üşüyoruz, donuyoruz da demiyorlar. Cayır cayır yanıyorlar, yangın haberi geliyor bize. Bu kadar da olur mu? Bunun sorumluluğu bütün millet üzerimize olur. Çocukların ölümünden hepimiz sorumlu oluyoruz. Allah vermesin çok vicdan azabı çekeceğimiz bir konu bu. Sıkıldık, bunaldık Allah rızası için halletsin bunu hükümet. Herkes yazsın e-mail ile gidin postaneden telgraf da çekin, mektup da gönderin, dilekçe verin. Her yere dilekçe ver bitsin bu iş. Bugün bir gazetenin kapağında var, kar donmuş. Kardeşim çadır dediğin, kumaştan yapılıyor. Suyu alır bu, tam anlamıyla akıtmasa da suyu geniş çapta alır ve donar bu. Donduğunda buzdolabı olmuş oluyor bu. Buzdolabını nasıl ısıtsın bu kardeşlerimiz. Bakın soba yakıyorlar, bu sefer yanıyorlar, oralar yanıyor. Allah rızası için bütün millet olarak buna çözüm bulalım. Değil mi? Bitsin bu iş.
Cübbeli’nin sitesinde, Cübbeli’nin cezaevinde yemeğine, içeceğine bir şey konulup süikastvari bir şey olacağından tedirgin olmuş anladığım kadarıyla. O konuda o garibana, o tedirginliği ortadan kaldıracak bir tedbir alsınlar. Demek ki içine bir korku geldi, bir tedirginlik geldi anladığım kadarıyla. Bu kolay bir şey özel gözetimle bir şey oluşturulabilir. Oradakiler daha iyi bilir de, jandarma tedbir alabilir, gidiş gelişlerinde özel güvenlik alsınlar madem öyle bir tedirginliği var. Olmayan işler değil cezaevinde ben bilirim, o tip şeyler mümkün. Belki bunu tedirgin ettiler, tehdit falan ettilerse korkmuş da olabilir, bir şey olmuş olabilir. Yazık, günah şimdi o da olmaz. Zulüm olur öyle bir şey. En azından o korkusunu giderecek, tedirginliğini giderecek tedbir alınsın. Nihayet bu adam öldürmedi, gasp yapmadı. Yapsa ne olur ayrıca, yapsa da yine aynı cezasını çeker. Yapsa ne olur derken o suçtur, korkunç feci bir şeydir yapan için ama onu ayrıca cezalandırmayı gerektirmez bu. Kendini güvende hissetmiyor demek ki. Kendini güvende hissettirecek bir tedbir alınsın. Bir de savcılığa dilekçe versin. Biz mi ilgilensek bununla acaba? Bizim avukatlar bir baksın. Beceremiyor anladığım kadarıyla. Avukatlardan birisini gönderin, görüşsünler önce kendisiyle, nedir şikayeti, neden tedirgin oluyor? Ona göre savcılığa dilekçe verelim. Kendisiyle görüşsün Cübbeli’nin, savcıdan izin alıp görüşsün. Neden tedirgin oluyorsa, neden çekiniyorsa söylesin. Onu tehdit mi ettiler, korkuttular mı, nedir sorun? Ona tedbir alalım. Savcılığa dilekçe versinler. Savcıyla, avukat gidip görüşsün. Savcım, desin bu arkadaşın tedirginlikleri var diye dilekçe hazırlasın, Cübbeli kendi imzalasın veyahut avukatına imzalatın, savcılık tedbir alsın. Kafası rahat olsun, şimdi onu orda korkutmak olmaz. Bir şey olmazsa onlar öyle yazmaz. Tedirgin olmuş demek ki.
Hz. Mehdi (a.s)’ın anlatılması çok önemli. Bediüzzaman; “Hz. Mehdi (a.s) geldi” diyor, Peygamberimiz (s.a.v); “Hz. Mehdi (a.s) geldi” diyor. Şeyh Nazım Hocamız; Hz. Mehdi (a.s) geldi” diyor, vekilleri; “Hz. Mehdi (a.s) geldi” diyor. Muhammed Raşid Erol Hazretleri; “1980 yılında şu an başladı faaliyete” diyor. Biz de diyeceğiz ki gelmişse gelmiş, şeyhimiz bize haber verir. Ne yapalım yani geldiyse? Mantık bu adamlarda. Görmüyor musunuz? “Hz. Mehdi (a.s) geldi, ne olmuş geldiyse? Gelmişse gelmiştir, ne yapmamız gerekiyor? Olursa zaten bildirir bize Şeyh Efendi Hocamız” diyor. Hz. Mehdi (a.s) geldiyse, ana konu budur. Ana konulardan biri budur. İmana, İslam’a, Kuran’a hizmet etmek. Sen ahir zaman da büyük bir nimete nail olmuşsun. Değil mi? Hz. Mehdi (a.s)’a tabi olma imkanın var. Biz bunu nasıl gündem yapmayız?
