MUHABİR: Yayılmaya başladığı dönemlerde tabi belli kesimler tarafından ya da aileler sizin de ifade ettiğiniz gibi çekinceyle bakıyorlar, tereddütlü bakıyorlar.
ADNAN OKTAR: Tabi,
MUHABİR: İslamiyet’in ilk yayılmaya başladığı o dönemlerde tabi gençler şimdi de ifade ediyorsunuz, işte Mehdi’nin, Hz. İsa’nın ortaya çıkması sonrasında yine sıkıntılar yaşanacak, büyük sorunlar yaşanacak ama bu dünya akışı içerisinde olması gerekenler daha önceden bilinen ve yaşanması gereken şeyler olarak addediyorsunuz. Yani bazı sorunlar yaşanacak, sıkıntılar yaşanacak ve bu sıkıntıların sonrasında huzura ve refaha kavuşacak diyorsunuz.
Adnan Oktar:Pek tabi, aynı şekilde bu Hıristiyanlıkta da var. Hz. İsa’nın İncil’de bunu görüyoruz. Siz çünkü dediniz ben de aynı anda, çünkü kelimesiyle karşılaştım o anda. Çünkü diyor Hz. İsa (as) ben oğulla babasının, kızla annesinin, gelinle kaynanasının arasına ayrılık sokmaya geldim diyor. Ben aralarına ayrılık sokacağım diyor. Çünkü Hz. İsa’dan yana olunca aile düşman olacak ona. İbadet ettirmeyecekler onunla görüştürmeyecekler, ona baskı şiddet uygulayacaklar. Nitekim Hz. İsa zamanında olmuştur bu. Niye görüşüyorsun Hz. İsa’yla? Niye ibadet ediyorsun? Niye namaz kılıyorsun? diye o zamanın Yahudileri müthiş bir mücadele vermişlerdir. İnsanın düşmanları kendi ev halkı olacaktır. O devirde. Kendi ailesi baskı yapacak. Kendi ailesi şiddet kullanacak diyor Müslümanlara. Annesini ya da babasını beni sevdiğinden çok seven, yani şu asrımızda Kuran’ı, Allah’ı, Resulullah’ı çok seven bana layık değildir diyor Hz. İsa. Oğlunu ya da kızını beni sevdiğinden çok seven bana layık değildir. Yani Allah sevgisi, Allah Resulü’nün sevgisi, Allah yolunda mücadele hepsinin üzerindedir diyor. Matta 10. bölüm 34-38. kısımdaki ayetler, evet izahlar
MUHABİR: Tabi burada necisin, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsunun sorularını insanoğlu, Hz. Muhammed (s.a.v)’in dünyaya gelişinden sonra o soruların cevaplarını, belki de ortaya çıkıyor bir Yahudi’nin belki de o açıklaması ilk Peygamber Efendimiz’in dünyaya gelişinde ‘Ahmet diye birisi dünyaya’ gelecek, bir Yahudi söylüyor bunu ve İsrailoğulları dönemi kapanıyor. O son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v) dünyaya geliyor, işte sırtında ben olduğu söyleniyor ve o dünyaya geldiğinde Peygamber Efendimiz dünyaya geldiğinde, dünyada nur saçıldığı, efendime söyleyim çok farklı mucizelerin gerçekleştiği yine o dönemki anlatılanlardan bazı insanların rüyasında Peygamber Efendimiz’in dünyaya geleceğiyle ilişkin çok çeşitli farklı rüyalar görmesi, bunu mucizesi olduğunu ortaya koyuyor.
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Tabi benim kafama takılan zaten birçok soru takılıyor, her insanın kafasına takılıyor. O dönem işte Tevrat’ta da yazan bir açıklama, bir bilgi Peygamber Efendimiz’in dünyaya geleceği Kuran-ı Kerim olacağı İslamiyet’in olacağı,
ADNAN OKTAR: Yayılacağı,
MUHABİR: Yayılacağı söyleniyor, Hıristiyanlık devam ediyor, Yahudilik devam ediyor, Musevilik devam ediyor, İslamiyet sonrasında son din son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v) son dinimiz İslam, ama diğer dinler de hani bir şekilde devam etti, sonlandırılmadı, yani bunun nedeni neydi? Neden böyle geldi? İslamiyet tabi ahir zamanda tüm insanoğlu, tüm insanlar Müslümanlığı seçecekler, İslam dinini seçecekler, İslamiyet hâkim olacak dünyaya zaten sonrasında da kıyamet kopacak. Bunu nedeni neydi efendim?
ADNAN OKTAR: Zaten Peygamber Efendimiz’in gelişi aynı zamanda kıyamet alametidir,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Yani çünkü Hatemül Resulü, yani son…
MUHABİR: Son peygamber
ADNAN OKTAR: Bu ne demektir, belli bir zaman geçecek, Mehdi çıkacak, İsa inecek, kıyamet kopacak ondan sonra çünkü hayat yok. Onun için de bir daha peygamber gelmiyor, Hatemül Resulü, zaten orada hemen olay anlaşılıyor,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Yani kıyametin yakın olduğu oradan anlaşılıyor, o güzeller güzeli Peygamberimiz daha çocukken elinden yüzünden nur akıyordu zaten müthiş güzeldi, çok çok yakışıklıydı. Bir rahip onun yüzüne bakıyor, bu çocuk diyor bunda bir harikuladelik var, yani bir olağanüstülük var diyor açın sırtını bakayım diyor bir açıyor sırtını, sırtında peygamberlik mührü, o ben, kalp hizasında Mehdi’de de vardır, o
MUHABİR: Tüylü bir ben
ADNAN OKTAR: Evet sırtında bir ben, onu görünce bu çocuk diyor olağanüstü bir insan, buna peygamberlik gelecek bunu çok iyi koruyun diyor, çok iyi kollayın diyor ve gönderiyor. Yani daha çocukken anlaşılıyor, yüzündeki harika çünkü bütün hayatı dürüst, Muhammed’ül Emin deniliyor, (sav) yani mutlaka doğru konuşuyor, herkes onu o şekilde biliyor. Onun için peygamber olunca da bir şey diyemediler.
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Çünkü bütün hayatı doğru geçmiş, hiç yalanı yok, Muhammed’ül Emin, onu durduk yere söylemezler, Mekke müşrikleri söylüyor bunu üstelik de,
MUHABİR: Evet, tabi çeşitli alametler de var, Kuran-ı Kerim’de geçen bu konuya ilişkin kıyamet alametleri de var, işte Peygamber Efendimiz’in dünyaya gelmesi İslamiyet’in son din olması da bir kıyamet alameti olduğunu söylüyorsunuz,
ADNAN OKTAR: Tabi,
MUHABİR: Kuran-ı Kerim’de geçen kıyamet alametlerinden bahsedecek olursak, belli başlıları nelerdir efendim?
ADNAN OKTAR: Dabbetül Arz var,
MUHABİR: Evet önemlilerinden bir tanesi,
ADNAN OKTAR: Duman zuhuru var, Yecüc Mecüc var, Yecüc Mecüc’un zuhuru var, Nur Suresi 55’te de dünyaya hâkimiyeti vardır.
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: İslamiyet’in dünyaya hâkimiyeti, yani önce o. Hz. İsa’nın inişi var ve Kuran onu çok açık söylüyor, diyor ki, O, Hz. İsa, şeytandan Allah’a sığınırım, kıyamet için bir alamettir. Sana inanmayan hiçbir fert kalmayacak diyor Cenab-ı Allah, Ehli Kitaptan. Hepsi iman edecek çok büyük bir mucize bu. İşte bu dünya hâkimiyetini göstertiyor, çünkü bütün Hıristiyanların tamamı Museviler de Ehli Kitaptır, tamamı iman edecekler. Ve sana inananları ve seni sevenleri diyor Cenab-ı Allah, bizler de seviyoruz çünkü Müslümanız, Hıristiyanlar da seviyor hepsi tabi olacaklar, kıyamete kadar diyor küfrün üstüne geçireceğim, diyor Allah. Yani kıyametin son anlarına kadar, bu da net dünya hâkimidir. Buradaki açıklamalarda, bunların hepsi Kuran’ın hükümleri olarak hem kıyamete yakın devrin özellikleridir. Zaten diyor, Cenab-ı Allah o kıyamet için bir alamettir, açık. Fakat sonra bunlar olacak diyor. Bir hâkimiyet, arkasından bozulma.
Ama Kuran’da Hatem’ül Resul dendiğinde millet herkes anladı ki kıyamet yakın, bitti, başka peygamber yok, yani bu dünyanın sonunun geldiğini göstertiyor,
Ama Cenab-ı Allah dese ki yine peygamberler devam edecek, tamam o zaman daha vakit var anlamına geliyordu inşaAllah. Ama Hatem’ül Resul diyor Allah, nübüvvet artık bitik başka kitap inmeyecek yani Kuran son hak kitap. Ve mükemmel kitap Allah’a çok şükür elhamdülillah, her yerinden Kuran’ın nur akıyor ve insanlığa müthiş bir kılavuz, muazzam bir kılavuzdur, insanlık bugün Kuran’a uymadığı için görüyorsunuz, ekonomik kiriz mahvediyor şu an dünyayı, tek ilacıdır Kuran.
