Muhabir: Önce Hocam iyi akşamlar,
ADNAN OKTAR: Hayırlı akşamlar, teşekkür ederim,
Muhabir: Bizi konuk ettiğiniz için çok teşekkür ederiz, çok sağolun,
ADNAN OKTAR: Estağfurullah, lütfettiniz,
Muhabir: Adnan Bey, önce ben şunu çok öğrenmek istiyorum, yani hem izleyicilerim adına hem de bireysel olarak, tazelemek istiyorum bilgileri,
ADNAN OKTAR: Çok iyi olur.
Muhabir: Adnan Oktar kimdir?
ADNAN OKTAR: Evet,
Muhabir: Nerelidir?
ADNAN OKTAR: Evet,
Muhabir: Tahsil yapısı nedir?
ADNAN OKTAR: Evet,
Muhabir: Ve tahsil yapısı derken hayatının ilk dönüm noktası olan Güzel Sanatlar’da başlayan ve bugüne kadar gelen evresi nasıl başladı diyeceğiz, lütfen efendim alabilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Efendim 02/02/1956 yılında Ankara’da doğdum, ilk, orta ve lise tahsilini orada Ankara’da bitirdim, bütün gençliğim Ankara’da geçti diyebilirim, 1979 yılında İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’ni kazandım, Fındıklı Güzel Sanatlar Akademisi’ni, iç mimari bölümüne oraya geldim, 79-83’e kadar da orada devam ettim, hem tebliğ faaliyetlerine hem okula gidip geldim, 83’te de İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümüne geçtim, orada okumaya devam ettim, ama anarşinin çok yoğun olduğu bir dönemdi, yani koridorlar ayrılmış artık okula giriş-çıkışlar son derece zor bir ortamdı,
Muhabir : O dönemleri çok iyi hatırlıyorum hocam.
ADNAN OKTAR: Evet terörün en şiddetli olduğu dönemdi, dolayısıyla da okula pek devam edemedik, ama kitap çalışmaları yoğundu o zamanlar, gittikçe teknolojide gelişti maşaAllah, internet gelişti, CD teknolojileri gelişti biliyorsunuz,
Muhabir: Evet
ADNAN OKTAR: O benim tam istediğim ortamı da meydana getirmiş oldu Allah’a çok şükür, özellikle internet benim çok müthiş ihtiyacım olan iyi bilgi yayma metoduydu, yoluydu teknolojisiydi,
Muhabir: İmdadınıza yetişti,
ADNAN OKTAR: Evet Allah onu bana nasip etti, çok çok mükemmel oldu,
Muhabir: Klasik ama hala özelliğini koruyan bir soru sormak istiyorum,
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi,
Muhabir: Nereden esinlendiniz ve nereden etkilendiniz de dünya barışı adına böyle bir olaya girdiniz?
ADNAN OKTAR: Ben çocukluğumdan beri çok merhametliydim, sevgi doluydum
Muhabir: Çok özür dilerim, bizim Kocaeli halkı çok meraklıdır efendim,
ADNAN OKTAR:Efendim,
Muhabir: Bizim Kocaeli halkı çok meraklıdır
ADNAN OKTAR: MaşaAllah iyi, iyi çok güzel, ben sevgiden hoşlanırım dostluk kardeşlik, bizim evde öyleydi, böyle cıvıl cıvıl, hep gelenimiz gidenimiz çok olurdu yani iyi davranırdık gelenlere,
Muhabir : Aileniz de böyleydi,
ADNAN OKTAR: Evet, sevecen bir yapımız vardı, ben komünizmi ve faşizmi öğrenince çocukluğumda özellikle lise yıllarında da terörü görünce bu dehşet ve vahşetin kaynağını araştırmak istedim, bir kere dine ve dindarlara müthiş bir saldırı vardı, o da beni çok şaşırttı ve bir anlamda gerdi, yani çok rahatsız etti beni, çünkü baktım mazlum insanlar dindarlar. Komünizm ve faşizm dünya çapında insanlığa kan kusturuyor, Türkiye’de komünizm çok güçlüydü o zamanlar, sol fraksiyonlar çok güçlü, Türkiye gitti gidecek deniyordu, yani bütün mahalleler işgal edilmiş sokaklar işgal edilmiş,
Muhabir: Hayatlar ikiye bölünmüş,
ADNAN OKTAR: Evet, evet ben de tabi bütün olayların içinde oldum o zamanlar yani her şeyi merak ediyordum, gidip mesela işçi partisinin TİSİP’in kongrelerine gidiyordum o zamanlar, MHP’nin bütün kongrelerine gidiyordum. o tarz yapılan toplantılara gidiyordum, açık hava toplantılarına gidiyordum, hepsini yakından takip ediyordum, hatta olaylar olduğunda da olay olan yere gidip bakıyordum, yani ne oluyor ne bitiyor gibisinden haber alıyordum, hem bir yandan okuyordum hem araştırıyordum hem de bu olayları bizzat görüyordum, iki şey dikkatimi çekti araştırırken benim, bir Masonluk bir de Darwinizm, yani ikisi de görünmeyen güç ama zehrin kaynağı da onlar.
Muhabir: Hangisi daha tehlikeli?
ADNAN OKTAR: Tabi Darwinizm,
Muhabir: Darwinizm,
ADNAN OKTAR: Çünkü bir inanç bu, bir dünya dini, şu an bütün dünyada %95 devletler tarafından resmi himaye görüyor Darwinizm, yani Darwinizm’i eleştiremezsin bir sahtekârlık olduğunda söyleyemiyorsun, mesela bir proteinin tesadüfen meydana gelmediğini söyleyemezsin,
Muhabir: Genel bir sahiplenmeyle karşı karşıyasınız,
ADNAN OKTAR: Evet, evet o beni çok şaşırttı, yani bu titizlik niye, enstitüler kuruluyor, okullar kuruluyor, profesörler yetiştiriliyor, yüzbinlerce profesör, doçent ve öğretim üyesi bu konuya tekzif olmuş durumda dünyada, on binlerce üniversite bu konuyla ilgileniyor ve bu konuyu savunuyor, yani çok acayip bir şey var, aleyhinde tek bir kelime konuşanı da okuldan atıyorlar, yahut görevinden alıyorlar, dünyanın her yerinde bu böyle, yani Darwinizm’in aleyhinde kimse konuşamaz, mesela fosilleri inceledim, nerde bu fosiller dedim, 100 milyon fosilden bahsediliyor, ortada fosil yok, müzelere gittim baktım fosil yok, birçok yere gittim var mı diye acaba, hatta telefonla sorduk, gidip bizzat araştırdık fosiller ortada yok, 100 milyon fosil kayıp, depolarda orda burada gizleniyor, o zaman anladım ki büyük bir oyun var, yani çok büyük bir oyun var Allah’a dine Kitab’a karşı, insanlığa karşı büyük bir oyun var, sonra fosilleri yavaş yavaş bulmaya başladık, saklandıkları yerlerden fotoğraflarını çekmeye başladık, fotoğraf çeken amatör çalışan kişilerden bilgiler almaya başladık, baktık ki insanların evlerinde de fosillerle ilgili çok geniş bilgi var, ama özellikle müzelerin depolarında saklı, yani bu çok, çok acayip, mesela 60 sene, 70 sene saklanan yüzlerce binlerce fosiller var depo olarak,
Muhabir : Amacı ne olduğu belli o zaman diyorsunuz
ADNAN OKTAR: Evet amacın ne olduğu belli, ben de bu oyunu kökten bitirecek şekilde tamamen belgeye dayalı, tamamen delillere dayalı çok kapsamlı bir kitap hazırladım, bu gördüğünüz Yaratılış Atlası toplam 7 cilt, şu an 4. cildine ulaştık, Darwinizm’e öyle bir darbe vurdu ki yani kıyamete kadar bellerini doğratacak gibi değiller, bundan sonra asla toparlanamazlar, yani bunun 4 sayfasını bile okumak yeterli, çünkü hiçbir hayvan değişime uğramamış, mesela bu çok acayip halbuki bu olabilirdi, çok da makul, o kadar sene içerisinde Allah onları değiştirebilirdi, biz de derdik ki Allah onları evrimle yarattı derdik, çok makul olurdu ama mucize tarzı hayret edilecek şekilde hiçbir şekilde değişmemişler, mesela 200 milyon yıllık canlılara bakıyoruz aynısı, mesela bazen gen bozukluğu olan insanlar oluyor, onlara bile rastlanmıyor, yani hep mükemmel canlılar,
Muhabir: Yani Adnan Oktar ortaya çıkmasaydı, bu kadar çalışma yapmasaydı amaçları neydi?