Ama ne güzel, Peygamberimiz (s.a.v)’in doğum günüyle, benim doğum günümün aynı olması değil mi? Çünkü gecesi bir dakika olmuş oluyor, bir dakika inşaAllah.
Senem Altan; “Dedemin dedesi, babamın büyük dedesi, benim büyük dedem tekke şehidiydi.” MaşaAllah. “Hiçbir zaman gerçek dindar olamadım ama gerçek dindarlara hep özendim. Belki büyük dedemle gidip ailemin içine akan ve ailemin bir kesimine hep bir nabız gibi atan o inanca duyduğum sıcaklıktan, belki rastladığım gerçek dindarlarla aramda hep bir zorlamasız dostluk ve dürüstlük ve hoşgörünün değerini bilen, karşılıklı bir sevgi olmasından inananların derin, güvenilir sükûnetinden her zaman imrenilecek bir huzur buldum.” Aferin ne şekermiş bu kız, kim bu?
DİDEM HANIM: Ahmet Altan’ın kızı.
ADNAN OKTAR: Öyle mi? MaşaAllah, Ahmet Altan’ın kızı. Kaç yaşında Ahmet Altan? Böyle yetişkin kızı var. Ama Ahmet Altan, kendi de dine yatkın gibi biraz.
“CHP lideri Kılıçdaroğlu; ‘Türkiye’yi dindarlarla, dinsizler diye ikiye ayırdınız” Yok, kardeşim bizim Türkiye’nin tamamı dindardır. Nerede dinsiz? Türkiye’de dinsiz yok. Kılıçdaroğlu da çok dürüst, efendi, iyi bir insan, çok nezih bir insan, makul bir insan. Bir de muhalif olması iyi. Mesela geçen günler bağırıp çağırıyordu, işte meydan okuyan bir tavrı vardı; güzel. O Türkiye’de demokrasinin olduğunu gösterir çok çok iyi o. Konuşamazsa çok korkunç olur. O zaman Türkiye gitti demektir Allah esirgesin. Bağırsın çağırsın, eleştirsin, konuşsun yani iyi o. O güvendir, bütün Türkiye için bir güvendir. Var yazarlar falan çıkıyorlar, gürül gürül konuşsunlar. Tabii hakaret olmaz, ağız bozma olmaz bu olmaz. Ama konuşuyor olması, çok iyi, ben sevindim, hoşuma gitti. Birçok insan kızıyor, o doğru değil. Herkesin suspus olduğunu düşünün, Türkiye’de bu hükümet içinde çok büyük bir tehlike, başbakan içinde bir tehlike, anlamı da çok kötü. Her yönden kötü. Bağıran çağıran varsa iyidir. İstediği gibi konuşuyorsa, istediği lafı ediyorsa etsin. Ama kanuna, hukuka dikkat edip adaba edebe dikkat etmek gerekiyor ama o çok çok iyi.