Eroin, esrar, şu bu, kumar mahvoluyor insanlar, gene tek çözümü Kuran’dır. Sevgisizlik bütün dünyayı sardı, kimse kimsenin yüzüne bakmıyor, bir tek Türkiye’de değil. Türkiye’de de çok geniş çapta bir sevgisizlik var. Ama Anadolu’da güzel, Anadolu fakat İstanbul, İzmir gibi büyük şehirlerimizde, Ankara gibi büyük şehirlerimizde insanlar birbirilerine daha yabancılar. Daha uzaklar yani, ama küçük yerlerde, kasabalarda, köylerde tabi daha dostane, daha sıcak bir ortam var. Ama yurt dışında köyler kasabalarda da vahşiler, yani göz göze dahi gelmiyor insanlar. Sevgi yok, muhabbet yok Allah derin ve samimi sevgiyi ellerinden almış durumda ki, yani bir dünyada olabilecek bir insanın ruhunu almış olmak gibi bir şey, sevgi yoksa geriye ne kaldı, yani insanın içi boşaldı demektir,
MUHABİR: Sevgisizliği, mutsuzluğu, hoşgörüsüzlüğü, adaletsizliği getirenin de muhakkak ki ekonomik krizler olduğunu biliyoruz, yaşanan büyük sıkıntılar olduğunu biliyoruz. Geçmiş dönemlerde bunlar yaşanmıştır, özellikle Ortadoğu’da yaşatılmak istenen budur. Afrika’da yaşanan budur, ekonomik kriz, açlık, sefalet insanları zor duruma sokmuştur ki, Türkiye’de de insanların suratının asık olması mutsuz olması, birbirilerine stresleri yüksek, kötü söz söylemeleri, trafikte akış sağlanırken en ufak bir kazada bile aracından inen iki insanın birbirine karşı kötü söz söylemesi, kavga çıkması, birinin birine bir diğerinin hayatına son vermesi, birini hastaneye birinin mezara birinin hapishaneye gitmesi tamamen bunlar yaşanan sıkıntılar, stresler, bunalımlar ve tabi ki ekonomik buhran sonucunda ortaya çıkan şeylerdir. İşte dünyada da bugünlerde özellikle yaşanan en önemli gerçekte bu belki de, dünyanın büyük sıkıntılar içerisinden geçeceği ve sonrasında sizin ifade ettiğiniz o işte ahir zaman alametlerinden kıyamet alametlerinden dediğiniz işte Hz. Mehdi’nin Hz. İsa’nın geleceğini, olacağını ortaya çıkacağını ifade ediyorsunuz. Ama işte Amerika büyük bir kriz eşiğinde, işte Amerika’da bazı firmalar iflasın eşiğine geldiğini açıklıyorlar, bugün dolar Türkiye’de çok yüksek seviyelere çıktı. Ama bu sıkıntıların ardından bir refah, bir huzur gelecek mi efendim?
ADNAN OKTAR: Tabi ki, şöyle, kapitalistler mesela çok zenginler,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Yani çok zenginler ama ahlaksızlık en yüksek seviyede de onlarda görülüyor. Yani hepsini tenzih ederim ama büyük bir bölümü öyledir, zenginlik insanı çok azdıran bir şeydir,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Çok kontrolden çıkaran bir şeydir genelde, çok nadir insan bu beladan kurtulur Kuran da buna işaret eder. Şehrin varlıktan şımarmış ileri gelenlerinden bahsediyor Allah, mesela o bölgenin varlıklı, şımarık azgınlarından bahsediyor Kuran. Mealen. Fakirlik de bazen çoğu zaman insanları bozar, zenginlik de çoğu zaman bozar, ama bu ahir zamanda olan olay ekonomik kriz insanların hepsinin Allah’a yaklaştırmasına vesile olacaktır, Allah’a yalvarıp yakarmalarına ve dindar olmalarına vesile olacaktır. Yani daha önceleri insanları ahlaksızlığa sürükleyen bu ekonomik kriz, ekonomik eksikler, fakirlik ve yokluk bu sefer muazzam bir imana ve Allah’a tam teslim olmaya insanları zorlayacak. Bunları zaten görüyoruz, göreceksiniz de. Ve kısa süre içerisinde, mesela bu önümüzdeki 7 yıl içerisinde muazzam bir manevi tırmanış olacaktır,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Ve başka da hiçbir kurtuluşu yoktur dünyanın, ya bağıra bağıra Allah esirgesin can çekişe can çekişe büyük bir felaketin içine girerler veyahut Kuran ahlakına uyacaklar, yani başka hiçbir çözümü yoktur. Allah’ın bu verilmiş sözüdür, Allah Cebbar ismiyle zorla İslam ahlakını bütün dünyaya hakim edecek. Allah’ın ağzından bu söz çıktı bir kere. Allah bu sözü verdi yani,
MUHABİR: Ki o dönemlerde Peygamber Efendimiz (s.a.v) yaşadığı o dönemlerde ilk yıllarda Müslümanlığın İslamiyet’in yayılışı döneminde şimdi yaşadığımız sıkıntılar hiç sıkıntılar. O dönemlerde çok daha büyük sıkıntılar yaşanmıştır,
ADNAN OKTAR: Tabi ki,
MUHABİR: Ne savaşlar yaşanmıştır,
ADNAN OKTAR: Tabi ki, ağız derken tabi Allah’ın ağzı yok yani Allah’ın sözü anlamında diyorum, Allah böyle bir söz verdi,
MUHABİR: Tabi ki,
ADNAN OKTAR: Allah’ın buyruğu, Allah ol dedi ve oldu bu.
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Şimdi mesela Mehdi’yi ve Hz. İsa’yı efsane gibi görenler bir de bakacaklar ki tam hakikatin kendisiymiş,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Tam bir gerçekmiş, mesela ekonomik kriz dedim, dediler ki kısa sürecek dediler yok bu ehemmiyetsiz dediler bazıları çıktı da, şapkalı birisi çıktı çok kısa bir süre bir sene sürer dedi, hani bir sene sürüyordu, gittikçe katlamalı artıyor ve artacak, inşaAllah,
MUHABİR: Tabi bu Türkiye için değil, bu global bir kriz,
ADNAN OKTAR: Tabii ki, tabii ki,
MUHABİR: Bütün dünyayı kasıp kavuran bir kriz,
ADNAN OKTAR: Ama Allah’a şükür Türk İslam alemi bundan çok güçlü, zengin, müreffeh ve lider ülke olarak çıkacak Türk İslam Birliği, biz tek vücut bir kardeş yapılanmayız inşaAllah,
MUHABİR: Ama her zaman alternatif politikalar güden dış kaynaklı alternatif politikalar güden olumlu giden bir gidişata darbe vuran veya çomak sokan ülkeler de bulunabiliyor. Geçtiğimiz günlerde tabii ne denli doğrudur, yanlıştır, suçu vardır yoktur, Sudan devlet başkanı El Beşir biliyorsunuz tutuklanma talebi, tutuklanma kararı bir Arap lideri. İşte gelişmeye başlayan bir ülke, farklı ideolojiler güden, farklı bir yol alan bir ülkenin liderini nasıl bir şekilde tutuklanma talebiyle gözaltına alınması tutuklanması isteniyor, tabii Türkiye bu konuyla ilgili devreye girdi. Tutuklanmasının ortadan kaldırılması serbest bırakılmasıyla alakalı, ama Ortadoğu’da bir her zaman için bir gerginliğin yaratılmak istenmesi de tabii anlaşılır bir konu değil. Aslında siz ifade ediyorsunuz, bunun da bunların da bu gibi olumsuzlukların da yaşanabileceğini, bu süreçte yaşanması gereken olaylar olduğunu. Tabi burada bir de çok önemli konu belki de Mehdi’nin ortaya çıkması sonrasında Mehdi’ye yardım eden insanların çok az sayıda olacağı biliniyor, bilinen bir gerçek. Bununla ilgili neler söyleyeceksiniz? Neden az sayıda insan yardım edecek?
ADNAN OKTAR: Çünkü insanların sinir uçlarına vuracak Mehdi, mesela masonluğa vuracak, siyonizme vuracak, Darwinizm’e komünizme vuracak, Stalinizm’e vuracak, nerede anormal düşünce varsa, nerede anormal fikir yapılanması varsa vuracak. Vurunca da ahlaksızlara haysiyetsizlere vuracak, ateistlere vuracak yani fikri bir mücadele içerisinde olacak. Böyle olunca onlar da bir savunma refleksiyle ve tabi karşı atak geliştireceklerdir. Karşı atak geliştirince öldüremeyince fikren öldürme kalıyor geriye, düşüncelerini öldüremeyince geriye ne kalır iftira ve hakaret kalır, sadece iftira ve hakaret kullanacaktır Mehdi’ye karşı. İftira ve hakarette de kendilerince toplumu etkilemeye çalışacaklardır, hatta diyor ki rivayette Peygamberimiz (s.a.v) o gençlerle hiç kimse evlenmek istemez diyor, propagandanın şiddetine bak, ölüsü olsa cenazesine hiç kimse gelmez diyor, gitmez diyor, o kadar şiddetli ve her yönden ambargo uygulanacağı söyleniyor. Mesela konuşmamak, muhatap olmamak, ekonomik bağlantı varsa ekonomik bağlantıyı kesmek gibi, bu şekilde bir tecrit politikası uygulanacağı söyleniyor. Bunlar tabi ailelerinden kopacak bu insanlar mecburen Resulullah (s.a.v) olduğu gibi,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Çünkü mesela ahlaksız bir aile kendisi gibi olmasını ister, mason aile kendisi gibi olmasını isteyecek, PKK’lı bir aile kendisi gibi olmasını isteyecek,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Komünist bir aile kendisi gibi olmasını isteyecek, gayri meşru alemde olan insanlar yani her türlü ahlaksızlığa…
MUHABİR: Kendisi gibi olmasını isteyecektir,
ADNAN OKTAR: Gayri meşru alemde olan insanlar kendisi gibi olmasını isteyecektir, olmayınca o diğer gurupların da gücünü etrafına alarak, çünkü bu bunlar yalnız olmaz, bunlar ekiptir. Onların da gücünü alarak bu sefer Mehdiliğe ve Mehdi cemaatine saldıracaktır, yani onlarla ittifak ederek saldıracaktır. Çünkü onlar diyecekler senin derdinle benim derdim aynı, senin derdin ne benim ki de aynı, gel ittifak edelim hep beraber saldıralım diyeceklerdir. O yüzden Mehdi’nin dönemi çok zorludur ve çok çetindir.