ADNAN OKTAR: Herhalde masonluk komünizm daha iyi gelişecekti, benim anladığım
Muhabir: Hayalleri mi yıkıldı diyorsunuz
ADNAN OKTAR: Hayalleri yıkıldı evet,
Muhabir: Böyle bir yapılanmayı oluşum esnasında çok dikkat çekici Harun Yahya ismi benim dikkatimi çekiyor,
ADNAN OKTAR: Evet
Muhabir: Biraz oradan bahsedebilir miyiz Hocam, yani biraz daha derinden alabilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Hz. Musa, ömrü biliyorsunuz çok çileli geçmiştir Hz. Musa’nın, kavmini de zor zaptetmiştir, putperestliğe çok yatkındı Hz. Musa’nın kavmi, altından buzağı heykeli yaptılar biliyorsunuz, kardeşini başlarına koymuştu Hz. Harun onun yardımcısıydı Allah ona bir güzellik nasip etmiştir, kardeşini Allah ona yardımcı olarak vermişti, o da peygamberdi Harun (a.s.), o çileli peygamberin zorluklarla yetişen o peygamberin yardımcısı olmuştu Hz. Harun, o birinci ismi oradan aldım, Yahya da Hz. İsa’yı coşkuyla aşkla seven şiddetle seven bir peygamberdir ve ona zemin hazırlamıştır ve onun yardımcısıdır Hz. Yahya. Bende dedim her iki peygamberde de yardımcı ben de Resullulah’ın ümmetinin yardımcısıyım, bu dine hizmet ediyorum, yardımcılık vasfını vurgulaması için Harun ve Yahya olsun dedim ismim.
Muhabir: Dini tarihten iki isim aldınız,
ADNAN OKTAR: Evet iki isim aldım, hem de kendi ismimi ortaya çıkarıp böyle şöhret gibi olmasın dedim, ama baktım ki zaten ben söylesem de söylemesem de ismimle aynı yayılıyor, yani Harun Yahya ismi, zaten benim olduğum biliyorlar gereksiz gördüm ben de doğrudan ismimi artık kullanmaya başladım,
Muhabir: Sayın Oktar peki 70 li yılların son yılların da
ADNAN OKTAR: Evet
Muhabir: Ama biz, biz derken Türkiye, özellikle medya dünyası, rahmetli Özal’ın siyaset tarihte adını duyurduktan sonra ki birkaç yıl sonra Adnan Oktar ismi basına yansıdı ve bir anda flash oldu, o aradaki 6-7 yıl sürüp geçti, nedendir? Tecrübesizlik mi? Medyadan uzak kalmak mı? Veya aniden ön plana çıkmanız nedendir? Bu sizin için aleyhte mi oldu lehinize mi oldu? Biraz böyle yarı magazin öğrenmek istiyorum,
ADNAN OKTAR: Ben mümkün mertebe basından uzak durmak istedim, ama baktım ki basından uzak durdukça basın daha da çok üstüme geliyor, uzak durmamın bana bir faydası yok, bilakis yakın olmamın daha faydalı olacağını düşündüm, çünkü o zaman kendimi anlatamıyorum, tek yanlı bilgi akıyor o zaman, yani karşı tarafın bilgisi akıyor, halbuki ben karşı tarafın bilgisine karşı bilgi sunmak durumundayım, o yüzden karşı bilgi doğru bilgiyi sunabilmek için de medyayla bağlantıya geçtim, medyanın görüşme taleplerini reddetmiyorum ve görüşüyorum,
Muhabir: Mesela Objektif programın yapımcısı değerli meslektaşımız Sayın Çelik’le özel program yaptınız,
ADNAN OKTAR: Evet
Muhabir: Kadir Çelik’le, o çok güzel ses getirdi
ADNAN OKTAR: Evet
Muhabir: Kamuoyunda, o zaman Rahmetli Özal hükümetinden destek aldınız mı? Manevi anlamda?
ADNAN OKTAR: Özal hükümeti, Özal benim kanaatim seviyordu, duyduğum kadarıyla,
Muhabir: Hiç görüştünüz mü?
ADNAN OKTAR: Birebir, sadece bir camide namaz kılıyordu çok yakındım, zannediyorum Dolmabahçe camiindeydi namaz kılmaya gelmişti, çok yakın mesafemdeydi o kadar, ama öyle bizzat görüşmem olmadı,
Muhabir: Bizler o zaman ulusal televizyon muhabirleri sohbet ortamında kendi aramızda mesela kesinlikle size destek veriyor şeklinde bize bir ima gelmişti, öyle anlamıştık biz, o zamanlar
ADNAN OKTAR: Ben de öyle hissediyordum ama sonradan,
Muhabir: Demek doğru algılamışız değil mi hocam,
ADNAN OKTAR: Ama sonra öyle olmadığını da gördük, biliyorsunuz benim kokain komplosu Turgut Özal’ın iktidarı döneminde oldu,
Muhabir: O sonlara doğru,
ADNAN OKTAR: Evet sonlara doğru, son dönem de
Muhabir: Artık zayıflamıştı o dönemde
ADNAN OKTAR: Başlangıçta çok iyi idi, ama son dönemde Turgut Özal’ın kontrolü adeta kaybolmuş gibiydi, hatta ona da suikast yapıldı biliyorsunuz,
Muhabir: Madem kokain dedik, suikast dedik, Adnan Oktar’ın başından neler geçti, neler oldu, ne oldu, birçoğunun yansımadığına eminim
ADNAN OKTAR: Evet
Muhabir: Mesela kokainden başlayalım,
ADNAN OKTAR: Kokain,
Muhabir: Hep şefkat diyoruz insanlık diyoruz sevgi diyoruz, aşk diyoruz, dünya barışı diyoruz, ama damarlarında kokain diyorlar, hem de yüksek oranda anlatabilir miyiz biraz,
ADNAN OKTAR: Şimdi benim hitap ettiğim çevre biraz genelde de dindar çevreler olduğu için onların en hassas sinir uçlarını vurmaya çalışıyorlar, yani nedir
Muhabir: Uyuşturucu,
ADNAN OKTAR: Uyuşturucu, işte kadın kız, dini konularda sapkınlık yani insana ne gelirse böyle anormal akılına gelen dünyada bilinen ne varsa hepsi ama bunun inandırıcı olabilmesi için bir kokain denemesi yaptılar ama Allah ayaklarına doladı onu da beceremediler
Muhabir : Oranı kaçmış efendim,
ADNAN OKTAR: Oran çok yüksek oranı, İzmir’de gözaltına almışlardı beni sebepsiz “Selamualeykum, hadi gidiyoruz dediler” savcılık talimatı yok hiçbir şey yok, beni cinayet masasında tutular, İzmir’de, cinayet masasında benim ne işim var, orda öldürmüş adamlarla ilgili bilgiler geliyor katilleri getiriyor-götürüyorlar, öyle bir ortamdı, 72 saat emniyette gözaltına alındım, bizim evde arama yaptılar, 16 polisle yapıldı,
Muhabir: Allah’tan süreç 72 saat
ADNAN OKTAR: Evet,
Muhabir: 250 saat olsa yandınız yani,
ADNAN OKTAR: Evet, eve girdiler 1-2 dakika sonra 16 polisle girmişlerdi, 2-3 dakika içerisinde kitaplığımda 3. katında, zaten 3. katından hemen başladılar, 1-2 ve 3. kitapta, 1. kitaba baktılar, 2. kitaba baktılar, 3. kitabın arasında küçük küçük paketler buldular şöyle, ben önce karbonat zannettim onu, “bu karbonat mı” dedim, “pek benzemiyor” dedi adam “peki ne olabilir” dedim, “bilmiyorum” dedi, “bir bakar mısın?” dedim, jelâtini açtı, çıt parmağını böyle ıslattı ağzında dokundu ağzına aldı “kokain” dedi, dedim tamam anladım olayı dedim, böyle geniş bir komplo yapıldığını anladım,
Muhabir: Sizin evinizde bulundu,
ADNAN OKTAR: Evet, 16 tane polis, çünkü 16 polisle arama yapılmıyormuş, yani ilk defa rastlanan bir şey, şimdi bütün polisler doldu dikkatim dağıldı benim, polislerin hepsine bakamıyorum, o arada adam “ben buldum” dedi, “kitabın arasında buldum” dedi, şimdi açtığında kokain arasında bulunduğu değil, yani kitabı bana getirdi “bak arasında paketler var” dedi “bunun arasında” dedi, sonra kokain olduğunu söyledi, cebinden çıkartıp mı koydu? Nasıl koydu bilemiyorum yani orda ben göremedim, hatta ben dedim, sen öbür evlerde de arama yapacaklar, öbür evlerde arama yapsanız da bulamayacaksınız dedim, çünkü dikkatim üzerinizde olacak bundan sonra dedim, benim gözümün önünde yapın aramayı dedim, adama dedim “senin cebinde ne var” dedim, cebi doluydu böyle, “yok baktırmam cebime” dedi, o çok acayip, halbuki böyle usulen bakabilir ne olacak cebimde “hiç bir şey yok” diyebilirdi, kesinlikle kabul etmedi adam, cebine bakmadı, hatta tek cebiydi kabarmıştı,
Muhabir: Burada amaç neydi Sayın Oktar,
ADNAN OKTAR: İşte kokainman görüntüsü vermek, yani kokain kullanan bir insan görüntüsünü vermek, böylece kitaplarımı dağıtamayacağım,
Muhabir: Sizi davanızdan geri çekmek,
ADNAN OKTAR: Evet.