Darwinist, materyalist eğitim varsa Sayın Kılıçdaroğlu’nun bunu gördüğünü düşünüyorum. Bakın ben ilkokuldayken Darwinist eğitim aldım, ortaokulda Darwinist eğitim aldım, hiçbir hocam çıkıp, Allah yarattı demedi bana. Lisede Darwinist eğitim aldım, üniversitede benim hocalarım bilmiyorum yaşıyor mu, alenen ateist propaganda yapıyordu hoca derste. Strüktür hocası, alakası var mı? Alakası yok. Var gücüyle Osmanlıya yükleniyordu, var gücüyle de Darwinist, materyalist propaganda yapıyordu. Kardeşim, bir tane hoca çıkıp da Allah yarattı çocuklar dünyayı, kâinatı Allah yarattı diye bir tane hocamdan duymadım. Hepsi aynı şeyi söylüyor; “Darwinist, materyalist sistem vardır. İşte kâinat tesadüfen yaratılmıştır, siz de tesadüfen oldunuz, evrim vardır, evrimin sonucu bunlar oluşmuştur. Tarih de evrim geçirmiştir, insanlar da evrim geçirmiştir”, sabahtan akşama kadar bunu dinliyorduk. Başbakan ne diyor; “İmanlı bir nesil yetiştirmek istiyoruz.” Zaten temenni bu da, bir şey yok, hiç ortada bir şey yok daha temenni. Yani yetiştirmek istiyoruz deyip de, uygulaması yok ki zaten şu an. Başbakanın sözü ne zaman gerçek olur? Darwinist, materyalist eğitim daha geniş çapla yapılır, ama daha geniş çapla cayır cayır cevabı verilir. Yani daha Türkçesi, benim verdiğim cevap verilir. Benden başka da dünyada, başka cevap veren yok. Darwinizm-Materyalizme karşı benden başka dünyada cevap veren yok. Hep yandan çarklı cevaplar hep yandan çarklı. Amerika’da Yaratılış Enstitüsü; “Dünyanın ömrü altı bin yıl” diyor. Dedem diyorlar, gel beraber şöyle beraber bir limonata içelim diyorlar, kendine gel elini yüzünü bir yıka diyorlar. Adam da haklı, nerenin altı bin yılı? Granit olmuş fosiller, en az 600 milyon yıllık, 500 milyon yıllık fosiller var. Nereden bahsediyorsun 6 bin yıllık diye? 6 bin yıllık birçok fosil bulunuyor, olduğu gibi duruyor. Belli 6 bin yıllık olduğu, bakar bakmaz anlaşılıyor. Ama sen 500 bin yıllık, 400 bin yıllık, 400 milyon yıllık, 300 milyon yıllık fosillere 6 bin yıllık dersen, sana gülerler. Ve baştan kaybedersin, nitekim dalga geçiyorlar bunlarla.
Hocam senin var mı anlatacakların?
DAMLA HANIM: Var Hocam, inşaAllah. “Ortadoğu’da Mısır, Ürdün, Suriye, İran gibi toplam 16 ülkede, binlerce insanla bağlantı kurularak, çok büyük bir halk araştırması yapılmış. Araştırmanın sonucunda, bölgede en sevilen ve en güvenilen ülke; Türkiye çıkmış. Bölge insanın büyük çoğunluğu Türkiye’nin İslam ve demokrasiyi birleştiren kendilerine model olabilecek lider ülke konumunda olduğu konusunda birleşmişler” Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Neden oluyor bu? Mehdiyet’in Türkiye’de olmasından kaynaklanıyor. Allah böyle bir bereket veriyor. Allah sevdiriyor, kalplere bir muhabbet meydana getiriyor. Allah Mısır’da da yapabilirdi başka ülkede de yapabilirdi. Ama Allah’ın Türkiye’yi seçtiğinin bir başka delili bu. Diyorlar ki; “niye Türkiye?” İşte bakın görün, Allah seçiyor, vesile ediyor Allah, inşaAllah.
“Bir Caferi olarak, sizleri çok takdir ediyorum Hocam. Hz. Mehdi (a.s) konusunu, deccal konusunu hurafelerden arınmış bir şekilde sizlerden öğrendik, inşaAllah. Madde konusunu bir Caferi olarak bilmezdim ben. Sizi tanıdıktan sonra aklımdaki pek çok konu aydınlandı inşaAllah. Şimdi olaylara daha çok Kuran gözüyle bakıyorum. Buradan tüm Şii, Caferi kardeşlerimize ayrıca seslenmek istiyorum; biran önce bölüp parçalanma düşüncesinden vazgeçilmeli. Çünkü Şii hadislerine göre de, ehlisünnet hadislerine göre de Hz. Mehdi (a.s) zuhur etmiştir. Bu yüzden Sünniler, Şiiler ittifak edip Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkmasını en çok isteyenlerle ile ortak faaliyet içine girmeliler. Peygamberimiz (s.a.v) tüm Peygamberlerin ümmetlerini uyardığı deccalı tanımak gerekir. Buna karşı İslam’ın tüm dünyaya hâkim olmasını istemek lazım. Sizi, tüm Şii ve Caferi kardeşlerimizi sevmeniz için dua ediyorum Hocam. Allah’a emanet olun, inşaAllah. Muhammet Taşdemir.”
Biz bütün Şii kardeşlerimizi severiz, onlar da bizleri severler.
“Bebek ciltli, genç delikanlı görümündeki, kınayıcının kınamasından korkmayan yakışıklı Adnan Oktar Hocam, buradayız” diyor, bir kardeşimiz.