MUHABİR: Zaten, peki efendim burada işte ahlaksızlarla ilgili, masonistlerle Darwinizmlerle ilgili masonlarla ilgili açıklamalar olacak, yüzlerine vuracak ama bu söylemler kötü anlamda söylemler değil tahminim,
ADNAN OKTAR: Hayır hakaret değil, ilmi
MUHABİR: Tamamen ilmi,
ADNAN OKTAR: İlmi, kurtarmaya yönelik
MUHABİR: Kurtarmaya yönelik, gidişatı…
ADNAN OKTAR: Sevgiyi
MUHABİR: Gidişatınız yanlıştır,
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Yanlış yoldasınız, doğru yolu bulun şeklinde,
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi yani Mehdi şefkat, sevgi, muhabbet membaıdır, nur saçar, yani komünisti kurtarmaya çalışır, masonu kurtarmaya çalışır, ahlaksızı batağa düşmüşü kurtarmaya çalışır,
MUHABİR: Dışlama,
ADNAN OKTAR: Dışlama olmaz, yani son ana kadar onların tövbe etmesi için gayret eder, şevkle. Yani Mehdi’nin usulünde bu vardır, yani Peygamber Efendimiz’in usulü gibidir inşaAllah,
MUHABİR: Peki Mehdi hakkında Hz. Mehdi hakkında İslam âlimlerinin görüşleri arasında farklılıklar var mı? Bu konuya ilişkin İslam âlimleri de çok çeşitli açıklamalar yapmışlardır. Tahmin ediyorum o farklı görüşte olan İslam âlimlerinin olduğu ifade ediliyor. Bu görüş farklılığı neden kaynaklanıyor, niçin görüş farklılığı var? İslam âlimi olmasına rağmen,
ADNAN OKTAR: Bizim için mühim olan Ehli Sünnet’in bu düşünceyi kesinlikle savunuyor olmasıdır, Hanefi, Hambeli, Maliki ve Şafi mezhepleri,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Ehli Sünnet’in dört hak mezhebidir. Tamamı kesin hükümlerle Mehdi’nin çıkacağını, kesin hükümlerle de Hz. İsa’nın ineceğini savunmaktadır, bitti. Ama muhalif adamlar tabi ki çıkar yani her türlüsü komünist de çıkar mason din adamları da çıkabilir veyahut kendi kafasına göre kendini müçtehid müceddid gören âlimler olabilir, değişik görüşte insanlar olabilir, samimi olarak da anlamayan insanlar olabilir. Hiç önemli değil, Şii mezhebi ve Caferi mezhebi ve Aleviler de diğer kısmı tamamlar ki, bu, İslam âleminin %95’i demektir,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: % 95’inin samimi olarak inandığı bir gerçektir, ayrıca inanmaları şu an mecbur hale geldi, çünkü bütün alametler çıktı. Yani eskiden acaba diyebiliyordu belki bazı insanlar ama şu an yani o % 5’lik kitle için diyorum, onların da acaba diyeceği durum kalmadı. Çünkü Fırat’ın suyunun kesilmesi, İran-Irak savaşı, Irak’ın işgali gibi bütün alametlerin tamamı zuhur etti. Kuyruklu yıldızın çıkması, Fırat’ın suyunun kesilmesi hepsi oldu.
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: O zaman Mehdi’nin çıkışının kesin olduğu anlaşıldı. Mesela ekonomik kriz de kıyamet alametidir, Mehdi’nin çıkış alametidir, o da oldu. Sıradan bir şey gibi diyorlardı ama şimdi diyorlar ki dünya tarihinin en büyük ekonomik krizi diyorlar.
MUHABİR: Birde Türkiye’nin kilit ülke olduğunu söylüyorsunuz her seferinde, Türkiye kat ve kat büyüyecek özellikle Türk İslam Birliği’nden bahsediyorsunuz, konuşmalarınızda
ADNAN OKTAR: Bu millet görevli, ben bir şey söyledim mi geriye almam, hiç almadım, Allah’ın izniyle, % 100 diyorum, bak % 99 demiyorum, % 100 lider oluyor Türkiye,
MUHABİR: Evet zaten bunu birçok röportajlarınızda ifade ettiniz,
ADNAN OKTAR: Ve bütün Turanî devletlere bütün İslam ülkelerine hakim ve lider olacaktır. Yani o kadar yol aldık ki şu an yani, mesela daha dün Tayyip Erdoğan Gürcistan’la sınır kapısı için diyor ki, bu diyor sanal bir kapı diyor, biz bu kapıyı açacağız diyor. Yani tamamen açacağız diyor, bu ne demektir; Türk İslam Birliği. Tabi Gürcistan, bizim Gürcüler bizim canımız ciğerimiz kardeşimiz, zaten biz iç içeyiz,
MUHABİR: Aynı şekilde Ermenistan’la ilişkiler de aynı yolda ilerliyor
ADNAN OKTAR: Tabi, on binlerce Gürcü kardeşimiz var, biz Türk biliyoruz onları zaten, Gürcü diye bir şey yok. Ermeniler zaten millet-i sadıka. Bizim canımız fakat bakın gecikmenin sonucunu görüyor musunuz? Ermenistan ekonomisi çöktü ve muazzam bir enflasyon başladı, fiyatlar katlamalı arttı, yazık günah değil mi orada ki çocuklara kızlara insanlara yaşlılara
MUHABİR: Evet, bugünkü gündeme gelecek olursak yine, bu konularla alakalı gündeme gelecek olursak işte Türkiye’nin yer altı zenginliklerinden çok sıkça bahsedilmeye başlandı,
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: İşte biraz evvelde onu soracaktım, siz daha evvel yaptığınız açıklamalarda yer altı zenginliklerinin ön plana çıkacağını söylediniz. Türkiye’de gerçek anlamda yer altı zenginlikleri dünyaya kafa tutacak şekilde oldukça büyük, petrolünden tutun da işte bor madenine kadar, bugüne kadar ortaya çıkmamasının nedeni nedir? Bugüne kadar neden ertelendi, özellikle bugünlerde işte Karadeniz’de, bazı bölgelerde 40 yıllık, 40 yıl yetecek petrolün olduğu petrol rezervinin olduğu ifade ediliyor.
ADNAN OKTAR: Bakın şöyle sorabiliriz? Niye İslam alemi şu ana kadar birleşmedi niye Türklük alemi birleşmedi diye biliriz. Niye bu birçok…
MUHABİR: Hazineler çıkarılmadı?
ADNAN OKTAR: Hazineler çıkarılmadı, niye bu değerler çıkarılmadı, çünkü sahibi var. Çünkü bunu yapacak insan belirli, zaman belirli, yani her şeyin bir vakti merhumu var, bunu Allah Mehdi’ye nasip edecek, Mehdi zamanın olaylarıdır. İslam aleminin, Türklük aleminin madenleri petrolleri zaten bütün dünyanın zenginliği orada yani tamamı orada yani aşağı yukarı. Onların tamamını çıkartıp tamamını kullanarak yani nefes kesici bir zenginlik, güç, ihtişam, saltanat, estetik ve güzellik olacak inşaAllah.
MUHABİR: Peki bugünlerde yine son dönemlerde onu da özellikle konuşalım istiyorum Osmanlı işte burada ki deseni arkadaşlar gösterirlerse böylesi muhteşem eserler Osmanlı dönemlerinde ortaya çıkarılmış eserler, Osmanlı yapıları, mimarisi her zaman için yürekleri okşamıştır, göz doldurmuştur,
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
MUHABİR: Bugünlerde efendim Osmanlı ile ilgili vatandaşın dilinde dillenmeler başladı. Osmanlı torunlarıyız cümleleri çıkmaya başladı, işte Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul mitinginde bir bölgede metrobüs otobüs açılışında vatandaşların veya partililerin işte son Osmanlı pankartı açması ve buna benzer söylemler. Bugünlerde çok sıkça dillendirilmeye başlandı, bir özlem midir bu, bir özlem midir vatandaşın içindeki bir ukde midir?
ADNAN OKTAR: Bizim milletimizin kanı iliğine işlemiştir,
MUHABİR: Bir çaremi arıyorlar?
ADNAN OKTAR: Tabi,
MUHABİR: Diğerleri artık…
ADNAN OKTAR: Ama yani haklıyız, biz 600 yıl bütün bölgeyi idare ettik ve çok muhteşem bir medeniyetin evlatlarıyız, zaman geldi, vakit geldi yeniden biz bu görevi deruhte etmek üzere inşaAllah Allah tarafından inşaAllah görevlendiriliyoruz, bunun böyle olacağını zaten Peygamber Efendimiz belirtmiş, fakat aynısıyla oluyor. İnsanlar da bunu görüyorlar. Osmanlı daha ismini duyunca zevk alıyor, mesela şu (duvardaki Osmanlı eserini göstererek) ihtişama şu güzelliğe bakın Osmanlı armasındaki, yani bakar bakmaz bir güç, iktidar, adalet ve güzellik ve estetik zenginlik hemen hissediliyor. Bu olacak, bu bütün insanlığa kurtuluş getirecek. Amerika’ya, Rusya’ya, Çin’e her yere herkese kurtuluş getirecek. Osmanlı’da egoistlik yoktu, bencillik yoktu, hırs yoktu, kimseyi asimile etmeye kalmadılar, kimsenin dilini ellemediler, dinini ellemediler örfünü geleneğini ellemediler, herkesi kendi haline bıraktılar örnek alan seven kendine, seve seve İslam dinine girdi.
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Hiçbir zaman baskı yapmadılar, Fransızlar mesela Cezayir’i işgal ettiklerinde orada zorla bir baskı sistemi uyguladılar, yani kültürlerine, dinlerine, inançlarına, dillerine müdahale etmeye kalktılar. Ama Osmanlı böyle bir şey yapmadı, hiçbir şekilde böyle bir şeye girmedi,
MUHABİR: İçinde birçok ülkeyi barındırdı
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Ve ama son dönemlerde yine aynı sıkıntılar yaşandı, son dönemlerde bu olumsuz olaylar dış kaynaklı girişimler sonucu Osmanlı’nın zarar görmesi sağlandı belki de.
ADNAN OKTAR: Hem önemli, mesela bakın geçenlerde Tayyip Erdoğan’la ilgili, başbakanımız ile ilgili bir afiş,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Yani ne kadar münasebetsizlik, ne alakası var, başbakan ne zaman söyledi ben Osmanlı padişahıyım, diye. Padişahlık sistemi zaten olmayacak, yani Türk İslam Birliği padişahlık sistemi mi bu?