Muhabir: Gözdağı vermek.
ADNAN OKTAR: Sonra da emniyette de bundan da hızlarını alamadılar, emniyette bana kebap getirdiler, Adana kebap yapılmış böyle, hocam dediler sen günlerden beri buradasın açsın dediler, ben de ne kadar iyi insanlar dedim, böyle beni kolluyorlar herhalde muhafazakar insanlar iyi bir şey zannettim, ben de yedim hepsini, meğer toz kokain serpilmiş üstüne, kebabın üstüne, acıydı da tadı da tam da anlayamadım, ben günlerden beri uykusuz olduğum halde müthiş bir uykusuzluk geldi üstüme, yani böyle gözlerim şey gibi, 3 gün uyumadığım halde gözlerim faltaşı gibi açıldı derler ya böyle yani çok uyanık haldeydim, o şekilde adli tıbba götürdüler, adli tıpta 5 mikrogram/mililitre yani en yüksek dozda kokain çıktı kanımda, halbuki kokain 24 saatte kandan atılan bir madde, hemen kan emiyor, ben 72 saattir emniyetteyim yani mümkün değil kanımda bulunması, olamaz yani, bulunan miktarda olabilecek en yüksek miktarda çıktı ordan anladılar, adli tıpta emniyette verildiği, emniyette verildiği tespit edildi, ben ondan beraat ettim, bu mahkemede, yani yiyecek-içeceğime karıştırılarak verildiği tespit edildi, ama ne cesaret,
Muhabir: 72 saati tutturamamışlar,
ADNAN OKTAR: Evet
Muhabir: Çok tutacağız, az tutarsak da kanda çıkmaz, hiç olmasa banko olsun diye herhalde
ADNAN OKTAR: Evet, evet sağlam olsun herhalde bolca koyuyorlar, hâlbuki mesela az koysaydılar ve hemen İzmir’deyken, gözaltındayken o zaman yapsalardı,
Muhabir: Kan tahlili yapılsaydı,
ADNAN OKTAR: O zaman tutacaktı, o oyunları komploları tutardı,
Muhabir: O zaman 8 ile 10 yıl arası içerdeydiniz,
ADNAN OKTAR: Yani inandırabilene helal olsun ondan sonra, yani ne desem kimse inanmazdı, Allah korudu
Muhabir: Kokain denemesinden sonra, daha sonraki dönemlerde ne oldu Sayın Hocam?
ADNAN OKTAR: İşte biliyorsunuz bir de akıl hastanesi olayı var,
Muhabir: Evet, kısa sürdü ama epey canınız yandı
ADNAN OKTAR: 10 ay, 10 ay, ben tutuklu olmadığım halde, tahliye olduğum halde bana mahkûm muamelesi yapıldı, akıl hastanesinde, aynı mahkûmlar gibi evime gönderilmiyorum, dışarı bahçeye çıkarttırılmıyorum, hatta mahkûmlar da bahçeye çıkıyor ben çıkamıyordum, yani mahkûm bile çıkabiliyordu bahçeye, telefon ettirilmiyorum,
Muhabir: Müşahade iğnesi size vuruldu mu hiç girişte hastaneye
ADNAN OKTAR: Efendim,
Muhabir: Müşahade iğnesi, uyuşturucu anlamında,
ADNAN OKTAR: Şey verildi, Haldol verdiler bana,
Muhabir: Efendim
ADNAN OKTAR: Haldol denilen ilaç veriyorlardı,
Muhabir: Tamam işte,
ADNAN OKTAR: İşte Haldol, hatta ağzımı da kontrol ediyorlardı, yutuyor muyum, yutmuyor muyum gibisinden, Allah korudu yani, aslında çok ağır bir ilaç yani, insanın ona dayanması mümkün değil
Muhabir: Saatlerce uyuyorsunuz,
ADNAN OKTAR: Evet çok ağır ilaç, yani vücudu çok, çok sarsan yıpratan ve
Muhabir: Ve 10 dakika sonrada her şeye evet diyorsunuz, biliyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Evet, evet,
Muhabir: Sorulan sorulara hep evet diyorsunuz,
ADNAN OKTAR: Evet, çok yıkıcı etkisi olan bir ilaçtı Haldol, onu da zorla içirtiyorlardı, yani içiyor musun içmiyor musun bakılıyor
Muhabir: Dil altında yok ediyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Tabi kontrol ediyorlar, bakıyorlar, o şekildeydi, Allah korudu yani
Muhabir: İçtiniz mi?
ADNAN OKTAR: E tabi mecburen yani ne yapacaksın,
Muhabir: Orada da Allah korumuş sizi,
ADNAN OKTAR: Evet, Elhamdulillah
Muhabir: Bir de Sayın Oktar sanırım siz çete kurdunuz bu ülkede, değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet şimdi de çete iddiası var,
Muhabir: Kurdunuz, çok güzel bir yapılanma kurdunuz, ünlülerle oluşan, iş dünyasının çocuklarıyla oluşan bir çeteydi bu, ve yargılandınız şimdi, biraz ondan bahsedebilir miyiz nasıl oldu efendim?
ADNAN OKTAR: Evet, şimdi normalde dosyada yani mahkeme dosyasında benim aleyhimde herhangi bir delil yok, yani şöyle yok, poliste
Muhabir: Yani iddia savcısının, iddianame savcısının iddia ettiği şeyler delilleştirilmiş hali yok,
ADNAN OKTAR: Evet, zaten savcı da beraat istedi, bizim şeyde yani delil yok dedi savcı, çünkü söylüyor diyor ki savcı “daha önce zaten beraat verdiniz” diyor mahkemeye, ikincisi buradaki deliller diyor polis ifadesi diyor ve polis ifadesi şöyle oldu diyor, polisten alınan ifade şöyle, avukat yanında alınmadığı için bu geçersiz diyor, yani işkence ve zorla alındığı için, yanında avukat olmadığı için “bu ifade geçersiz” diyor, savcının ikinci iddiası, bu hakikaten de hukuken böyle,
Muhabir: İşkence gördünüz mü hakikaten,
ADNAN OKTAR: Tabiî ki, hem işkence hem ölüm tehdidi vardı, yani çok açıktı çok muazzam bir şiddet ortamı vardı, kan gövdeyi götürüyordu, sakatlanan birçok arkadaşlarım oldu, adli tıp raporları var şu an sakatlandıklarına dair, o mahkemeleri var şu an 1000 küsur seneden yargılanıyor polisler, tabi ben 1000 küsur sene yatmalarını istemem ama suçun da ortaya çıkmasını isterim, inşaAllah yani, bu çünkü bir insanlık ayıbı, insanlık suçu, bütün bunlara rağmen dosyada bu ifadenin dışında ifade geçerli değil, başka bir şey yok, fakat bunu Yargıtay geçerli kabul etti, yani avukat yanında alınmamasına rağmen ifadeyi geçerli kabul etti, halbuki Yargıtay’ın içtihadı da var, bu geçerli değil diye, kanunlarımız da bu geçerli değil, illaki avukat olması gerekiyor, yoksa o sıfır hükmünde ifadeler, bu ifadeler geçerli kabul edince mahkemede kabul etti, mahkemede geçerli kabul etti, bu sefer “çete lideri” diye bana teşhis koydu mahkeme, yani hüküm verdi, ben tabi mahkemenin hükmüne saygılıyım, yani çete diyorsa tamamdır ama ben bir çete lideri değilim, ben sevgiyi, muhabbeti, coşkuyu, kardeşliği, insanlığı hedefleyen bir yazarım ve 300’e yakın kitabım var benim, 4 saat uykunun dışında bütün günüm kitap yazmakla, kitap tahsihi ile, CDlerle geçiyor, fakat öyle dendiyse yani ona saygı duymanın dışında bir şey diyemeyiz tabiî ki, fakat ben şu yönden mutluyum, Türkiye’de benim çete lideri olduğuma inanan tek bir kişiye rastlamadım şu ana kadar, sadece tebessüm ediyorlar, yani hiçkimse de buna inanmaz, çünkü benim bildiğim çete lideri gasp yapar, adam öldürür, bombalama yapar, cinayet işler, cinayet tasarlar değil mi, yani soygun yapar bir şey yapar
Muhabir: Evinde el bombası bulundurur,
ADNAN OKTAR: El bombası bulundurur bir şey yapar, benim evimde kitaplar bulunuyor, CDler bulunuyor başka da bir şey yok
Muhabir: Onlar da belki birileri için demek bomba yerine geçiyor Sayın Hocam,
ADNAN OKTAR: Evet, bilemiyorum artık,
Muhabir: Kitap birçok kişi için bazıları için tehlikedir biliyorsunuz
ADNAN OKTAR: Evet
Muhabir: Peki Sayın Hocam, şuan Yargıtay da dediniz, bekliyorsunuz,
ADNAN OKTAR: Evet
Muhabir: Onanırsa ceza var, onanmasa rahatlayacaksınız,
ADNAN OKTAR: Evet, onanmasa yine devam edeceğim
Muhabir: Ek bu konuda mevcut hükümet, AK parti hükümetinin üst düzey yetkilileriyle falan görüştünüz mü?