Bediüzzaman zamanında yobazlar çok azgındı. Bediüzzaman ancak bu kadarını yapabildi. Hepsi hemen hemen baş belası olmuşlardı. Bediüzzaman’ı ihbar yarışına girmişlerdi. Polise ihbar ediyorlar, savcılıklara ihbar ediyorlar, halkın içinde Bediüzzaman aleyhinde yoğun propaganda yapıyorlar. Çok cibilliyetsizlerdi. Bediüzzaman mevcut imkânlar içerisinde Kuran talebesi olarak, ancak bu kadar hizmet edebildi. Öbür türlü kim bilir ne yaparlardı Bediüzzaman’a. Yani mecburdu. Mühim olan, bizlere Kuran’ın nasıl yorumlanacağını gösterdi, yobazların ne olduğunu anlattı, Mehdiyet’i anlattı, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın gelişini anlattı, İttihad-ı İslam’ın ne kadar önemli olduğunu, Bediüzzaman sayesinde anladık inşaAllah, bilinmiyordu o kadar. Tabii ki Kuran’dan ama Kuran’ı da tefsir eden bize o oldu, inşaAllah.
Şehmuz; “Hocam Antalya ayakta, yoklamaya hazır” diyor, maşaAllah.
Erdi; “Hocam ben dinden iyice uzaklaşmıştım. Size çok teşekkür ederim, sizi dinleyerek imana geldim. Çünkü çok din adamı dinledim, bunaltıcı şekilde din anlatılıyor (Dini konuları tenzih ederiz.), uzaklaşıyordum. Çünkü İslam’ı ve bilimi birleştiren bir Hocasınız, hakkınızı helal edin Hocam sizi dinlemeye devam inşaAllah, bundan sonra” diyor. Doğru, ben samimi olarak söylüyorum, yani bir övünme olarak değil de, hakikaten dünyada tekiz. Ben, olsa ayaklarına kapanırım ve peşlerinden giderim, hemen tabi olurum, yok, isterseniz bakın. Yani Darwinizme- materyalizme bu derece etkili vuran, iman hakikatlerini bu kadar kapsamlı ve güzel anlatan, bu kadar güzel delillendiren, her imani hususu bu kadar güzel açıklayan, Kuran tefsirini bu kadar gönüllere tam nakşedecek şekilde samimi inanılacak şekilde anlatan varsa, bana anlatın, çok nadir.
“Hocam Malatya ayakta” diyor, Ahmet Oğuzbey. MaşaAllah.”
Osmaniye; “Hocam ayaktayız” diyor, maşaAllah.”
“Selamun Aleykum. Hocam müşrikler, Hıristiyanlar ve Yahudiler, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’in ümmeti midir, yoksa ümmeti değil midir? Şayet ümmeti değilse, bu insanlar nedir? Rica etsem açıklama yapabilir misiniz lütfen, sağ olun.” Kadir Yüksel.
Kadir; dünyadaki herkes ama istisnasız herkes Peygamberimiz (s.a.v)’in ümmetidir, tamamı ümmetidir. Fakat ikiye ayrılıyor ümmet, bir icabet ümmeti var, bir de icabet etmeyen ümmet var. Onlar icabet etmeyen ümmet, biz icabet ümmetiyiz. İcabet etmişiz, onlar icabet etmeyi bekleyen ümmet. Ama hepsi ümmetidir. Peygamberimiz (s.a.v) gelince, bütün dünyaya geldi. Bütün dünyaya Peygamber olarak gelince ne olmuş oluyor? Bütün dünya ümmeti olmuş oluyor. Belirli bir kavime, topluluğa gelmiş değil ki Peygamberimiz (s.a.v). Âlemlere rahmet olarak bütün âlemlere. Cin taifesine de gönderiliyor, cinlerin de peygamberidir Resulullah (s.a.v).”
Ayşe Kara; “Türk İslam Birliği’ni istiyorum” diyor, maşaAllah, inşaAllah Allah yakında nasip edecek.
“Bazı kimseler, Peygamberimiz (s.a.v)’in çocukları okşayıp öpmesini garip karşılıyorlardı. Yani onun sevgisine hayret ediyorlardı. Kendilerinde pek olmayan bu güzel huyun en güzel bir şekilde Peygamberimiz (s.a.v)’de görülmesini tam olarak anlayamıyorlardı. Bir gün bedevinin birisi gelerek Peygamberimiz (s.a.v.)’e; ‘Ya Resulullah, siz çocukları öper misiniz? Biz öpmeyiz’ dedi.” Onunla övünüyor. “Peygamberimiz (s.a.v) diyor ki; “Allah senin kalbinde merhamet duygusunu almışsa, ben ne yapabilirim?” diyor. Peygamberimiz (s.a.v)’i kınıyor adam, Peygamberimiz (s.a.v)’de böyle cevap veriyor, maşaAllah.