MUHABİR: Değil,
ADNAN OKTAR: Ultra modern, laik, son derece güçlü, sevgi dolu, şefkat, merhamet dolu bir sistem, nereden çıkartıyorsunuz yani tamam biz Osmanlı ruhunu taşıyacağız onun yaptığı güzelliklerin bin katını yapacağız belki ve yaptığı hataları da hiç yapmayacağız, bu Osmanlı olmak mı demektir? Yani illaki yani padişahlık mı demek bu, Osmanlı torunuyuz o bizim unvanımız, Osmanlı’nın evladıyız. Ama biz padişahlıkla ortaya çıkacak halimiz yok tabi ki, laik modern bir sistem olacaktır. Ama sevgiyi, şefkati, muhabbeti, dostluğu, yardımlaşmayı, kardeşliği Osmanlı’dan kat kat fazla uygulayacağız inşaAllah.
MUHABİR: Peki efendim, çok daha farklı bir konuya geçmek istiyorum, sizin açıklamalarınızdan biz biliyoruz. Özellikle Allah’a iman konusunda, insanların iman etmeleri, yaşam biçimlerini Kuran-ı Kerim’e göre yönlendirmelerini ama sizin biraz da özel hayatınızdan örnekler vermek istiyorum, özellikle hangi sanat dalına çok meraklısınız? İşte eğitimini aldınız, Güzel Sanatlar okudunuz, resme merakınızı biliyoruz, işte sanata merakınız nedir? Hangi sanat dalları ilginizi çekiyor? Müzik dinler misiniz? Adnan Oktar özel yaşamında bir gününü nasıl değerlendiriyor?
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Tiyatroya gider mi? Sinemaya gider mi?
ADNAN OKTAR: Bir kere çok güzel resim yaparım, modern resmi çok güzel yaparım, kara kalem de çok iyiyim fotoğraf gibi çıkartırım, bayağı güzel çalışmalarım vardır hatta benim bir sergim de olmuştu, Atatürk resimleri sergim olmuştu, kara kalem çalışmamdı,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Onları çeşitli kişilere hediye etmiştim. Müzikten tabi çok hoşlanırım, benim böyle kalabalık bir cd ordum var.
MUHABİR: Arşiviniz var,
ADNAN OKTAR: Evet, oradan seçerim yani müzik dinlemediğim anım benim düşük olur yani çok nadirdir, bir iş yaparken, bir şey çalışırken o an mutlaka müzik olur. Ama en beğendiğim müzikleri, genelde hareketli ve canlı müziklerden hoşlanırım, böyle slow müzikten hoşlanmam pek, tabi o da güzel ama yeri var yurdu var her zaman olacak bir şey değil, heykelden çok hoşlanırım, evde de arkadaşlarımın evlerinde de oluyor heykel. Heykelden zevk alırım. Kendim seramik çalışması yapıyordum. Duvar seramiği yapıyordum, kaplama olarak onları da bazı arkadaşlarıma hediye ettim. Sinema, sinemaya gitmiyorum yani kapalı alanda havasız ortamda pek iç açıcı değil.
MUHABİR: Açık sinema olsa,
ADNAN OKTAR: O çok güzel açık hava, ben de çok giderdim çocukluğumda, çok…
MUHABİR: Yaz aylarında,
ADNAN OKTAR: Yazın çok şahanedir bayağı güzel, güzel kaliteli filmler de olursa özellikle ama genellikle vcd olarak alıyorum, onlarla bu ihtiyacı…İhtiyacımızı giderebiliyoruz,
MUHABİR: Tiyatro ve diğer sanat dalları, ifade ettiğiniz gibi takip etmeye çalışıyorsunuz. Hayatın içinde yer alan bir Adnan Oktar var. Tabi geçmiş yıllara döndüğünüz zaman, tabi özlemlerinizi soracağım, en çok neyi özlüyorsunuz? Gençliğinizden, çocukluğunuzdan, bugünlerden çok özlediğim benim şu hayatım şu yaşantım veya şu o dönemler çok daha zevkliydi, çok daha güzeldi, şimdi biz mesela bir çok Anadolu insanı der ki, işte gece kondu hayatı veya o köylerdeki hayat, komşuluk ilişkileri artık yok gibi hep ifade edilir. Sizin geçmişinizden özlemleriniz nelerdir efendim, özlediğiniz?
ADNAN OKTAR: Ben tabi ki dini yaymak, müthiş zevkli bir şey ama mesela İslam tamamen her yeri kaplasa hakim olsa, dedemin köyü çok güzeldi,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Yani o hiç aklımdan gitmez tam böyle Karadeniz evlerine benzer Karadeniz’i andırır, bol yağmur alan yüksek bir yer, yemyeşil, çok çok aşırı güzeldi. Çok fazla böcek, kelebek, çiçek cinsi vardı. Yani nefes kesici mesela biraz ilerliyorsun tatlı güzel bir çiçek daha, biraz daha ilerliyorsun güzel bir çiçek daha, hepsi Allah’ın sanatı, plastikten yapmış gibi, özel boyanmış gibi, her katmanı ayrı. Ben onu çocukluğumda çok dikkatli incelerdim. O kadar hayret verici böcekler var ki mesela çok şaşırtıcı, uslu uslu keratalar böyle böyle gidiyor, ne yaparlar ne ederler o da belli değil. Mesela keçi yavruları olur küçük, koyun yavruları kuzular olurdu, malak yavrular olur küçük, eşeklerin yavruları olur küçük, anormal sevimli oluyorlar onlar, çok küçük müthiş şekerler, ben onları severdim böyle yanaklarından tutup. Malak yavruları pırıl pırıl parlardı onların tüyleri, kuzular da öyle, küçük. Onları alır kucağımızda gezdirirdik, severdik, tabi bunlar hep Allah’ın tecellileri ve cidden çok şiddetli zevkli şeyler, ama çok çok şiddetli zevkli
MUHABİR: Yaradılışın gerçekleri
ADNAN OKTAR: Tabi Allah’ın yarattığı güzellik olarak, mesela küçük bir dere vardı orada içi balık doluydu böyle,
MUHABİR: Orada dediğiniz yer
ADNAN OKTAR: Dedemin köyü Batmantaş köyü, Tokat Batmantaş köyü, çok nefis bir köy, ben doğal yapısının muhafaza etmelerini istiyorum o kardeşlerimden, çünkü baktım köye sac kaplamışlar tavanlara
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Ya olur mu öyle şey, yani köyün doğal yapısı eskiden kiremitti ve çok güzeldi, yani insan ne yapar onu o halini muhafaza eder, orijinal halini yani çünkü klasik köy görünümü olması lazım ve çok büyük bir nimettir. Mesela turizme açalım diye bir görüşleri vardı, bence hiç doğru değil orası bambaşka bir şekil alır turizme açıldı mı, doğallığı tamamen bozulur. Yani tamam bazı yerlerimiz turizme açılsın ama yani oranın…
MUHABİR: Hiç gittiniz mi efendim son günlerde,
ADNAN OKTAR: Hiç gitmedim, ama resimlerini görüyorum, fotoğraflarını görüyorum onların bir internet siteleri var, orada görüyorum, çok şahane bir köy aslında çok, çok güzel. Yüksek, yaylalık da mesela o kuzu sesleri akşam bir sürü gelirdi böyle hepsi biliyordu yerlerini mesela bir dağılıyorlar herkes kafasını itiyordu böyle
MUHABİR: Kendiliğinden giriyor
ADNAN OKTAR: Evet kendisi gidiyor, hatta ağıl kapıyı da biliyor, kapıyı da açıyor içinden giriyor, yavruları böyle delirmiş gibi saldırıyorlardı annelerine, böyle zor tutuluyordu annesini gördü mü zaten çıldırıyordu onlar, bir anda annesinin hemen altına girip memesini emmeye başlıyordu, çok uzun süre bir türlü ayrılmak istemiyorlardı. Yani her yeri, her şeyi güzeldi. Biz yüzmeye giderdik, o küçük ırmaklarda, dere birikintileri olurdu,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Anneannem sürekli bizi uyarırdı, işte yılan olur, çıyan olur dikkatli olun diye, biz de çocuk olduğumuz için o kadar aldırmazdık. Mesela yüksek dağlara tırmanırdık, orada müthiş çok güzel havası vardı böyle yani soğuk su gibi, hani böyle çok temiz bir de buz gibi çok güzel suları vardı. Yani adım başı ama sık, sık. Mesela biraz yürürsün gene böyle göze tabir edilen, o zaman biz de bardak tabak yok, direk eğilip yere su içerdik böyle çocukken. Balığı yakalardık, sonra onu kendimiz temizlerdik ırmağın kenarında, onu çantamıza koyar dağa götürürdük, orada ateş yakardık, ağabeyimle beraber pişirirdik ve çok da lezzetli oluyordu onlar. Yani her çeşit kuş vardı, güvercinler vardı. Dedemin leyleği vardı tavanda, böyle tak tak tak gagasını vuruyordu. Bir de aşağıda vardı hatırladığım kadarıyla, ama bizim asıl leyleğimiz her sene bulunurdu gittiğimizde orada. Çok şahane bir görünümü vardı, ama evin o klasik yapısını değiştirmişler şu an, ona şaşırdım yani ne gerek. Şimdi bizim odamız da çok güzeldi yani dedemin olduğu evin içi de çok güzeldi, böyle yüksek makat vardı,
MUHABİR: Makatlar vardı,
ADNAN OKTAR: Evet, ahşap sütunları vardı böyle ahşaptan oymalıydı kenarları biz anneannem hepimiz doluşurduk orada yatardık,
MUHABİR: İnsan eliyle yapılmış işlemeler