ADNAN OKTAR: Bu konuyla ilgili görüşmedik.
Muhabir: Yani Sayın Erbakan belli yani ne altın davası kaldı, ne ziynet davası kaldı, ne de zimmet davası kaldı,
ADNAN OKTAR: Evet,
Muhabir: Kaldı ki Sayın Adnan Oktar bile zimmet davası da yok,
ADNAN OKTAR: Evet, ben böyle şeylerde yöneticileri müşkül durumda bırakacak girişimlerden kaçınıyorum, yani bizzat görüşmek aracı olması bu konuda aracı olmak
Muhabir: Ama pardon, siz kendinizden eminsiniz, sizin konumunuz ortada, ha varsa bunun gizli kapaklı yanı, polisi var bu memleketin güvenliği var bu memleketin jandarması var istihbaratı var bu konuda o zaman sübut delilleri çıkarırlar Adnan Oktar’ı çok bir net şekilde yargılayıp infazını yaparlar, e yoksa da bunun artık yani hakkını teslim etmek gerekir diye düşünüyorum ben, bunu çok daha doğal olur sizin yardım talebiniz, siz bu konuda bir olumsuzluğu olumluya çevirmeyeceksiniz ki, diye düşünüyorum ben,
ADNAN OKTAR:Tabi, tabi gayri meşru bir şey olsun istemiyorum, ben hak yerini bulsun istiyorum, ama gene de adalete güvenmek durumundayız, yapacak başka bir şey yok
Muhabir : Ne zaman sonuçlanır?
ADNAN OKTAR: Belli olmuyor Yargıtay’da, fakat herhalde belirli bir kanuni süresi vardır onun, ama benim ilk yatmam değil biliyorsunuz daha önceden de öyle bir yatmıştım, onda da beraat ettim sonra, yattım ama beraat ettim, akıl hastanesinde koydular biliyorsunuz,
Muhabir : Kaç ay yattınız?
ADNAN OKTAR: 9 ay yattım, hücre hapsinde yatmıştım, sonra da suçum olmadığına dair karar verdi mahkeme, beraat etmiştim,
Muhabir : İade-i itibar mı ettiler,
ADNAN OKTAR: Yani evet, mesela ben bir yazarım tımarhaneye giriyorum, adam öldürmüş, cinayet işlemiş delilerin içinde yaşıyorum, benim bulunduğum dönemde 7 kişiyi öldürdüler, ya beni de öldürselerdi orada, yani benim yanımda öldürüyorlardı adamları, yani boğuyor mesela, kafasını duvara vuruyor
Muhabir : Bir de tavuk bile öldüremiyorsunuz,
ADNAN OKTAR: Efendim
Muhabir: Bir de tavuk bile öldüremiyorsunuz, düşünüyorsunuz öldürürken,
ADNAN OKTAR: Tabi yani, insan böcek bile olsa yerde insan ona dikkat ediyor, ona özen göstertiyor, delilerin içine beni niye koydular, ben bunu anlamadım, mesela kokain, kokain iftirası yapıldıktan sonra bu kokaini kim koydu araştırmadılar, benim evime kim koydu, yiyeceğime kim koydu araştırmadılar,
Muhabir: Doğru madem burada temize çıktıysanız, ortada bir suçlu var, Sayın Adnan Oktar değilse biri var yani, bunu bulunmadan niye bilinmezliğe gitti kapandı bu iş, çok ilginç bana da ilginç geldi
ADNAN OKTAR: Evime kim kokaini koymuş mesela gidip araştırmaları lazımdı, benim yiyeceğime kim kokaini koymuş bunu da araştırmaları lazımdı, emniyete nasıl sokulur kokain, yani devletin memuru, biz güvenip de giriyoruz emniyete, güvenli bir yer olarak görüyoruz, benim yiyeceğime kokain karıştırmak ne cesaret, yani çok büyük bir olay bu
Mu
Muhabir: Emniyette arıza da bırakırsa bu işi netleşmese bu durumda bu anlam çıkıyor,
ADNAN OKTAR: Yani şöyle oluyor, emniyette bunu yapacak adamlar o zamanlar varmış, belki de iddia edilen Ergenekoncular, belki de değil benim kanaatim iddia edilen Ergenekon ekibinin yaptığı bir iş olabilir, ama iddia edilen Ergenekon derken tabi külliyen şey yapmıyorum, ben iddia edilen örgütün yapılanmasına karşıyım, yoksa ben insanlar hapsedilsin, mağdur edilsin, müebbet hapis verilsin, benim böyle bir inancım yok, ben affedilme taraftarıyım, ama iddia edilen örgüt dağıtılsın istiyorum, yapılanma dağıtılsın istiyorum,
çünkü eğer bunlar gerçekten milliyetçi iseler Türk İslam Birliğini savunması gerekir, milliyetçi, mukaddesatçı ve maneviyatçı olmaları gerekir,
Muhabir: Bir yerlerde bir çürüklük mü var diyordunuz?
ADNAN OKTAR: Bunda bir gariplik var, yani dine karşılar, Allah inancına karşılar, Darwinistler, Marksist felsefeyi savunuyorlar ve ta İttihat Terakki’den beri böyle bu düşüncedeler.
Muhabir: O zaman vatan milliyetçiliği bir maske mi diyorsunuz,
ADNAN OKTAR: Tabiî ki Türklüğü ve Türkçülüğü bir maske olarak kullanıyorlar, bu çok vahim,
Muhabir: Birileri mi kullanıyor dersiniz,
ADNAN OKTAR: Tabiî ki masonlar bunların asıl ağa babaları, yönlendirenler bunlar, yani şimdi dini söylemeyeceğine göre, neyi kullanalım diyor Türkçülüğü kullanalım diyor, bu millette nasıl yanaşabiliriz, Türkçülükle yanaşabiliriz, işte Kızılelma başka türlü elma yeşil elma, kızıl elmanın kızılını almış durumda elma kenarda duruyor, sen eğer kızıl elmacıysan Türk İslam Birliğini savunman lazım gerçekten kızıl elmacıysan.
Muhabir : Veya bunun adı bu niye yeşil elma değil?
ADNAN OKTAR: Efendim,
Muhabir: Bunun adı niye yeşil elma değil?
ADNAN OKTAR: Tabii ki yani, sonra hayır elmaya ne gerek var, kızıl elmaya yeşil elmaya ne gerek var, yani eğer sen samimiysen arkadaş dersin ben Türk İslam Birliğini savunuyorum, mukaddesatçıyım, maneviyatçıyım, Allah’a inanıyorum, antimarksistim, antikomünistim, PKK karşıtıyım, terör örgütlerine karşıtım diye açıkça tavır koyması lazım,
ADNAN OKTAR: Tabi inanılır gibi değil
Muhabir: Tezat değil mi siyasi görüşler,
ADNAN OKTAR: Asıl, asıl azılı komünistler daha yakalanmadı,
Muhabir: Peki devamı var mı dersiniz bu işin?
ADNAN OKTAR: Tabii ki var canım, çok daha büyük,
Muhabir: Yani bu buzdağının görünen kısmı mı? Yani
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii dış Türk devletlerinde var, yurt dışında var, her yerde faaliyetleri var, PKK’nın faaliyetlerinin çapı biliniyor,
Muhabir: O zaman bunların kökünde, damarında ülke almak istersek İsrail diyebilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Asıl olarak tabi İsrail içindeki ateist Siyonistler. İsrail içindeki ateist siyonistler. Çünkü İsrail halkı mazlumdur. Dindardır onlar, kendi halinde, ibadetini yapan, temiz, güzel insanlardır.
Muhabir: İbrani dininde, işine bakan,
ADNAN OKTAR: Evet, dindar, masum insanlardır. Onlarda bir sorun yok, onları yöneten mason olan ateist siyonistler sorundur.
Muhabir: Bir ucunda Amerika var mıdır?
ADNAN OKTAR: Amerika’nın da içinde ateist siyonistler sorun. Yani onlar yönetiyor, Amerikan siyasetine yön veriyor bu insanlar. Ve milyonlarca mason var Amerika’da.
Muhabir: Şimdi bu beş harfli kelimeyi ben ilk 1972 de kulakları çınlasın emekli Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’den duymuştum, çocuktum, mason kelimesini. Ama Türk halkı ben inanıyorum ki hala günümüzde masonluğun ne olduğunu bilmiyor. TV 41 ekranlarından Adnan Oktar Hocamızdan bir duysunlar, biraz açabilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Güya, Hz. Süleyman devrinden alan inançlarını, Tevrat’tan alan, Tevrat’taki bir takım işaretlerden, remizlerden, anlatılan olaylardan kökenini aldığını iddia eden bir güya tarikat, ama ateist tarikat. Darwinist, ateist, ateist siyonizme de hizmet eden bir tarikattır. Ama hakikaten ağırlıklı olarak Tevrat’ta geçen konuları işliyorlar. Tevrat üzerine yemin ediyorlar, Kuran üzerine, İncil üzerine de yemin ediyorlar ama gösterişte olan bir şey, çünkü Tevrat’ı da, Kuran’ı da, İncil’i de eleştiren insanlar.