“Bir defasında Akra bin Habis, Peygamberimiz (s.a.v)’i, Hz. Hasan’ı öperken gördü ve şöyle dedi; ‘Benim on çocuğum var. Şimdiye kadar hiçbirini öpmedim.’” Sanki marifetmiş gibi. Bakın, o zamanın yobazlarını görüyor musunuz? Şimdinin yobazları ile aynı kafadan. “Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v); “merhamet etmeyene merhamet olunmaz buyurdu.” Meşhur hadis.
Hz. Zübeyr (r.a) anlatıyor; “Bir gün gözümle gördüm Peygamber Efendimiz (s.a.v) secdede iken, Hz. Hasan geldi. Peygamberimiz (s.a.v)’in sırtına bindi. Hz. Hasan kendiliğinden ininceye kadar, Peygamber Efendimiz (s.a.v) onu indirmedi.” Durmuş sırtında. “Peygamber Efendimiz (s.a.v) namazda iken bacaklarını açar, Hasan’da bir taraftan girer, öbür taraftan çıkardı.” Namaz anında Peygamberimiz (s.a.v) rahat geçmesi için, bacağını ayırıyormuş, olay hadise çıkmasın diye. Eğlenceye dökmüş böyle koşuşturup koşuşturup, aradan geçiyor.
“Bediüzzaman talebelerinin sadeleştirme tepkisi” diyor. Helal olsun. Tabii olmaz. Mesela İstiklal Marşı orijinal şekli ile güzeldir. Birçok söz, orijinal şekli ile güzeldir. Değiştirirsen başka bir şey olur. Yani sıfır hükmünde olmaz tabi ama etkisi çok az olur.
Sizi dinliyorum.
DAMLA HANIM: İnşaAllah Hocam. İsrail’in İbranice olarak basılan muhafazakâr milliyetçi gazetesi Makorişon, bugünkü baskısında sizinle yaptıkları röportajı yayınladı; “Sizi dünyanın en etkili Müslüman’larından biri olarak tanıtan haberde, Kuran’da Musevilerin yeri, Türk İslam Birliği’nin İsrail için anlamı, Türk İsrail ilişkilerinin gelişmesi için yaptığınız çabalar ile ilgili anlatımlarınıza yer verildi. Haberin başlığı “Yahudileri öldürün demek, Kuran’a aykırıdır” şeklinde verildi. Haberde Filistin müftüsünün Yahudilerle ilgili yaptığı son açıklamalarına verdiğiniz cevap ve İsrail’in Türk İslam Birliği’nin bir parçası olması konusuna geniş yer verildi, Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii, bakın bir şey söyleyeyim mi? İngiltere’de -buraya da gelmişti- adamcağızı o Musevi kıyafetleri ile görünce, İngiltere’nin it kopuk çakal takımı feci şekilde dövmüşler adamı. “Git buradan İngiltere’den” demişler, o da gitmiş Fransa’ya, Fransa’da da rahatlık vermiyorlarmış. Hıristiyanlara da öyle, İtalya’da falan akıl almaz hakaretler ediyorlar. Öyle dini kıyafetle, sokakta alay etmeler, bağırıp çağırmalar, küfretmeler, kıyafetine yönelikte böyle çirkin tavırları oluyor. Müslümanlara yönelik de bu var. Hâlbuki ittifak etmiş olsalar, hepsine herkes saygılı olur, hepsine herkes hürmet eder. Bölünmüş, parçalanmış olunca, o ona, o ona düşman olunca çünkü Musevi'ye düşman olmaya çalışıyor adam, Musevi aleyhtarı oluyor, Hıristiyan aleyhtarı oluyor. Hıristiyan ve Musevi'lere de Müslüman aleyhtarı yapıyorlar. O zaman dinsizler hepsine saldırıyorlar. “Siz demediniz mi bunlar kötü diye, işte biz de yapıyoruz gereğini” diyorlar. Müslüman'ı da vuruyor, Hıristiyan'ı da vuruyor, Musevi'yi de vuruyor, hepsini vuruyor. Kendi elleriyle, kendilerini tahrip etmiş oluyorlar. Halbuki ittifak etmiş olsalar, çok mutlu, rahat olacaklar.
Hocam var mı senin anlatacakların?
DAMLA HANIM: Var Hocam, inşaAllah. Sizi ziyarete gelen Musevi Mason'un oğlu Raphael, üç yaşına girmiş Hocam. Okulunda sınıf duvarına bir resim asılmış.