ADNAN OKTAR: Evet çok, çok güzeldi evet, zemini tahtaydı. Mesela dedem zevkli insandı maşaAllah bulunduğumuz evin, yani oturma odası gibi oranın tavanını da beğenmemişti orayı da ahşapla kaplatmıştı güzel süslü olarak. Aslan dayı vardı orada, rahmetli, benim ona sözüm geçerdi, onlar hep Kafkas göçmeni onlar, Çerkez köyü idi, ben ona bir şey olduğunda öyle kılıf yaptırırdım mesela belime bir şey takacağım vakit hep böyle ama onları yanımda taşırdım her türlü malzemeyi bir de benim hem mızrağım hem yayım da vardı, dağa çıkıyordum sanki bir şey hayvan çıksa bir şey yapabilecekmişim gibi
MUHABİR: Belli mi olur belki avlanırdınız,
ADNAN OKTAR: Yok yani kendimi korurum diye yanımda taşıyordum,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Ama yani kurt, işte çocukluk aklı, hâlbuki kurt da köyde çoktu yani, ayı da vardı, kurt da vardı. Yani kurt sürüsü saldırsa herhalde okla yayla pek ilgilenmezlerdi gibi geliyor bana,
MUHABİR: Peki efendim…
ADNAN OKTAR: Allah korudu,
MUHABİR: Gerçek anlamda şunu düşünüyoruz o zaman o dönemlerde ne bilgi kirliliği var, ne teknoloji hayatımıza girmiş, farklı konulara kanalize oluyoruz, bir saflık, bir temizlik
ADNAN OKTAR: Elektrik yoktu o zamanlar mesela çok güzeldi,
MUHABİR: Allah’ı biliyoruz, Allah’a iman ediyoruz o dönemlerde. Ve o kirlenmemişlik belki de insanoğlunu doğaya itiyordu, doğada yaşama zevki veriyordu ve o yüzden bugünlerde eski toprak diye ifade ediyoruz,
ADNAN OKTAR: Evet, bir kere tavşan yavrusu yakalamışlardı, çobanlar falan bizi çok seviyorlardı dedemi ve bizi ilginç buluyorlardı böyle Anakara’dan gelmişler diye çok değerli görüyorlardı önemli görüyorlardı, bir tavşan yavrusu yakalamışlardı bize getirmişlerdi,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Eve bıraktık hemen makadın altına girdi böyle, çok ürkekti sonra alıştı, mesela biz kedilerle falan evde beraber otururduk, yavrularla, yani şu an tabi ben sterilliğe daha dikkat ettiğim için şey yapmıyorum, ama o zaman çocukken aklım sarmıyordu yani bilmiyordum ben. Anneleri karşımızda otururlardı. Müthiş zevkliydi elektrik yoktu o zaman, gazyağı lambası vardı. Akşam olunca anneannem onları temizlerdi böyle sopa sokup içine bir bezi vardı onun o ayarlanırdı, dedemin sadece bir radyosu vardı, pilli radyo, onu açardı, akşam yemek yerken misafirler gelirdi onlar hemen çağırırlardı sofray,a ya çok şahaneydi hep her kimle karşılaşırsak selam verirlerdi. Gönül alırlardı espri yaparlardı, hayat böyle olur yani çok sevecendiler, çok sevgi doluydular. Şimdi dışarı çıkıyorum hiç kimse kimsenin yüzüne bakmıyor. Ama hiç kimse, gözler ya yerde ya havada (elini dik karşıyı göstererek) ya böyle. Böyle şey olur mu yani herkes birbirini sevsin, kardeş olalım, o ortam gibi olsun yani beraber yemek yiyelim, muhabbet edelim. Yani kapıdan içeri giriyoruz bir sürü güvenlik görevlisi, üst baş aranıyor o şeyle aletle,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Üstünde bir şey var mı diye bakılıyor, ben mesela utanırım böyle kesinlikle kendime böyle bir şey yaptırtmam ben. Ben girmem öyle bir mağazaya da zaten, yani bana öyle bir şey yapacak girmem ben. Gittiğim mağazalarda da öyle hiç birisinde ben rica ediyorum yani rica ettik söyledik yani sakın ben öyle muamele istemem ben dedim. Direk doğrudan geçiyorum, çünkü çok ağrıma gider benim öyle bir şey, ben aklı başında iyi bir insanım, sevgi doluyum yani niçin öyle bir şey olsun, onlar da benim kardeşlerim ama hiç kimseye bu olmaması lazım, yani küçük çocuk bile geçse üstünde ne var ne yok bakılıyor. Ne var yani,
MUHABİR: Maalesef,
ADNAN OKTAR: Biz kardeşiz bu yanlış politikaların sonucunda işte bunlar oldu, biz can ciğer kuzu sarması olmamız gerekiyordu. Birbirimize böyle misafirliğe gideceğiz, her gördüğümüze selam vereceğiz, yemek yiyorsak buyur edeceğiz değil mi, mağazalara sevgiyle gireceğiz. İşte mağazalarda mağaza sahipleriyle alış veriş yapıyorlar, o insanlar zaten canı burnundan çıkıyor, çok zorlanıyorlar yani zor bir ortam, çok soğuk bir ortam, yani selam ver, bir hal hatır sor, gönüllerini al. O insanların sevgiye ihtiyacı var, dostluğa ihtiyacı var, öyle paldır küldür girip sert bir ifadeyle, tersleyerek yani pazarlık yaparken de tersleyerek, bunlar olmaz, her yerde her zeminde şefkat ve sevgi esas olması lazım.
MUHABİR: Yani ikili ilişkilerde insanların aralarındaki o ikili ilişkilerde belki de bir dezeforma yani deformasyon var, yani o düzeltilmesi gerekiyor onun artık o dönemlerde, geçmiş dönemlerde yaşanan işte günaydınların, selamlaşmanın
ADNAN OKTAR: Tabii ne güzel…
MUHABİR: Tabi hal hatır sormaların, hoşgörülerin olduğu dönemlerdeki, o güzelliklerin bugünlerde de neden yaşanmadığı zaten hep akıllarda soru işareti olarak kalıyor? İnsanlar birbirilerine karşı tanımadığı insana merhaba demiyor, tanımam gerekiyor ondan sonra merhaba diyeyim mantığının oluşması yanlış mantık zaten. Karşındakini insan olduğu olgusunun dışında yaşıyoruz belki de.
ADNAN OKTAR: Tabi ki, hayır ne olur yani solcu olsa ne olur, mason olsa ne olur? O da bizim kardeşimiz, o da bizim insanımız, tamam fikren anlatırız düşüncelerimizi, ama niye selamlaşmayalım, niye dost olmayalım, niye bir kardeşçe bağımız olmasın, niye birbirimizden korkalım, ne oluyor böyle,
MUHABİR: Aile bağlarıyla ilgili neler söyleyeceksiniz? Sadece insanlar arası değil, biz artık son dönemlerde aile bağlarımızı koparmış durumdayız,
ADNAN OKTAR: Ben mesela ailelerin çocuklara gençlere karşı birçoğunun tavrını hiç beğenmiyorum. Yani bir kere çocuk da olsa genç de olsa çok anlayışlı ve şefkatli davranmak lazım, Allah’tan onlara bir nimet. Ne güzel Allah öyle bir imkân vermiş, yani onların fikirlerine saygı duymak, düşüncelerine saygı duymak yani bir insana dayatma tabir edilen, yani zor tabir edilen zor kullanım tabir edilen şey uygulandığında o insanda nefret gelişir. Ve tam zıtlını yapma eğilimi gelişir. Hâlbuki gençleri özgür bırakmak lazım, güzel eğitmek, güzel anlatmak ama fikirlerine düşüncelerine saygılı olmak lazım. Yani mason bir ailenin çocuğu illa mason olacak diye bir konu yok ki veyahut PKK’lı bir ailenin çocuğu illa PKK’lı mı olacak yani, sen PKK’lıysan zaten yanlış yoldasın, zaten senin kanun peşinde, ama çocuğunu çoluğunu çocuğunu zorlamak bu ahlaka uygun bir şey değildir bu. Onun PKK’lı olmasını da zaten istemeyiz, keşke kurtulsa öyle şeyden, veyahut gayrimeşru âlemde oluyor mesela ahlaksız bir âlemde oluyor kendi çocuğunun da kendi gibi ahlaksız olmasını istiyor. Gene öyle, yani o tarz bir âlem içinde yaşamasını istiyor bu çok çirkin ve çok iğrenç, bıraksınlar insanları gençleri, insan gibi kendi kararlarını kendileri versin. Ne düşünüyorsa ona saygı duymak lazım,
MUHABİR: Evet, tabi ailelerde de ilişkilerde çocukların eğitimi ailelerin örnek olması, anne babanın da örnek olması, anne babanın da verdiği eğitim de bir o kadar önemli,
ADNAN OKTAR: Tabi ki,
MUHABİR: Nasıl ki, eğitim gördüğü okulda öğretmeninden eğiticisinden aldığı eğitim o kadar önemli ise anne babanın da rolü, görevi çok büyük. Bir toplu taşıma araçlarında olabiliyor, metroda olabiliyor, bugünün ulaşımında kullandığımız o araçlarda gençlerimiz büyüklerine karşı artık farklı davranmaya başlıyorlar, bu yeni çağın getirisi midir? Tabi bunu da algılamak çok kolay değil. İşte bir yaşlı insan gelince ona yer verileceği bilincinin yavaş yavaş köreldiğini görebiliyoruz veya hamile bir kadının oraya geldiğinde ona yer verileceğinin bilincinin gençlerimizde olmadığını görebiliyoruz. Tabi bütün hepsi için genellemek mümkün değil, ama özellikle son dönemlerde medyada yayınlanan diziler veya filmler, programlar, yarışmalar gençlik üzerinde belki de etkili oluyor. Sizce medyada yayınlanan bu dizilerin gençliğe veya topluma zarar olduğunu düşünüyor musunuz efendim?