Muhabir: İşin reklamı diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Reklam da demeyeyim de, onu kullanıyorlar kendilerince.
Muhabir: Yani işin vitrini, pardon,
ADNAN OKTAR: Evet, vitrin olarak kullanıyorlar. Bu tabi çok geniş çaplı bir yapılanma. Çünkü gizli, gizli olunca hem gizemli oluyor insanlar için hem risksiz oluyor.
Muhabir: Dünyada çok sağlam yapılanmaları var.
ADNAN OKTAR: Tabi, mesela Amerika’da milyonlarca sayısı masonların. İngiltere de milyonlarca yani milyon hesabıyla.
Muhabir: Türkiye’de bildik isimler var mı efendim bildiğiniz?
ADNAN OKTAR: Var ama şimdi hepsini söyleyemeyiz.
Muhabir: Peki Efendim, Adnan Hocamız çalışmalarını günümüzde tüm bu tehlikelere rağmen, tüm bu engellemelere rağmen, tüm bu iftiralara rağmen hangi şartlarda sürdürüyor? Hangi boyutta günümüzde Kocaeli halkı bir dinlesin.
ADNAN OKTAR: Ben Allah’tan başka hiçbir şeyden korkmam. Yani ölümü Allah’a bir kavuşma olarak görüyorum. Ve iftihar ederim, sevinirim, Allah beni yanına alırsa da aşkla, şevkle Allah’ın yanına giderim.
Muhabir : Bunun diğer anlamı da şehitliktir biliyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet, evet inşaAllah, iftihar ederim. Ama üzerime geliniyorsa, bana mesela hakaretler, iftiralar atılıyorsa onunla da iftihar ederim. Mesela bana çete deniyor onunla da iftihar ederim.
Muhabir: Neden, Peygamber (s.a) Efendimize yıllarca neler yapıldı diyorsunuz, öyle mi?
ADNAN OKTAR: Evet, evet. Mesela, bana da Hz. Yusuf’a cinsellikle ilgili bir iftira atıldı biliyorsunuz ondan hapise sokuldu. Bana da yine cinsellikle ilgili bir bayanı ortaya çıkartıp, iftira attırdılar biliyorsunuz. Ve mahkemede onu ana delil olarak gösterdiler. Sonra onu da ispat ettim. İki evin farklılığını mahkemeye seyrettirdim film olarak, bir ev kolonlu, bir ev kolonsuz, tavanlarında bir evin kolonları var bir evde yok. Bir evin pencereleri tavandan tavana kadar, bir evinki de pencereleri küçük, pimapen. Net mahkeme gördü ve konu kapandı.
Muhabir: Düşünememişler, amatör davranmışlar.
ADNAN OKTAR: Evet, orada da Allah ayaklarına doladı bakın, evin filmde mimari farklılığının tespit edileceğini akledemediler, oyun oynayanlar.
Muhabir: Siz de çok dikkatliymişsiniz hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
Muhabir: Şimdi hangi şartlarda devam ediyorsunuz, Kocaeli halkı öğrenmek ister?
ADNAN OKTAR: Şimdi bütün hızımla CDler, kitaplar ve kitapların dışında da dergiler ve konferanslar.
Muhabir. Ama hep neden İstanbul, çünkü 81 ilimiz var?
ADNAN OKTAR: İstanbul dünyanın merkezi.
Muhabir: 81 il 642 ilçe, yani neden sadece İstanbul?
ADNAN OKTAR: Biliyorsunuz İstanbul yıllarca İslam alemine de başkentlik yaptı. Hilafetin de başkentliğini yaptı, Hıristiyan aleminin başkentliğini yaptı, şimdi dünya kültür başkenti inşaAllah. Her yönden başkenttir. Ama tabi bizim siyasi başkentimiz Ankara’dır, o ayrı. Ama kültür başkenti olarak hakikaten İstanbul’dur. O yüzden dünyanın kalbidir İstanbul. İstanbul’da yapılan faaliyet bütün Anadolu’yu, bütün Türkiye’yi, bütün dünyayı etkiler.
Muhabir: Sayın Oktar hocam ısrarla Kocaeli için ne düşünüyorsunuz? Kocaeli ile ilgili düşünceniz nedir? Kocaeli’yi ne kadar tanıyorsunuz? Biraz Kocaeli’yi bahsetmek istiyorum sizinle.
ADNAN OKTAR: En güzeli Kocaeli’ye bir gelmek. Ve Kocaeli’nde sizlerle bir Kocaeli’ni şöyle bir gezeriz.
Muhabir: Kocaeli’nde yakınlarınız var mı, bir tanıdığınız var mı?
ADNAN OKTAR: Yok, tanıdığımız yok. Ama şu an sizsiniz tanıdığımız.
Muhabir: Teşekkür ederim. Peki şu an İstanbul’daki çalışmanızın boyutu nedir hocam? Şu son günlerde nedir? Adnan Oktar Hocam ne yapıyor?
ADNAN OKTAR: Mesela biraz o konularda bilgi verebilirim. Şöyle vereyim,
Muhabir: Ne yapıyor Adnan Hoca, yani bir gününü nasıl geçiriyor önce?
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, evet, bir günü...
Muhabir: Mesela sabah kalkar beşe çeyrek kala, Bismillahirrahmanirrahim der güne başlar?
ADNAN OKTAR: Evet genellikle karanlıkta kalkarım. Daha gün ışımadan, imsakta kalkarım. Namaz kılıyorum, genellikle duş aldıktan sonra, duşla alırım abdesti namazı o şekilde kılıyorum. Yani duş alarak abdest alıyorum. Sonra ya kahvaltı yapıyorum veya kahvaltı yapmadan biraz yürüyorum. Yürüme aletinde yürüyorum. Kısa, hafif bir kahvaltıdan sonra bazen bahçeye çıkıyorum, evin bahçesine. Benim kedi ordusu var biliyorsunuz,
Muhabir: Nerede oturuyorsunuz hocam?
ADNAN OKTAR: Yer tam söylemeyeyim. Koordinasyon, eliyle koymuş gibi. Kedilerim var, tavuk, horozlar falan var. Bir tane kuzum var. Onları sevmek çok hoşuma gidiyor. Çiçeklerim var onlara bakıyorum, meyve veren ağaçlar var, onlarla ilgileniyorum.
Muhabir: Peki Adnan Oktar’ın geliri neredendir?
ADNAN OKTAR: Tabi ki bir çalışmam oluyor kendime yetecek kadar bir maddi çalışmam oluyor ama ben günübirlik, kazandığım kadarını hemen harcayan öyle biriktirmeyen bir yapım var.
Muhabir: Hocam, biz çalışıp biriktirdiğimiz halde bir şey olmuyor. Bu nasıl oluyor?
ADNAN OKTAR: Allah bereketini veriyor elhamdülillah. Yani hakikaten mesela arkadaşlarım da el attıkları her işte bereket ve güzellik oluyor. Genellikle bana danışırlar. Benim sözümü dinlediklerinde de hakikaten çok bereketli, çok güzel neticeler alıyorlar.
Muhabir: Karşılığında danışmanlık ücreti almıyor musunuz hocam?
ADNAN OKTAR: Yani ben kendi arkadaşlarımdan almam. Ama dışarıdaki kişilerden alırım tabi ki.
Muhabir: Çünkü güne başlıyorsunuz namazla. Ardından yürüyüş güzel, kahvaltı güzel, çiçekler, hayvanlar böcek hepsi çok iyi de daha sonraki zamanı nasıl geçiriyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Kitap çalışmalarım bütün günümü alıyor benim.
Muhabir: Kitaplarınızı satmıyorsunuz herhalde hocam?
ADNAN OKTAR: Allah esirgesin, asla.
Muhabir: Bağışlıyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet,
Muhabir: Ama hocam meşhur bir söz vardır, Osmanlı deyimlerini ben çok severim. Bu değirmenin suyu nereden geliyor hocam? Kolay basılmaz, ben çeyrek asrımı verdim.
ADNAN OKTAR: Ben övünmek gibi olmasın ama çok başarılı çalışma yapan, üretici olan bir insanım. Faydalı çalışmalar yapıyorum ve bunun sonucunda da iyi kazanıyorum aslında Allah’a çok şükür. Onları hep hayır yolda kullanıyor ve harcıyorum.
Muhabir: Nereden kazandığınızı söyleyin hocam.
ADNAN OKTAR: O olmaz. O anda durdururlar. İki gün geçmez durur.
Muhabir: Makinenin şalteri iner mi hocam?
ADNAN OKTAR: Evet anında.