ADNAN OKTAR: Acayip şeker, biraz yaklaştır bakayım. Ama süper şeker. Bayağı güzel. Mesela bu yobaz takımına göre; “taş haber verecekmiş, gidip bu çocuğu parçalayacaklarmış. Ağaçlar haber verecekmiş, bu sabiyi gidip parçalayacaklarmış ve ibadetmiş bu, lanetliymiş bunlar, yok edilmeleri gerekiyormuş.” Bu nasıl bir vicdan, nasıl bir akıl, artık bunu insan açıklamakta zorlanıyor. Ne büyük vicdansızlık? Sabi bu, tertemiz insan. Allah; “İslam fıtratıyla doğarlar” diyor. Ne suçu var çocuğun? Değil mi? Bir de Ehl-i Kitap. Ehl-i Kitap'ın hükmü açık Kuran'da. Onlara, Müslümanlar güzel, şefkatli davranmakla mükellefler. ''Artık evlenebilirsiniz” diyor Cenab-ı Allah; “yemeklerini yiyebilirsiniz” diyor. Taş, ağaç size haber verecek, gidip öldürün demiyor Kuran. Bu çirkinliği, bu sevgisizliği, bu merhametten uzak olmayı bırakacaklar.
Evet, ben sizi dinliyorum.
DAMLA HANIM: Var Hocam haberlerim, inşaAllah. Fatih Altaylı, iki gündür yazılarında; “Bölgede Sünni ve Şii'ler arasında gerilimin tırmandığını ve İslam dünyasının büyük bir iç çatışmanın eşiğine geldiğine” dair yazılar yazıyor. “Sünni Araplara karşı İran, Suriye, Hizbullah Şii'lerinin birleşebileceğini, hatta Azerbaycan'ın bile Şii nüfus nedeniyle sürpriz bir şekilde İran'ın yanında yer alabileceğini” belirtiyor. “Türkiye'nin de bölgeyle çok iç içe olması nedeniyle bu çatışmalardan kaçamayacağını” iddia ediyor. Buna benzer yorumlar yabancı istihbarat gazetelerinde de yer alıyormuş Hocam. Dün de Mısır'da 73 kişinin öldüğü ve yüzlerce kişinin yaralandığı olaylardan sonra, birçok köşe yazarı, mezhep çatışmalarına dikkat çeken yazılar yazdı.
ADNAN OKTAR: Şimdi bu doğru tabii, İslam dünyasında iç çatışma körükleniyor, yobaz takımı tarafından. Özellikle mezhep farklılıklarından kaynaklanan bir nefret politikası, zaten biliyorsunuz, malum, şiddetle körükleniyor. Adamlar adeta nefret küpüne doğru gidiyorlar, nefretin içine doğru batıyorlar. Ama inşaAllah, Mehdiyet bunu kökünden silip atacak. Zaten silip atmaya da başladı. Allah önce hastalığı yaratıyor, sonra ilacı ortaya çıkarıyor Allah. Hep böyledir, Allah'ın adeti. Hepsi tedavi olacak. Hastalık olmasa Hz. Mehdi (a.s) çıkmaz. Hz. Mehdi (a.s) baştabip olarak çıkması için, hastalığa ihtiyaç var. Önce Allah hastalığı yaratıyor. İnsanlar hastalıktan bizar oluyorlar, sonra Allah Mehdi'sini çıkarıp, hastalığı ortadan kaldırıyor, inşaAllah. Mesela Darwinizmi-materyalizmi çıkarıyor Allah, sonra Mehdi'sini gönderiyor, temizletiyor. Bölünmeyi meydana getiriyor Allah, Mehdi'sini gönderip, birleştiriyor. Şirki, tuğyanı, dalaleti insanlar yaymaya başlıyor, Allah güç veriyor, kuvvet veriyor, imkan veriyor, dalalet hakim oluyor, sonra Mehdi'yi gönderip temizletiyor. Bakın, Hz. Mehdi (a.s) için neler meydana getiriliyor, neler yaratılıyor. Mehdi'sinin çıkması için, İslam'ın dünyaya hakim olması için, inşaAllah.
“Hocam sizin gittiğiniz fakülte ve okuduğunuz Güzel Sanatlar Bölümü, aslında başlı başına sizin orada bir amaç için olduğunuzu anlatır nitelikte. Ama özellikle o dönemde bunu yapmanız büyük cesaret isterdi, maşaAllah. Çünkü siz daha önce de söylemiştiniz, sürekli tebliğ çalışmalarında bulunuyorum ve hatta küçük kitapçıklar bastırıp, hemen hepsi sol görüşlü olan, hocalarınız ve arkadaşlarınıza dağıtıyormuşsunuz. Hocam bize fakülte yıllarınızda unutamadığınız bir anınızı anlatabilir misiniz? İnşaAllah. Hocam özellikle bir sınıf dolusu solcunun içerisinde hiç korkmadan girdiğiniz anlarınız bizi coşturuyor, maşaAllah. Siz daha iyi bilirsiniz” diyor, İngiltere'den bir kardeşimiz, maşaAllah.