ADNAN OKTAR: Bakın ben evlenme programlarını bir tanesi seyrettim geçenlerde birkaç tanesini seyrettim, inanın ateşim yükseldi yani dayanabildiğim kadar seyretmeye çalıştım ama dayanılacak gibi değil. Ya ne kadar aşağılıyorlar insanları, yani gel buraya otur bakayım, nedir elindeki mallar, say bakalım diyor, tarlam var diyor, olmadı diyor ne diyorsun diyor bu adama, diyor. Kardeşim bir insan malı için bir insanla evlenilir mi, sevgi vardır, şefkat, merhamet, dostluk, kardeşlik vardır, imanına, Allah’tan korkusuna özen göstertilir yani malı mülkü sana ne, o zaten iki kardeş olur onlar Allah onlara zaten yol açar. Ne alakası var onun evinin barkının olması, evi olur da evi elinden çıkıverir, bir şey olur, yanar, yani o onun garantisi mi? Yani o zaman ayrılacaklar o zaman, onu demek istiyorlar, birde dizilerdeki o çok özür dilerim züppe üsluplar; ters, ukala ve kavgacı üsluplar, bunun yerine dizilerde sevgiyi, şefkati, merhameti, efendiliği, dürüstlüğü esas almaları lazım. Sürekli kavga gerilim; ya adam vurmak ya adam kaçırmak ya tehlike ya sıkıntı, ağlama, bağırma çağırma niçin bunlara gerek var, bizim milletimiz sevgiye müştaktır, sevgiyi özlemiştir, mükemmel sevgi örnekleri göstersinler şefkat örnekleri göstertmeleri lazım. Mesela yaşlı amcalara, yaşlı dedelere nasıl saygı göstertilir, filmlerde onların şirinliğini vurgulasınlar, yaşlı ninelerin varlığı büyük bir nimettir, anne sevgisini anlatsınlar. Mesela anneye nasıl sevgi göstertilir, babaya nasıl sevgi göstertilir, babalarına karşı da çok küstah oluyorlar, annelerine de karşı bir kısım insanlar çok küstah oluyorlar. Mesela o güzel anne figürünü iyi işleyebilirler, mesela saygılı sevecen anne tavrı, mesela saygılı sevecen baba tavrı, işte çocuklarına karşı nasıl ılımlı, nasıl demokrat, nasıl koruyucu bunlar göstertilir. Onların inançlarına nasıl saygılı hürmetli ve insanlara karşı genel olarak sevgi nasıl göstertilir bunları göstertmek lazım. Yani insan nereye baksa ya kan, ya saldırı, ya bağırma, ya çağırma biz bunları istemiyoruz, biz sevgiyi merhameti, şefkati istiyoruz.
MUHABİR: Peki yine önemli bir soru efendim bununla ilgili, tabi sizin görüşünüzü de merak ediyorum. Bir zamanın Türkiyesi ile bir zamanların Türkiyesi ile, günümüzün Türkiyesi arasında muhakkak önemli değişiklikler var ama, geçmiş dönemlerde darbeler yaşandı, sağ sol kavgaları yaşandı, Alevi-Sünni çatışmaları yaşandı, birçok ayrışmayla etnik kimliklerin ayrışmasıyla Türkiye bugünlere geldi. Gerçi bugünlerde çok fazla artık davalar açılıyor, farklı konular gündeme getiriliyor; işte sağ sol çatışmasının çok fazla olmadığını görebiliyoruz, Alevi Sünni şükür çatışması yok, işte darbeler artık geçmişte kaldı, tarihe kara sayfa olarak yazıldı. Geçmişin Türkiyesi ile bugünün Türkiyesini, Türkiye Cumhuriyeti’ni değerlendirecek olursak o günlerden bugünlere gelinen süreçte işte sağ sol kavgaları, darbeler, efendime söyleyim etnik kimliklerin ayrılması, terör konuları, o dönemlerde yaşanan olumsuzluklar bugünlerde şükür yaşanmıyor, umarız bundan sonraki süreçte de yaşanmaz. Bu farklılığı nasıl değerlendiriyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Bizim milletimiz çok muhlis ve güzel bir millettir ve saygıya layık bir millettir. Bizim milletimize saygı duymayan, küstah, tepeden bakan, enaniyetli, kendini beğenmiş bir zihniyet vardı. Bu zihniyet şimdi duvara tosladı, bundan sonra bizim milletimizin önü açık. Yani komünist derin devlet dediğimiz sistem çöktü. Bu sistemin çökmesiyle bizim milletimize artık hak ettiği saygı, sevgi, şefkat ve merhamet uygulanacaktır. Demokrasinin yolu da sonuna kadar açılmıştır, özgürlüğün yolu da sonuna kadar açılmıştır, Türk İslam Birliği’nin yolu da sonuna kadar açılmıştır. Bundan sonra Allah’ın izniyle işimiz kolay, bizim ayağımıza pranga olan komünist derin devlet yapılanması idi. Onu durdurmamız yeterlidir inşaAllah.
MUHABİR: Evet tahmin ediyorum ara vermeyeceğiz, bu programımızın da artık son 20-25 dakikasına girdik. Biraz evvel de özel hayatınızdan da bahsettik, çok teşekkür ediyorum bu açıklamalarınızdan dolayı da. İzleyicilerimizin, değerli izleyenlerimizin de sorularına zaman zaman yer verelim. Onlar bizlere ulaşsınlar, kafalarında oluşan soru işaretlerine en azından cevap bulmaları adına size olan sorularını ulaştırabilsinler istiyoruz. Tabi şu anda canlı yayında bizi izleyen değerli izleyicilerimiz veya internet aracılığıyla bizi izleyen değerli izleyicilerimiz de sorularını iletebilirler. Biz her hafta gelen sorulardan sizlere yöneltmeye devam ediyoruz. Onlar da bilsinler ki onların da sorularına cevap vermiyoruz anlamına gelmesin. www.ahirzaman.tv den şu an da tahminim izliyorlar oradan da ulaşabilirler.
Efendim şimdi yine daha evvel de yaptığınız açıklamalara binaen birçok soru geliyor, izleyen değerli izleyicilerimizden. İbrahim Karagül bugünkü yazısında ‘ABD tarihinin en büyük çöküşüne doğru gidiyor’ diye bir açıklaması var, bu hal birkaç yıl daha devam ederse devlet tamamen iflas edecek, geri dönüşümü mümkün olmayacak büyük çöküş başladı deniyor, demiş. İngiltere geri dönülmez çizgiye doğru gidiyor, Avrupa Birliği ülkeleri önümüzdeki haftalarda tiriliyonlarca doları bulacak feci finansal çöküşler bekliyor hocam, dedikleriniz çıkıyor ne önerirsiniz bizlere. Önemli bir sual aslında, bunları biraz evvel konuştuk gerçi, Amerika Avrupa, Avrupa’daki, Avrupa Birliği’nde yaşayan ülkeler ekonomik sıkıntı içerisinde ama Türkiye’nin, Türk vatandaşının bu ekonomik krizden en az zararla çıkması için ne yapması lazım?
ADNAN OKTAR: Türkiye’nin sınır kapılarını açması gerekiyor. Suriye 1, Gürcistan 2, Ermenistan 3, Azerbaycan 4. İlk safhada, bu sözümü dinlemeleri lazım. Bunun hemen yapılması gerekiyor. Müthiş bir ferahlık olur başlangıçta, muazzam bir ferahlık olacaktır. Ama ikincisi çok önemli bu fakirler için marketler açılsın dedim, maşaAllah başlanmış Diyarbakır’da, başka bir yerde daha duydum iki yerde açmışlar, Allah razı olsun, elhamdülillah çok güzel. Bu bütün Türkiye’ye yayılması gerekiyor, bir kere fakirlerimizi bir garanti altına alalım bir, ikincisi tarıma çok önem vermemiz gerekiyor, bunu Allah rızası için bu sözümü dinlesinler. Bu çok önemli, bütün imkânlarımızı tarıma yöneltelim, her yeri ekelim bu sene de çok şükür yağmur bol suyumuzda bol çok iyi ürün alabiliriz Allah’ın izniyle ağırlıklı olarak bunu yapalım ve hayvancılığı sonuna kadar destekleyelim. Hayvancılığı iyice genişletelim çok önemli bu,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Üçüncüsü de gene her zaman söylüyorum, bütün hastanelerin ama, bütün, özel veya resmi bütün hastanelerin kesinlikle ücretsiz olması, hasta adama bir ceza daha vermektir, bu ne demek. Yani adam kanser oluyor, arkadaşım diyorlar bu 100 milyara malolur sana 150 milyara malolur, öbür türlü canın isterse diyor gidebilirsin diyor,
MUHABİR: Allah kimsenin başına vermesin, ölmek üzeresiniz
ADNAN OKTAR: Yahu ne korkunç bir şey bu,
MUHABİR: Her şeyinizi kaybetmek üzeresiniz
ADNAN OKTAR: Tabi,
MUHABİR: Hastaneye gidiyorsunuz para istiyorlar sizden
ADNAN OKTAR: Hayır…
MUHABİR: Sizi kurtarmak için
ADNAN OKTAR: Hem de 100-150 milyar
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Kendin bilirsin diyor, istersen git, başka var…
MUHABİR: Aslında sosyal devletle olacak şeyler, sosyal yapıyla olacak şeyler,
ADNAN OKTAR: Ama bunu devlet yapar, halk istemesi gerekiyor, yani bunu teklif edelim, bunun kanun teklifi verilsin ve ayrıca hastaya da çok güzel muamele yapılır, yani ben aşağılandıklarını duyuyorum, çok üzüldüklerini duyuyorum, kuyruğa girmek, hasta adam kuyrukta ne işi var. Gelir gelmez hoş geldin sefa geldin kardeşim, hemen alıp Allah şifa versin, nedir rahatsızlığın deyip, gönlünü alarak ve bedava ilacını vererek göndermek lazım. Hastadan bütün Türk milleti sorumludur hepimiz sorumluyuz hastadan. Hasta insandan başının çaresine bak denilir mi? Evini sat denir mi, arabanı sat denir mi adama? Olacak iş mi şu, zaten muztar duruma düşmüş adam perişan olmuş. Bir darbe de o olmuş oluyor ki, yani adam zaten ayakta duracak hali yok, öyle bir darbe geliyor ki evini de arabanı da istiyoruz diyorlar üstüne,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Bak hastalığından dolayı adam cezalandırılıyor, biz hastalığından dolayı onu mükâfatlandırmakla mükellefiz. Çünkü o büyük bir sevap kazanıyor, inşaAllah büyük bir imtihanın içine girmiş, mükemmel bir imtihana girmiş, biz o imtihanında ona yardımcı olup biz de sevap kazanmak durumundayız. Dolayısıyla hastadan para alınmaz, hastaya para verilir, imkân verilir, evine kadar gitmesi sağlanır. Mesela Allah esirgesin beli felç oluyor, belinden, ayakları tutmuyor, yurt dışından araba getirttir, niye getirsin arabayı, yani o bizim kardeşimiz hemen hazır stokunuzda olsun, hemen arabasını verelim, canı gönülden destek olalım. Özellikle bu gazilerimize, gazilerimizi hiç ortada göremiyoruz, herkes bağrına bassın her yere gelsinler. Mesela her lokantaya, her lokale girmeleri onların ücretsiz olsun, gazilerin.