Muhabir: Peki hocam, İstanbul’un daha çok hangi kesimiyle ilgileniyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Birinci hedefim aydınlardır.
Muhabir: Cahille işim yok diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Cahile onlar etki ederler. Yani dolaylı yoldan, mesela ben güneşten gelen ışığa ayna tutarsam başka bir aynaya çarpar, o aynadan başka bir yere çarpar, oradan başka bir yere çarpar.
Muhabir: Yani siz aydan yanasınız, güneşten yana değilsiniz. Evet hocam dinliyorum.
ADNAN OKTAR: Evet, yani biz bir profesöre biz konuyu anlattığımızda profesörün talebeleri oluyor, profesör de gidip onlara anlatıyor. Talebelerin talebeleri,
Muhabir: Yansıma var
ADNAN OKTAR: Evet yansımalar çok önemlidir. Ama cahil insandan profesöre yansıma olmaz. Ama profesörden cahile yansıma olur. Onun için daima aydın tabakayı ben hedeflemişimdir eskiden beri.
Muhabir: Aklıma şey geldi, benzetmek gibi olmasın. 1970’li yıllarda sosyalizm ve komünizm çatışırken Türkiye’de bir grup çıktı Deniz Gezmiş gurubu, köyden kente devrim yapmak istiyorum dedi. Bir grup çıktı, ilerici gençlerden, hatırlar mısınız, hayır dedi, kentten köye devrim yapacağım dedi. Ama her ikisi de Ankara’da buluştular en sonunda, olmadı. Ama siz başarıyorsunuz herhalde,
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, evet.
Muhabir: Bir de sizin en olumlu yanınız zaman konusunda rahatsınız. Sizin aceleniz yok herhalde.
ADNAN OKTAR: Evet, benim çizgimde sürekli bir yükselme oldu Allah’a çok şükür. Yani 30 yıldan beri bir mücadelem var, 1979 dan hatta daha evvel 1976’dan itibaren başlıyor. Ve sürekli bir yükselme şeklinde oldu. Çizgimde bir azalma değil, sürekli yükselme oldu ve çizgimden asla şaşmadım ve taviz de vermedim.
Muhabir: Ama hocam, 1984 ile 1988-1989 daha hareketliydi sanırım. Şu anda bir doğru akımın grafiği gibi gidiyorsunuz gibi geldi.
ADNAN OKTAR: Evet, o zaman sosyal hareketlenme çoktu.
Muhabir: Duraklama döneminde misiniz? Adnan Hoca duraklama döneminde mi?
ADNAN OKTAR: Yok, yok, şu an en şiddetli yükselişe geçtiğimiz dönem. Yani kültürel yükseliş,
Muhabir: Ama bizler niye hissetmiyoruz hocam?
ADNAN OKTAR: Ama şöyle ben bir bilgi vereyim. Mesela o zamanlar olmayan şeyler şu an oluyor. 32 ayrı dilde 300 den fazla internet sitemiz var şu an. Her ay 167 ayrı ülkeden 4 milyon üstü kişi tarafından ziyaret ediliyor. Mesela Türkiye’de 2.500 üzerinde konferans verildi. Mesela 1 yılda 200 e yakın belgesel film 20 ülkede 100 ayrı televizyon kanalında yayınlanıyor. Bu daha önce yoktu böyle bir şey. 80 ses kaseti mevcut, 20 ülkede bu sesli anlatımlar radyolarda yayınlanıyor. 5.000 den fazla makale dünyanın birçok ülkesinde dergi, gazete ve sitelerde yayınlanmaya başladı, mesela bu çok önemli. 40 ülkede kitapçılarda satılıyor kitaplarım, mesela o zaman böyle bir şey yoktu. Türkiye’de 8 milyon, yabancı dilde yaklaşık 2 milyon kitap satışı yapıldı bir senenin içinde. Bu sene internetten indirilen kitap sayısı 60 milyon. Yani bu müthiş bir rakam. Biz daha önce 100, 200, 1.000, 2.000, 3.000 kitap dağıtıyorduk.
Muhabir: Değirmenin suyu çıktı ortaya.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah.
Muhabir: Bu suyu hangi tarlalarda değerlendiriyorsunuz hocam? Nelerde kullanıyorsunuz gelirleri?
ADNAN OKTAR: Bunları tabi yayınevi karşılıyor, çünkü ben kitaplardan kâr almıyorum.
Muhabir: Peki Adnan Oktar’ın arkasında birileri var mı?
ADNAN OKTAR: Allah var,
Muhabir: Güç olarak.
ADNAN OKTAR: Allah var sadece Allah.
Muhabir: Somutsal güç var mı?
ADNAN OKTAR: Keşke olsa. Olması da gerekir, ama yok işte o beni şaşırtıyor.
Muhabir: Mesela Fethullah hocanın sorumun başında sordum ya efendim, mesela sayın Başbakanımız çok yakın dostudur. Zaman zaman yardımcı olur, Amerika’ya gittiğinde görüş alır sanırım, çünkü geçen devlet başkanına gittiğinde Clinton’a gittiğinde bir saat kayboldu, basını atlattı ve birlikte olduğu ortaya çıktı, 1 saat. Onun için sordum size de manevi destek var mı diye?
ADNAN OKTAR: Bana bir tek Allah’ın desteği var. Ve arkadaşlarımın, yakın arkadaşlarımın. O kadar dışarıdan bir destek yok. Ama olsa çok güzel olur, gerekirdi de ama olmuyor. Yani şu an yok.
Muhabir: Yani Kocaeli’den yakın arkadaşlarınız yok.
ADNAN OKTAR: Sizin bir bildiğiniz var. Gerçekten yok, hatırlamıyorum.
Muhabir. İş dünyasında bir-iki isim olabilir diye düşündüm de onun için diyorum.
ADNAN OKTAR: Belki ama araştırmam lazım.
Muhabir: Sanayi dünyasından.
ADNAN OKTAR: Belki evet. Yani bu çalışmalar son yıllarda mesela sitelerden yaklaşık bir milyon belgesel film ve 50 bin sesli anlatım indiriliyor, ayda. Bu müthiş bir miktar. Dünya çapında bir etki, mesela Amerika’da birçok fan grupları oluştu.
Muhabir: Bu uzun sabrın sonucu mu hocam?
ADNAN OKTAR: Tabi, Allah’a çok şükür, elhamdülillah. Mesela 60 milyon kitap, düşünün yani çok müthiş bir miktar bu. Ücretsiz indiriliyor, 1 yılda. Yani çok çok yüksek bir miktar. Bir de Amerika’da, İngiltere’de, Avrupa’nın birçok şehirlerinde küçük küçük gruplar oluşmuş, çok fazla, benim kitaplarımı okuyan. İnternetten haber alıyorum bağlantımızda yok. Mesela Mısır’da var, Çin’de var hatta. Çin’de namaza başlayan bir grup var. Bizlerle internetten yazışıyorlar.
Muhabir: Çin’de bile var, öyle mi?
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
Muhabir: Peki efendim, hakikaten maşaAllah. Peki hangi gruplar Adnan Hoca ile ilgileniyor bir araştırma yaptınız mı? Veya davasıyla ilgileniyor?
ADNAN OKTAR: Ne anlamda olumlu mu, olumsuz mu?
Muhabir: Hayır hayır, olumlu anlamda hangi gruplar daha çok ilgileniyor sizinle? Yani kültür düzeyi hangi gruplar?
ADNAN OKTAR: Üniversite ve lise düzeyi. Daha alt düzeyi biraz zor anlaması.
Muhabir: Çünkü 80’li yıllarda sanat dünyası çok ilgilendi.
ADNAN OKTAR: O sansasyonel, dikkat çekmeye yönelik sebep olabilir belki.
Muhabir: Ama Adnan Hocacı olduklarını inkar etmediler,
ADNAN OKTAR: Evet, inkar etmediler.
Muhabir: Çoğu benim mahalle arkadaşlarım. Röportaj yapmaya gittiğimde, Adnan Hoca’nın müridi misiniz? Evet dediler, çok rahat bir şekilde hiç hayır diyen çıkmadı.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun, O zamanlar Allah vesile etti, basın güya aleyhime olacaktı ama çok lehime oldular. Çok iyi neticeler aldık o zamanlar, MaşaAllah.
Muhabir: Basın sizin aleyhinize niye yazsın hocam?
ADNAN OKTAR: O zamanlar öyleydi ama.
Muhabir: Özal’ın bir sözü vardı, reklamın iyisi, kötüsü olmaz.
ADNAN OKTAR: İşte hayır oldu ama, çok çok hayır oldu.
Muhabir: Şer amaçlı çıkıldı diyorsunuz yola, ama hayra dönüştü diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Allah hayır meydana getirdi inşaAllah.
Muhabir: O zaman Allah sizinle bu konuda herhalde?
ADNAN OKTAR: Allah’ın daima ben yardımını gördüm bana, her zaman bana Allah yardım etti en zor anlarımda bile mesela akıl hastanesinde bile en zor ortamda Allah bana yardım etti. Mesela hapishanede hücre hapsindeydim, yine orda da Allah bana yardım etti hep bir kolaylık gösterdi.