“Can Seyyidimizin ve iffet abidesi nurlu talebelerine olsun, Allah'ın selamı” diyor, kardeşimiz. Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “571 kainatta doğan bir nurdu. Söndürmeye çalışanlar, 1956'nın bu nurun inkişafına bir milad olacağını düşünemediler, inşaAllah. Rahmet olup alem-i İslam'a hadim olanlardan, Allah razı olsun. Bir gün İslam aleminin ittihadına vesile olur, inşaAllah. Ellerinizden hürmetle öperiz.” Ama hakikaten bu 1956 yılının, Bediüzzaman'ın Risale-i Nur'da bu kadar çok dikkat çekmesi, çok acayip. Bir yerde, iki yerde değil. Talebeleri de ayrıca dikkat çekiyor, kendisi de dikkat çekiyor. Talebelerinin yazdığını tasdik ediyor Bediüzzaman; doğru diyor yazdığı.
Mesela dünkü yaptığımız açıklamada; “Bundan 20 sene sonra yeni bir nur inkişaf edecek” diyor, “Risale-i Nur'dan ayrı” diyor, ”yeni bir nur mu çıkacak, yeni bir hareket mi olacak, bambaşka bir şey mi olacak, bilemiyorum” diyor. “Bir harikuladelik var 1956 yılında, sünuhatle söylüyorum” diyor “sünuhat, vahiy değil bu” diyor, “kalbime ilham oldu, sünuhatle bildirildi. Ama ne olduğunu tam çıkaramıyorum'' diyor. “Ama yepyeni bir şey, yepyeni bir hareket, Risale-i Nur'un dışında, bambaşka bir şey gibi görülüyor” diyor, “ama tam söyleyemedim, tam anlayamadım, 1956 yılında bir şey başlayacak” diyor. Yine başka bir açıklamasında, Risale-i nur'da yine 1956 yılını veriyor, diyor ki; “Bu yılda münafıkane sistem, artık geriye doğru gidecek, çökmeye başlayacak, artık bu yıldan itibaren” diyor, 1956. Talebelerinden hazırladığı ebcedlere de “doğru bunlar” diyor. Ayetler net; 1956 yılını gösteriyor. Neydi o ayet? “Kesinlikle sensin” evet. “Kesinlikle sensin; 1956 yılını veriyor” diyor. Yine öyle 1956 yılına işaret eden, başka ayetlerde var, Bediüzzaman'ın özel olarak tasdik ettiği. “1956 yılında bir şey var, bir harikuladelik var” diyor. Bakın, Risale-i Nur gibi başka bir hareket, başka bir şey, bambaşka bir şey görülüyor” diyor, “ama ne olduğunu çıkaramıyorum” diyor, “o yılda başlıyor” diyor.
“Selamun Aleykum, aydan daha güzel hocam” diyor, maşaAllah. “Hz. Süleyman (a.s)’ın heybeti, Hz. Muhammed (s.a.v)’in ahlakı ve Hz. Yusuf (a.s) gibi güzel olan Hocam” diyor. MaşaAllah, inşaAllah öyle oluruz, dua et inşaAllah. Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.
“Size candan aşık ve ruhen de bağlı olan, Fatma Nur. O mübarek ellerinizden öperek, doğum gününüzü candan kutluyorum sevgili Hocam'' diyor. Kardeşinin de ayrıca sevgilerini, hürmetlerini iletiyor.
“Geç kaldığım için özür dilerim Hocam” diyor. “Sınıfa girebilir miyim?” diyor, Büşra, maşaAllah.
“Gitar çalıyorum, fakat saygı duyduğum bir hocam bana kızdı ve ‘gitarı bir daha çalma’ dedi ama ben gitarı çok seviyorum, ne yapmalıyım? Teşekkür ederim, Hocam” diyor, Ahmet Kuru. Gayet güzel. Ritim, Allah'a olan sevgini artırır, kalbine ferahlık verir, nimettir. Nasıl uyku ibadete kuvvet veriyor, nasıl kuvvetli gıdalar ibadete güç veriyor, onun gibi müzik de ibadete güç verir, kalbi ferahlatır, insana hoş duygular yükler, inşaAllah, Allah'ın dilemesiyle.