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Yani çok nadir görüyorum ben o mübarekleri, müthiş sevaba girdiler, mesela beline kurşun gelmiş, o kahpelerin kurşunu, PKK’ların kurşunu gelmiş, sırtından felç olmuş yürüyemiyor, mesela en lüks lokantaya bile geldiğinde selamun aleyküm hoş geldin buyurun hemen baş köşeye gelmesi lazım. Mesela bir turistik tesis olduğunda da aynı şekilde, yani akla gelen her yer. Ve her yerde de onların mesela madalyasını görüp alnından öpmek lazım, aslanım benim helal olsun denmesi lazım. Onları evlerinde oturtmak, kendi başına bırakmak, yani bize hiç yakışmaz. Hiç, hiç yakışmaz. Çok acayip bir şey olur bu.
MUHABİR: Aynı şekilde engelliler var, engellilere de mesela onlara da çok müthiş şefkat göstertmek lazım. Gönül almak lazım, tabi acımak değil, onları o rahatsız eder, acımak değil, saygı, sadece saygı duymak derin saygı duymak.
MUHABİR: Onların tek istediği sizin gibi yaşamak istiyoruz…
ADNAN OKTAR: Evet o kadar, saygı göstertilmesi, nezaket ve hürmet göstertilmesi. Çünkü Allah bize bunu nasip vermemiş, nasip etmemiş, ona vermiş o güzel bir imtihanla imtihan oluyor, demek ki güzel bir tiynet bu. Var gücümüzle gayret edelim, evinde gaziyi oturtturmak ne demek, unutmak ne demek, mesela şehit aileleri her tuttuğumuz yerde alnından öpelim. Şehit ailelerine her yerde hürmet saygı göstertilsin, yani bütün milletimiz onlara var gücüyle destek olup imkân sağlayalım. Onları da yani onlarınki daha da güzel, şehit ailesi, şehit babası, şehit anası, ne büyük onur, hem annesine hem babasına ayrı ayrı madalya verilmesi lazım onların. Direk göğsünde taşıyacaklar, gördüğümüz yerde sarılacağız. Herkes mesela evine buyur etsin onları, lokantasına buyur etsin, değil mi? Mesela otobüsle arabayla götürüyorsa estağfurullah diyecek Allah affetsin niçin öyle olur mu biz sizden niye para alalım diyecekler. Böyle bir sistem olması lazım, yani benim içim burkuluyor doğrusu, yani ben çok rahatsız oluyorum bunları görünce aksini görünce,
MUHABİR: Tabi ekonomi sosyal projelerle de halkı refaha kavuşturacak, halkın yaşama gücünü artıracak bir konu, eğer sağlık harcamalarını keserseniz, ücretsiz yaparsanız hastaneyi, sizin ifade ettiğiniz gibi, birçok konuda sosyal projelerle vatandaşa destek olursanız, vatandaşın cebi de rahatlayacaktır. Ekonomik anlamda da böylesi bir krizden vatandaşın daha da rahat bir şekilde yaşamını idame edeceğini ifade ediyorsunuz.
Efendim tabi bu açıklamalarınızdan sonra şimdi ekonomiden bahsettik, sosyal projelerden, şehit ailelerine, gazilerimize yapılacak sosyal projelerden, hep vatandaşlar diyorlar ki, işte Sayın Adnan Oktar araştırmacı-yazar, bir fikir adamı, acaba siyaseti mi düşünüyor? Zaman zaman bu sorularda gelebiliyor. Adnan Hoca’nın, Adnan Oktar’ın kafasında herhangi bir yerde bir soru işareti var mı siyasetle ilgili?
ADNAN OKTAR: Benim siyasetim bu işte, yani oturduğum yerden kardeşlerime, koltuğumda oturuyorum, tavsiyede bulunmak, yani bizim siyasetçilerimiz çok kaliteli çok aklı başında muazzam bir bürokrat kadromuz var, muazzam gelişmiş kültürlü siyasetçi kadromuz var, hazır kadro varken ben niye siyasete gireyim niçin gireyim yani.
MUHABİR: Peki efendim, yine bir sorumuz sıcak bir mesaj, selam Adnan ağabey, size ağabey diyorum çünkü öz ağabeyi, hatta ondan daha çok seviyorum sizi demiş, Allah’a sizin için dua ediyorum, ben Hollanda’da yaşıyorum. Buradaki insanlar yavaş yavaş evrimin olmadığını anlamaya başladılar demiş, sanırım bunda sizin Yaratılış Atlasınızın çok büyük payı var. Bizim okulda öğretmenlerin ondan bahsettiklerini ve birbirilerine gösterdiklerini görmüştüm. Burada evrim konulu konferans vermeyi düşünüyor musunuz? demiş Amsterdam’dan bir izleyicimiz, burada arkadaşlarımız da gösterirlerse çeşitli dillere çevrilmiş “Yaratılış Atlası”nın 1. cildi bununla ilgili tabi tüm dünyada okunan, takip edilen Atlas, bir kitap, ansiklopedi, neler söyleyeceksiniz?
ADNAN OKTAR: Yaratılış Atlası gerek bizim internet sitemizdeki www.harunyahya.org www.harunyahya.net teki bilgiler, Darwinistlerin hani tabiri caizse tam anlamıyla yerlebir olmasını sağladı. Bundan sonra Darwinizm diye bir konu olmaz, sadece çırpınmalar göreceğiz bundan sonra, sadece beyhude gayretler göreceğiz. Zamane gençliği o kadar uyanık ve o kadar yamanlar ki, hocalarına böyle ellerini yanaklarına koyarak şefkatle bakıyorlarmış, her yerden bana haber geliyor. Anlatırlarken birçok hoca da dersi terk ediyormuş, yani mesela bir soru soruyor adam felç oluyor ne bilsin, hocam diyor 100 milyon fosil varmış diyor bu doğru mu, diyor. Doğru olduğunu biliyor hoca yok yalan mı desin. Peki, ara fosil var mı hocam bir tane rica edelim diyor tek bir tane, yok nasıl var desin. Bir protein tesadüfen meydana gelebilir mi hocam diyor, çocuk cin gibiler keratalar, yok tabi, e o zaman çocuk böyle dinliyor anlat o zaman dinleyelim diyor.
MUHABİR: Ama sınavdan iyi puan almak zorunda, bilmek zorunda,
ADNAN OKTAR: Tabi, onlarda böyleymiş diyorlar, böyle olduğunu iddia ediyor, diyor mesela. Böyleymiş demiyor çocuk, böyle olduğunu iddia ediyorlar, diyor. Ama ayıptır yani bu yakışmıyor yalan olan bir şeyi çocuklara zorla öğretmek yakışmıyor. Yani bütün herkes cümle âlem biliyor. Yani sahte bir teori olduğunu, oyun olduğunu yani tesadüfen insan yaratılır mı? Zürafalar, geyikler portakallar, mandalinalar, zeytinler hepsi tesadüfmüş, tesadüflerle olmuş, yani üzümler bağlar, Paris’i Londra’yı meydana getiren, İstanbul’u meydana getiren insanlar, bunların hepsinin kökeni tesadüf varmış, tesadüf üstüne tesadüf, tesadüf üstüne tesadüf, buyurun diyorlar sonunda bu oldu diyorlar. Yani 5 yaşındaki çocuk şunu söylemez, yani öyle bir pagan dini öyle sapkın bir din ki, dünya tarihinde görülmemiş bir anormal din. Yani eski adamlar hiç olmazsa taşa falan tapıyorlar, diyorlar taş yaptı diyorlar, gene kendilerince elle tutulur bir şey söylüyorlar, gerçi şiddetli bir sapıklık ama, bunlar tamamen tesadüfe veriyorlar, onlar da diyorlar ki taş yaptı ama işte Allah taşı vesile etti diyorlar, yani gene Allah’a inanıyorlar, bunlarda o da yok.
MUHABİR: Evet, bir diğer izleyicimiz Vatikan tarafından yayınlanan basın bülteninde Vatikan’da üst düzey bir din adamı olan Kardinal Levada Vatikan’ın sponsorluğunu yaptığı evrim konferansında evrimin Hıristiyanlıkla çatışmadığını, ancak Dawkins’in öne sürdüğü evrim var oluşumuzu açıklar, demiş. Teorisini desteklemediklerini belirtmişler, Vatikan’ın hem evrimin yanındayız hem de onun karşısındayız duruşunu nasıl yorumluyorsunuz? Diyor oysaki evrimin Allah inancını yok saydığı gün gibi ortada diyor, Alper Bey İtalya’dan,
ADNAN OKTAR: Vatikan’ın masonlar tarafından ele geçirildiğini ilan ediyorum şu anda. Yani onu tespit ettik. Yani tam kontrol var, mason kontrolü. Bir Katoliğin inanılır gibi değil, yani sen cinlere inanıyorsun, meleklere inanıyorsun, Hz. İsa’nın ineceğine inanıyorsun, fakat bunların evrimle olduğuna inanıyorsun, cin evrimle olur mu? Melek evrimle olur mu? Hz. İsa evrimle olur mu? Yani bunların aklı nereye gitti bu insanların, yani ne dediklerini bilmiyorlar gibi, burada muazzam bir mason yapılanması olduğunu görüyoruz, yani ben mesela hiç ummazdım, artık bu derece ummazdım, yani bilgi alıyordum ama net mason hakimiyeti olduğunu görüyorum Vatikan’da. Katolikler silkinsinler, büyük bir oyun oynanıyor, çok büyük bir oyun oynanıyor. Protestanlar da Ortodokslar da silkinsinler, buna karşı ciddi bir tavır alsınlar. Ne demek evrimle meydana geldi, o zaman Hıristiyanlık diye bir din kalmaz o zaman, çünkü cinleri, melekleri de açıklayamayacağı için bu konu, yani eğer cinlerin meleklerin yaratıldığına inanıyorsan, o zaman insanın yaratıldığına niye inanmıyorsun? Yani cinleri melekleri evrim geçirmeden yaratıldı diyorsa, insanın da evrim geçirmeden yaratıldı demesi lazım. Âdem’in varlığından bahsediyorsunuz, İncil’de var, Tevrat’ta da var, açık açık bir yaratılış görülüyor, nereden çıktı bu Darwinist düşünce, arkalarında biri olmasa organize edilmese, bunu yapamazlar. Yani bu çok ciddi bir organize hareket, bunu da ancak masonluk yapabilir. Demek ki Vatikan bitmiş. Yani Vatikan çökmüş şu an, yani anti-christ düşünce Vatikan’ın içini kaplamış. Bu çok korkunç bir şey,
MUHABİR: Geçmiş dönemde de şuanki Papa’dan önce de bir takım sıkıntılar yaşandı, Katolikler arasında, diğerleri arasında bir takım sıkıntılar yaşandı, ve birleştirici özelliğinde yeni Papa’nın değişik turlar attığı ülkeleri gezdiği hep dile getirildi, bu sıkıntıların asıl nedeni de yine buradan mı kaynaklanıyor efendim?