Muhabir: Adnan Oktar Hoca hiç yeter artık bıktım, ben niçin uğraşıyorum ki bu belalardan artık usandım dediği anlar oldu mu?
ADNAN OKTAR: En zorlu anlarda en hoşuma giden anlar oluşmuştur. En şiddetli çileler, en şiddetli zorluklar, en çok beni coşturan olaylardır.
Muhabir: Bismillahirrahmanirrahim.
ADNAN OKTAR: Tabi, MaşaAllah. Ne kadar şiddetli olursa o kadar hoşuma gider. Çünkü Allah aşkını, Allah sevgisini en güzel oralarda ifade edebilirsiniz. Zor ortamda aşık belli olur. Kolay ortamda herkes aşktan bahseder.
Muhabir: İyi gün dostu herkes olur diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Zor andaki aşk makbuldur. Aşık zor anda kendini belli eder. En şiddetli çile ortamlarında kendini belli eder.
Muhabir: Peki İstanbul’da siyasi destek alıyor musunuz hocam? Siyasilerden,
ADNAN OKTAR: Siyasi destek, yani sezemedim. Böyle aleni bir destek
Muhabir: Mesela, şöyle diyen oluyor mu size; hocam yanınızdayız, arkanızdayız, bir sorununuz olursa bakın kartımdır, beklerim gibi böyle bir yardım talebi olmuyor mu?
ADNAN OKTAR: Ben AKP iktidarını yıpratmaktan çok çekinirim. Onlara herhangi bir laf gelmesinden, söz gelmesinden çekinirim. Dolayısıyla onlarla herhangi bir üst düzey bağlantıda olmuyorum. Onlar da bizle bağlantıda olmuyorlar. Çünkü hakikaten bu çok ciddi bir malzeme olabilir, böyle bir şey olsa. Ben o konuda çok titizim genelde, yani onlardan kaçınırım o tip şeylerden.
Muhabir: Yani gerek AK parti hükümeti gerek Adnan Oktar grubu birbirimize zarar vermeyelim diyorlar, herkes işine bakıyor diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Zaten bizim hükümetimizle aramız olmaz da, ama hükümetin de bize yönelik aleni ve açık bir tavrını tam göremedim yani. Yani böyle kasten bize yönelik,
Muhabir: DSP-MHP-ANAP döneminde de biraz epey yıprandınız.
ADNAN OKTAR: Yıpranmadık, çok güçlendik. Yani ne kadar üzerimize gelinirse;
Muhabir: Ben de şaşırdım şimdi Sayın hocam öyle deyince,
ADNAN OKTAR: Körüktür o, ateşin üzerine körükle gittin mi ateş parlar, daha kuvvetlenir, daha güçlenir. Yoksa öbür türlü Allah esirgesin, bir atalet olabilir, bir sakinlik olabilir. Sakinlik hiç iyi değildir. Nerede hareket orada bereket. Canlanma sağlar… O devirler tabi Ecevit’in devri biraz şeydi tabi yani garip bir devirdi, şaşırtıcı olaylar oldu tabi. Çünkü gece bu kadar insanın bir anda ani hareketle gözaltına alınması ve hiçbir suç unsuru çıkmadığı halde zorla suç isnat edilmeye kalkılması, mesela gazete ilanıyla şikayetçi arandı. Baktılar delil yok, herkes şikayetçi olanlar çıksın dediler, aileleri zorla şikayetçi yaptılar. Sonra aileler bizi zorla şikayetçi yaptılar dediler geri aldılar şikayetlerini. Mesela Celal Adan, Mehmet Ağar, onlar da şikayetçiydiler, onlar da geri aldılar. Herkes şikayetini geri aldı sonra. Anladılar oyunu. Oynanan oyunu, fitneyi fark ettiler insanlar. O şikayetçi olan aileler de kendileri ifade ettiler bizi zorla şikayetçi yaptılar dediler. İşte şu an sadece emniyette öldürme tehdidiyle ve işkenceyle alınmış, yani imzalatılmış bir ifade var. Başka hiçbir delil yok.
Muhabir: Siz kabul etmiyorsunuz böyle bir ifadeyi?
ADNAN OKTAR: Tabi ki kabul etmiyorum. İfade olsa bile bu somut delillerle desteklenmesi gerekir öyle birşey olsa. Mesela diyorum ki ben, şantaj yaptım ve kasetlere aldım diyorum ve kameralarım vardı, gizli kameralar ama buna ait alet, edevat, şantaj kasetleri, malzemelerin olması lazım, böyle bir şey yok. Dediler bana; senin ayağınla yer arasında ne kadar fark varsa, ölümünle hayatın arasında o kadar fark var dediler, adamların şakası yok. Kendimi sakatlattırayım mı ben orada. Birçok şey getirdiler önüme bunu imzalayacaksın, ne yapacaksın imzalamayıp da,
Muhabir: Bunu Savcı beye anlattınız,
ADNAN OKTAR: Anlattım mahkemeye ama meğer bizim bunu ispat etmemiz gerekiyormuş, dediklerimizin olmadığını ispat etmemiz gerekiyormuş. Yani çok acayip bir durum.
Muhabir: Polis iddialarını ispat edemiyor, ama bakın yargılanıyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet
Muhabir: İlginç değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet, yani halbuki biz eğer böyle bir şey yaptıysak polis bunu delille yan delillerle ispat etmesi gerekiyordu. Şantaj var dediyse al sana kaset diyecekti, al sana delil diyecekti, al sana gizli kamera diyecekti. Hiçbirşey yok, bomboş. Sadece yazılı bir kağıdın altına atılmış imza var. Ve bu da avukat yanında alınmadığı için geçersiz. Yargıtay iştadı olmasına rağmen, kanunlar bu şekilde demesine rağmen, bunu yargıtay da kabul etti bu ifadeyi, mahkeme de kabul etti, sen suçlusun ve çetesin diyorlar. Ben de diyorum aşk, sevgi, muhabbetin çetesiyim ben, coşkunun çetesiyim, Allah aşkının çetesiyim.
Muhabir: Biraz özele girebilir miyim hocam?
ADNAN OKTAR: Evet buyrun,
Muhabir: Hiç evlendiniz mi?
ADNAN OKTAR: Hayır, evlenmedim.
Muhabir: Hiç, peki yakınınız sizden başka, az önce hiçkimsem yok dediniz de, hiçbir yakınınız yok mu?
ADNAN OKTAR: Bir annem var, bir ağabayim var.
Muhabir: Bütün yakınınız bu.
ADNAN OKTAR: Evet, o kadar.
Muhabir: Bir de en güvendiğim var, Cenab-ı Allah var diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: O kadar, inşaAllah, EvvelAllah
Muhabir: Allah’a çok şükür, hepimizin arkasında var, bütün ümmetin. Hocam, Adnan Oktar Hoca bir eğitim kurumu veya eğitim kurumları zinciri böyle bir şey düşünüyor mu? Üniversiteler…
ADNAN OKTAR: Yani benim kurduğum eğitim kurumu, dünyanın en büyük eğitim kurumu değil mi? 60 milyon kitap okuyan dev bir okul var şu an. Bu kadar internet sitesinden,
Muhabir: Hocam, kulakları çınlasın Demirel gibi konuşuyorsunuz, yani dolaylı cevap veriyorsunuz. Şu an moda oldu özel üniversiteler açmak da, onun için diyorum.
ADNAN OKTAR: Yok, öyle bir şey düşünmüyorum, yanlış
Muhabir: Bu modaya Adnan Hoca da girecek mi diye düşünüyorum?
ADNAN OKTAR: Ben vatan sathını, dünya sathını mektep haline getirdim. Bütün dünya mektep şu an bizim için. Kahvehaneler, kütüphaneler, okullar, sokaklar, her yer mektep durumunda. Hatta fosil sergileri yapılıyor, kebapçılarda, kıraathanelerde, kuaförlerde, her yerde fosil sergileri var. Bu vatan sathının da mektep olduğunu göstertiyor.
Muhabir: Hocam, ne gibi çalışmalar var, artık programımızın sonuna doğru yaklaşıyoruz. Neler var, daha böyle bilmemiz gereken. TV 41 ekranlarından arkadaşlar bunu duysunlar.
ADNAN OKTAR: Benim şu anki en büyük hedeflerimden birisi Türk-İslâm birliğinin oluşması. Türkiye’nin lider olması bölgede. İslâm ülkelerinin, Türk ülkelerinin hepsinin lideri olarak başa geçmesi,
Muhabir: O zaman Sn. Oktar Hocam, çok özür diliyorum kesiyorum sözlerinizi ama Erbakan Hoca’nın 1973’te yaptığı bir çağrı vardı. Türkiye İslâm ülkelerinin lideri olmalı diye, böyle bir örgüt kurmalı ve lideri olmalıdır diye, ne diyorsunuz bu konuda?