“Sevgili Seyyid Ahmed Muhammed Adnan Hocam. Kar tanelerindeki Allah'ın mucizelerinden bahseder misiniz Hocam? Her biri ayrı maşaAllah, güzellikte ve eşsizlikte şekil ve şemail olarak birer mucize, aynı şekilde” diyor, “Allah'ın bütün sanatları da birbirinden daha güzel oluyorlar” diyor.
“Her zaman ki gibi yakışıklılığınız ve nur yüzünüz, bu soğuk kış gününde güneş gibi günümüze doğuyor, inşaAllah” diyor, maşaAllah.
Eyüp Aytemiz-İstanbul/Başakşehir; “Buradayız” diyor. “Herkes burada” diyor, maşaAllah.
“Doğum gününüz kutlu olsun, sevgili nazlı Muhammed Adnan Hocam” diyor. “Hamdolsun alemlerin Rabbine. Selam olsun onun Habibine, Selam olsun Ehli beyte. İnanıyorum ki bugün ailen de Ehl-i beyt çok mutlu ve tebessümle sana bakıp coşuyorlardır. Doğum günün kutlu olsun Sultanım” diyor, Ayten Hanım yazmış. Bu sevimliyi de tanımıyorum ama çok şeker bir şey. Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili çok güzel bir şarkı vardı, var mı sizde?
(“Yetiş Bize Ya Mehdi” İlahi)
ADNAN OKTAR: Allah’ın Hücceti; Hz. Mehdi (a.s)’ın lakabı. Hz. Mehdi (a.s) Kabe'nin örtüsüne sarılıyor, orada söylüyor Hüccet olduğunu, hadiste. Kabe'nin örtüsüne sarılıyor Hz. Mehdi (a.s); “Ya Rabbi” diyor, “Sen'den, son hüccetim” inşaAllah. Oradan geliyor Hüccetullah. Allah'ın hücceti; delil, inşaAllah. Güzel maşallah, güzel okumuşlar. İşte ahir zamanda Allah'ın delili, Hüccetullah. “Ya Rabbi, Senden son hüccetim” inşaAllah. Mesela; Hüccetullah, o denir. Ama Mehdi denmiyor. Onun için, böyle birçok lakabı var Hz. Mehdi (a.s)’ın. Nelerdi, geçenlerde saymıştınız; Kaim; “kaimimiz” diyor. Kaim çok geçer. Gayb, gaybimiz, Haydar-ı Kerrar, inşaAllah. Mehdi muntazır, Bakiyetullah, inşaAllah.
“Hocam abdest ve gusül neden yanlış anlatılıyor? Kitabınızda hiçbir hocanın anlattığı gibi değil. Sizden de duymak isterim.” Bu hep kişilerin ağzında oluyor, işte “abdesti, guslü bilmiyor” diye. Gayet basit. Niçin böyle karma karışıkmış gibi dini göstertiyorsunuz? Gusül; adam tam anlamıyla boydan boya yıkanırsa, her tarafı ıslanacak şekilde, bu gusül abdesti olur. Abdesti de; yüzünü yıkayacak, kollarını yıkayacak dirseklerine kadar, ayaklarınız yıkayacak, başını mesh edecek. 250 sayfa yazı yazacak bir konu yok burada. Çok kolay.
Belgin; “Canım sevgili Hocam” diyor, “Size böyle yazabilmek bile ne kadar büyük bir nimet. Nice seneler, güzel seneler, her geçen sene, bir sene kadar değil on yaş daha gençleşiyorsunuz, nurunuza nur katılıyor, maşaAllah” diyor. “Güzel, temiz, nurlu ellerinizden öpüyorum” diyor, maşaAllah. Çok şeker.
“Hocam kopamıyoruz ki, 7/24, pek abartılı değil, canlı yayın olmayınca, eski röportajları izliyoruz” diyor.
“Sahib’üd dar; Hz. Mehdi (a.s)’ın isimlerinden, Bakiyyetullah, El Hatim. Ne demek El hatim? Son, en sonuncu, sona erdiren. Dünyanın sonunu getiriyor. Yani kıyamet alameti Hz. Mehdi (a.s) biliyorsunuz, o yüzden El Hatim'dir. El Hüccet, El Kaim, El Hadi, El Mehdi, El Muntazar, Mehdi-yi Muntazar, İmam Muntazar, Halef-i Salih, Mansur, Sahibi’l emr, Sahibü’z zaman, Veliyi Asr, Mehdi-yi Mev’ud, İmam-ı Asr.
Ne yapalım? Bugün bu kadar olsun, gidelim, inşaAllah.
Kuran Tefsiri
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Makaleler
Devamı ...İlanlar
Devamı ...