ADNAN OKTAR: Benim gördüğüm imanları çok zayıf, yani artık olay memuriyete dönmüş,
MUHABİR: Evet, çünkü çok büyük bir anlaşmazsızlık söz konusu,
ADNAN OKTAR: Tabi, yani ne iş yaparsın, rahibim,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Ne ile geçiniyorsun, Rahiplikle geçiniyorum, ona dönmüş olay anladığım kadarıyla. Ya iman eden bir insan bunu nasıl söyler. Yani cinler, melekler, evrimle yaratıldı denebilir mi? Cebrail Mikail (as) dan bahsediyorsun sen, Tevrat’ta İncil’de vahiy gelmesinden bahsediyorsun, bu nasıl oluyor bu, Hz. Adem’den bahsediyorsun sen, Allah’ın gücünü hiç yerine koyan haşa bir sistemdir Darwinizm. Ve hepsini tesadüfen açıklar, baştan sona tesadüfen açıklar. Olmadığını da görüyorsun 100 milyon fosil var, arkadaşlarımız gittiler oradaki konferansa, ellerinden mikrofonu kaptılar, konuşturmuyorlar, www.harunyahya.org www.harunyahya.net’te bunu görebilirsiniz.
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Konuşmayacaksınız diyorlar, soru sormak da yasak, ancak Darwinist olanlar buraya gelebilir, diyorlar Vatikan’da dikkat edin ve Katoliklerin organize ettiği bir toplantı bu. Yani Darwinist olun yani Allah’ı inkar edeceksin veyahut bambaşka bir Allah inancı ile oraya geleceksin. Haşa.
MUHABİR: Tabi izleyicilerimizin sorularına çok sıkça yer vermek isteriz ama biraz evvel söylediğiniz aslında aklımda daha evvel sormayı düşündüğüm sorulardan bir tanesi Adnan Oktar, Adnan Oktar olarak bildiğimiz isim ama Harun Yahya ismi işte kitaplarıyla, eserleriyle, fikir adamlığıyla ön plana çıkan ve çok sıkça duyulan bir isim Harun Yahya ismi nereden geliyor? Harun Yahya nasıl doğdu? Harun Yahya’nın oluşumunu anlatır mısınız efendim?
ADNAN OKTAR: Biri Musevilik için bir isimdir, özellikle ama tabi bütün dinler için ama biri de İsevilik Hıristiyan âlemi için önemli bir isimdir, Yahya Hz. İsa’nın yardımcısıydı, o güzeller güzelini zaten bekliyoruz, ben de onu bir yardımcısı olma azmi ile inşaAllah, bir nevi yardımcısı olma azmiyle o ismi aldım müstear ismi. Harun da Hz. Musa’nın yardımcısıydı, inşaAllah ben de gene o da bizim peygamberimizdir, ama topyekûn anlamda Peygamber Efendimiz’in ümmetinin naçiz bir yardımcısı olma düşüncesiyle sembolik anlamda o isimleri aldım.
MUHABİR: Evet, peki birkaç soruyla da programımıza noktayı koyalım. Bir gürcü meliki tarafından Osmanlı padişahına gönderilen mektupta şöyle denmiş; öteden beri Devlet-i Aliye’nin bir kölesi ve tebaasıyım. Bütün Gürcistan halkının Osmanlı devleti sayesinde sakin bir hayat sürdüğü de gün gibi ortada diyor, izleyicimiz. Hocam bugün de Kafkaslar’da yaşayan ve çoğu Müslüman olan halklar Rus baskısına ve şiddetine maruzlar, yani bugün de bu halkların şiddetli Osmanlı yönetimi istemeleri çok doğal değil mi? Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? demiş Yiğit Oslo.
ADNAN OKTAR: Ama şimdi hakkaten bir düşünün, o bütün Kafkasya’daki bütün devletler Gürcistan, hepsi Türkiye bağlansa, bunlar örfleriyle, ananeleriyle, gelenekleriyle ne kadar hür ve rahat ne kadar dostça ve kardeşçe yaşayacağını çocuk olsa bilir. Yani Rusya’nın bu işi beceremeyeceği belli, yani olmayacağı belli, ama şöyle yapacağız inşaAllah, Rusya’yı da Türk İslam Birliği içine alacağız. Evet, o zaman konu kökünden hal olacak inşaAllah. Çünkü Ruslar da çok güzel insanlardır. Yani çok zeki ve akıllı insanlardır, mühim bir hedefimizdir inşaAllah onları da Türk İslam Birliği içine almak.
MUHABİR: Efendim burada tabi Ortadoğu’da liderlik konusu çok tartışılıyor. Ortadoğu’nun lideri kim olacak, liderlik vasfı hangi ülkeye verilecek, ama sizin de hep ifade ettiğiniz Türkiye’nin büyüceği lider ülkenin Türkiye olacağı, daha doğrusu Türk İslam Birliği diyorsunuz hep dile getiriyorsunuz, bir diğer tarafta İran var, işte Ahmedinecad çok konuşuluyor, hiç Ahmedinecad’la görüştüğünüz oldu mu efendim?
ADNAN OKTAR: Görüşmedim ama görüşmek isterim, ben çok seviyorum Ahmedinecad’ı, ama çok çok fazla seviyorum. Çok saygı duyuyorum, bayağı samimi, mazlum, mütevazı, kendi halinde bir insan. Çok iyi niyetli, ama şöyle oldu, ben Ahmedinecad’ın İsrail’e karşı biraz sert bir üslubu vardı, o sert üslubunu yumuşatması için ricada bulundum, yani o üslubu yerine getirdi. MaşaAllah,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Yani öyle bir şey oldu, onu diyebilirim,
MUHABİR: Peki Rusya’nın, Ermenistan’ın veya İsrail’in diğer Ortadoğuda’ki diğer ülkelerin içinde yer alacağını düşünüyorsunuz, Rusya özellikle Rusya’nın içinde alması konumunda, durumunda tamamen işin çözüleceğini ifade ediyorsunuz, böyle bir şey mümkün mü? Rusya’nın böyle bir…
ADNAN OKTAR: Rusya mazlumdur, Rusya’yla bir alıp veremediğimiz yok. Rusya rahat yaşamak istiyor sadece orada çoluk çocuk var, kadınlar var, yaşlılar var, insanlar var. Bunları huzur içinde yaşatmak istiyor. Yani bunlara saygı duyulduktan sonra, sevgi duyulduktan sonra, ki çok sevilecek insanlar Ruslar, can-ı gönülden isterler çünkü İslam Birliği’ne girdiler zaten onlar da, biliyorsunuz. Bir İslam ülkesi oldu şu an Rusya, tabii ki alacağız yani mecburen alacağız zaten girmişler bir de hakka ten İslam ülkesidir. Türklerin yoğun bulunduğu bir ülkedir, bir de akıllı, nezih insanlardır, Ruslar efendiler, çok terbiyelidirler Ruslar, güzel ahlaklıdırlar, yani niye bırakalım tabii ki alacağız inşaAllah,
MUHABİR: Peki efendim artık süremizin de sonuna geldik, son bir soruyla izleyicimizin bir sorusuyla noktalayalım programı. Hz. Âdem yeryüzündeki ilk insandı, Allah’ın yeryüzüne gönderdiği ilk canlı nedir diyor izleyicimiz, bu da önemli bir soru aslında, ilk canlı nedir? Yani Hz. Âdem ilk insan olarak,
ADNAN OKTAR: Canlılar hazırdı Hz. Âdem geldiğinde, yani bitkiler ve hayvanlar vardı, o güzel bir ortama geldi yani yeşillik, ama çıplak geldi, çok utandı ondan, hatta ağlamış yani eksikliklerini görünce yani. İnsanın doğal ihtiyaçlarını görünce, o tahmin etmiyormuş cennetten gelince, yani o, o şekilde devam edeceğini yani üstü başı çıplak, bir de hani her yeri görünüyor vücudunun, bir de doğal ihtiyaçları var, ondan çok muzdarip olup ağlamış. Sonra orada biliyorsunuz örtündü oradaki kıyafetlerle, sonra onun imtihanı başladı, ama şu an cennette Hz. Âdem, inşaAllah,
MUHABİR: Efendim çok teşekkür ediyorum,
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ederim, Allah razı olsun,
MUHABİR: Bu hafta da yine sorularımıza yanıt verdiniz,
ADNAN OKTAR: Allah’a teşekkür ediyorum,
MUHABİR: Çok teşekkür ediyoruz, umarız başka bir programda yeniden farklı konularda
ADNAN OKTAR: İnşaAllah,
MUHABİR: Tekrar birlikte olmak dileğiyle, çok teşekkür ediyoruz efendim, sağolun.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah,
MUHABİR: Evet sevgili seyirciler, Haftanın Konuğu’nda bu akşam yine Sayın Adnan Oktar’la birlikte olduk ve bilinmeyenleri konuşmaya çalıştık, yine hoş ve güzel bir sohbet gerçekleştirdik. İstanbul’dan canlı yayınımızın sonuna geldik, önümüzdeki hafta farklı bir konu, farklı konularla biz yeniden birlikte olacağız. Tabi bu programın bu sohbetin tamamını izleyebilirsiniz, tamamını eğer seyretmek istiyorsanız www.harunyahya.tv den ulaşarak bu sohbetle ilgili tüm bölümü izleyebilirsiniz. Biz tüm yayın ekibimiz adına yayında ve yapımda emeği geçen tüm arkadaşlarımın adına mutlu akşamlar diliyoruz, İstanbul’dan hoşça kalın.