ADNAN OKTAR: Çok güzel söylemiş, çok isabetli söylemiş. Ben hocamızı çok severim.
Muhabir: Evet buyrun devam edin efendim
ADNAN OKTAR: Bu yönde de çok güzel gelişmeler olduğunu görüyoruz. Azerbaycan ile Türkiye’nin öncelikle birleşeceğini düşünüyorum önden, çünkü Azerbaycanlılar bunu çok istiyor, Türkiye’de bunu çok istiyor. Sadece bir hat oluşturulacak, bir koridor oluşturulacak, bu da çok kolay. İnşaAllah pasaportsuz, vizesiz Azerbaycan’a gidip geleceğiz.
Muhabir: Gürcistan’la?
ADNAN OKTAR: Gürcistan da aynı şekilde. Ermenistan da aynı şekilde,
Muhabir: Kafkaslar zaten bizim?
ADNAN OKTAR: Kafkaslar son zamanlarda gelişmelere dikkat ettiyseniz, Türkiye’de ağabeylik rolü yoğunlaştı, ne zamandan beri, biz bu konuları anlatmaya, 3-4 aydan beri devam ediyoruz ve ondan sonra Allah bu güzellikleri de göstermeye başladı.
Muhabir: Ama sanırım bir ülke var, bundan rahatsız, bizim müttefikimiz.
ADNAN OKTAR: Amerika?
Muhabir: Amerika.
ADNAN OKTAR: Hayır, hayır, biz ona sevgiyle yaklaşırsak yani amacımızın sevgi, muhabbet, kardeşlik ve barış olduğuna kesin kanaat getirtirsek Amerika’nın böyle bir şeye müdahalesi olmaz.
Muhabir: İran ile dostluk anlaşması yaptık, enerji anlaşması yaptık hemen rahatsız oldular.
ADNAN OKTAR: Belki çekinceleri olabilir, yani bir nükleer savaş çıkar mı? Çünkü İsrail’e karşı bir şey olur mu gibi düşünüyorlardır, halbuki İsrail Peygamber soyu olan insanlar, bizim bilakis şiddetle korumamız gereken ve koruyacağımız insanlar, buna Amerika’nın ikna edilmesi gerekir. Bunun anlatılması gerekir.
Muhabir: Amacın dostluk olduğunu,
ADNAN OKTAR: Evet, tabi ki, Ahmedinejat ağzından öyle bir söz kaçırdı; işte “kazıyacağız, haritadan sileceğiz gibi İsrail’i” , tabi böyle bir şey olmaz, bilâkis
Muhabir: Kim kaçırdı ağzından onu hocam?
ADNAN OKTAR: Ahmedi Nejat, belki onlardan tedirgin olmuş olabilir. Haritadan kazınacak olan İsrail’deki fitnedir, kargaşadır, acımasızlıktır.
Muhabir: O da her ülkede var hocam.
ADNAN OKTAR: Tabi, onu kaldırması yoksa İsrail halkı tertemiz, güzel insanlar, niçin onlar oradan kazınsın? Peygamber nesli ve tertemiz mübarek insanlar, onlara karşı öyle bir düşünce olamaz. Bilâkis korunup, kollanırlar, öyle bir şey düşünemeyiz. Mesela Fransa basınında, benim Atlaslarım gittikten sonra Le Point, Fransa’da “Darwin’i Kurtarın” diye başlık attı, La Liberation “Tam Bir Panik Gerçekleşti” diyor kitap Fransa’ya gittikten sonra.
Muhabir: En çok hangi ülkelerde tepki gördü kitaplarınız, yayınlarınız?
ADNAN OKTAR: Mesela, Alman basını Stern dergisi diyor ki, “Gök Gürültüsü Gibi Patlayan Kitap” ama bu ifadeler kitabın gücünü, eziciliğini, etkisini anlatıyor. Yani boş bir şey olarak anlatmıyor.
Muhabir: Dikkate alınmayan bir kitap olsa,
ADNAN OKTAR: Öyle demiyor, bak, tam bir panik gerçekleşti diyor. Mesela diyor ki; “Öğrencilerin bir gün kendilerine bu sorularla saldırıya geçeceğini hiç beklemiyorlardı” diyor, öğrencilerin Fransa’daki gazete. Mesela Almanya’daki bir başka gazete “Darwin’in Avrupa’da işi zor” diyor, Almanya Die Welt gazetesi “Fransa Eğitim Bakanı dehşete kapılarak, kitabın derslerde okutulmaması yönünde çağrıda bulundu” diyor. Büyük bir gerçek olmasa insanlar bu kadar paniğe kapılır mı? Çok etkileyici olmasa bu kadar panik meydana gelir mi? Atlas’ı gören bir Alman hakkında basında çıkan haber “hepimiz adeta bir sele yakalandık” diyor “dehşete düşmüştüm, arkadaşlarımla beraber öğretmenler odasında sağa sola koşuşturmaya başladık” diyor kitap gelince; bakın ifadeye dikkat edin “dehşete düşmüştüm, arkadaşlarımla beraber öğretmenler odasında sağa sola koşuşturmaya başladık” diyor, Atlas’ı koymuşlar masanın üzerine
Muhabir: Kitaptaki bir başlığınız şu olsun; daha iyi günleriniz,
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, mesela Hollanda radyosu diyor ki; “Yaratılış Atlası Avrupa’da Büyük Bir Tufan Oluşturdu”, mesela İtalya’nın büyük bir gazetesi “Ama Kesin Olarak Bildiğimiz Şey Bizim Kaybedenler Olacağımız”;
Muhabir: Çok büyük bir kelime bu
ADNAN OKTAR: Evet, çok büyük. “Ama Kesin Olarak Bildiğimiz Şey Bizim Kaybedenlerden Olacağımız” Belçika’daki gazete de “Yaylım Ateşi”ne benzetmiş; Polonya gazetesi “Antidarwinist Eğitim Kitabı Otoriteleri Şok Etti” diyor; Belçika’daki gazete “Kulisler Arkasında Yaşanan Panik” diyor. İtalya’daki La Stampa gazetesi, İtalya’nın en büyük gazetelerinden biri “Elveda Darwin” diye başlık attı. Elveda Darwin, bitti diyor.
Muhabir: Peki Türk basını ne diyor kitap için?
ADNAN OKTAR: Türk basını tam teslim zaten MaşaAllah, Türkiye’de sorun yok. Şu an Türkiye’de Darwin’e inanmayanların sayısı %90’ın üzerinde, bitmiş zaten Türkiye’de. Diğer yapılan istatistiklerde Türkiye en yüksek, Allah’a inananların sayısı en yüksek.
Muhabir: İsrail basınında var mı, yok mu?
ADNAN OKTAR: İsrail’de de çok etkili olduk, orada bir konferans verdik. Konferansta orada da bir panik yaşandı, önce Üniversite de yaptırmak istemedi, bakın Musevi oldukları halde, Allah’ı inancını savunmaları gerektikleri halde Darwinizm’i savunuyorlar ve Tevrat inancına da karşı adamlar, bu çok acayip, Tevrat’a da inanmıyorlar. Bunu engellemek istediler fakat buna rağmen yine yapıldı konferans.
Muhabir: İsrail topluluğu yozlaşıyor mu?
ADNAN OKTAR: Yani, tabi ateistlik çok yaygın İsrail’de. İsrail’de çok yaygın. Ben de İbrani dilinde kitap hazırlattırdım tercüme olarak, İsrail’de şu an satılıyor. Dağıtımı da yapılıyor İbranice.
Muhabir: Nasıl satışlar iyi mi hocam?
ADNAN OKTAR: Bayağı iyi, İsrail’de çok fazla kitap indiriliyor, internetten çok fazla kitap indiriliyor.
Muhabir: Hocam buradan Kocaeli’ye ne demek istersiniz, ne seslenmek istersiniz Kocaeli halkına?
ADNAN OKTAR: Efendim, siz Kocaeli’yi bana öyle bir anlattınız ki, kalbimde müthiş bir muhabbet oluştu. Bütün Anadolumuz gibi, bütün Türkiye’miz gibi, tabi ki Kocaeli’mizi de, Kocaeli’ndeki güzel ahlâklı, üstün kardeşlerimizi de tabi ki çok seviyorum. Hepsine saygılar, selamlar iletiyorum. Hepsini muhabbetle kucaklıyorum. En kısa zamanda inşaAllah gideceğiz. Kocaeli’nde bir sohbetimiz olur inşaAllah, konuşmamız olur. Gezeriz, o güzel Kocaeli’mizi bir görürüm inşaAllah çok iyi olur.
Muhabir: Efendim çok sağolun, çok teşekkür ederiz.
ADNAN OKTAR: Ben de çok teşekkür ederim.
Muhabir: Değerli izleyenler, İstanbul’da çok güzel bir mekanda yaptığımız bu söyleşi, tekrarı için kendisinden ricacı olacağız, bir başka programda başka zaman görüşmek üzere hoşçakalın. 18 Eylül 2008
|