MUHABİR: Efendim mutlu akşamlar. Yine Başkent TV ekranlarında, biz yine sizlerle birlikteyiz. Haftanın konuğunda, Sayın Adnan Oktar’la baş başa yine umarım güzel bir sohbet gerçekleştireceğiz. Tabii Türkiye gündemi, her geçen gün değişiyor. Gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunacağız, ama tüm Türkiye’yi üzen bir haber yine bugün biliyorsunuz, geldi. Büyük Birlik Partisi genel başkanı, Sayın Muhsin Yazıcıoğlu’nun da içinde bulunduğu helikopter. Kahramanmaraş’tan, Yozgat’a hareketinde düşmüştü, uzun zamandır haber alınamamıştı. Kırkyedi saatin sonrasında, helikopterin nerde olduğuna ulaşıldı ve korucuların ulaştığı, helikopterin enkazı etrafında, maalesef Sayın Yazıcıoğlu’nun da aralarında bulunduğu altı kişinin cenazesine ulaşıldı. Ve Sayın Yazıcıoğlu’nun vefat ettiği haberi de geldi. Tabii tüm Türkiye’yi derinden üzdü, değerli bir insandı. Türk milletine, Türkiye’ye, vatanına bağlı, dinine bağlı önemli liderlerden bir tanesiydi. Hak’kın rahmetine kavuştu. Allah’tan rahmet diliyoruz. Yakınlarına sabır diliyoruz. Başsağlığı diliyoruz. Öncelikle bu son dakika gelişmesini izleyenlerimizle paylaşalım, tabii tüm Türkiye’yi derinden üzen bir gelişme. Bir helikopter kazası sonrasında, hayatını kaybetti Sayın Yazıcıoğlu. Bir parti lideri ama aynı zamanda değerleri olan, milletine sevdalı, dinine bağlı, manevi değerlere bağlı bir liderdi. Bu anlamda siz neler söyleyeceksiniz? Bir elim kaza sonucu hayatını kaybetti, beraberinde beş kişi de vardı. Tabii onların da yakınlarına, ailelerine, baş sağlığı diliyoruz. Sabır diliyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. “Sakın Allah yolunda öldürülenlere "ölüler" demeyin; hayır onlar diridirler. Fakat siz bunun şuurunda değilsiniz.” (Bakara Suresi, 154) diyor. Bir kere, şehit olduğu için Muhsin Hocamızı kutluyorum. Tebrik ediyorum ve onur duyuyorum onun varlığından, şehadetinden, yiğitliğinden, güzel ahlakından. Geride Türk-İslam Birliğinin muazzam ruhunu bıraktı. Onun, muazzam ülküsünü ve idealini bıraktı. Biliyorsunuz bir Türk-İslam Birliği yiğidiydi, mücadelecisiydi. Ömrü bu mücadeleyle geçti, çileyle geçti. Çok sevap almış, çok badireler atlatmış, çok yiğit bir kardeşimizdi. Şimdi Hz. Hamza’lara, Hz. Ali’lere kardeş oldu, inşaAllah. Allah bu yiğidimizi, inşaAllah cennette de görmeyi nasip etsin. Diğer kardeşlerimiz de, inşaAllah onla beraber şehit olan diğer kardeşlerimizi de, gene ahirette görmek ve kucaklamak Allah nasip eder inşaAllah. Hareketli günlerdeyiz, sıcak günlerdeyiz. Beş gün önce söyledim. Dedim, siyasi liderlerimize suikast yapabilirler, bu ahlaksızlar, bu kahpeler dedim. Dikkatli olun dedim, komünist derin devlet çetesine dikkat çektim. Çünkü bu basında yer aldı, herkes söyledi bir tek ben söylemedim bunu. Yani benim kendi bilgim değildi bu, fakat özenli olun dedim. Demek ki böyle bir kahpelik düşünmüşler, böyle bir oyun düşünmüşler.
MUHABİR: İki program önce söylemiştiniz, onbeş gün evvel söylemiştiniz.
ADNAN OKTAR: Evet, evet evet. Komünist derin devlet çetesinin bir oyunu, açık belli yani sitilden, yöntemden, taktikten, teknikten her şeyden anlaşılıyor. Buna karşı yekvücut olmak, birlikte olmak, itidalli olmak, mutedil olmak. Türk-İslam Birliği idealini hızlandırmak ve neticelendirmek, ondan sonra bu tip olaylar olmaz. Biz birlik ve beraber olursak, güç birliği yaparsak, Alevi’siyle, Sünni’siyle, sağcısıyla, solcusuyla birleşip, kardeşçe mücadele edersek, çok şahane günler bizim önümüzde. Biz gayret etmesek de, bu güzel ideal olacak. Ama gayret edersek çok sevap kazanırız. inşaAllah.
MUHABİR: Birçok sefer kendisiyle program yaptım. Kendisiyle bu konularda da çeşitli röportajlarımız oldu. Hep ifade ettiği de, sizin ifade ettiğiniz gibi, söylediğiniz gibi yine partililer tarafından da dile getirilen bir şey var ki Türk-İslam Birliğinin liderlerindendir, deniliyor. Bu günlerde bile söyleniyor. Tabii Türk milleti için, vatanı için büyük savaşlar vermiş, büyük çabalar sarf etmiş bir liderdi. Ama son dönemlerde, biraz evvel ifade ettiğiniz işte, farklı senaryolar, farklı teoriler ortaya atılıyor. Televizyon ekranlarında, işte yok helikopterde cihaz yoktu bulunamadı, hükümeti eleştirici, devleti eleştirici söylemlerde bulunuluyor. Tartışma konusu, muhakkak ki kırkyedi saat geçmiş, neden bulunamadı, şimdi bulundu gibi eleştirel söylemler yer alıyor medyada. Aslında meydanında çok ne söylediğinden ziyade, yaşanan olayı Türk milletinin çok iyi etüt edip, çok iyi değerlendirmesi gerekiyor. Bu süreçte, muhakkak vatanı için hizmet etmiş olan bir siyasi parti lideri olan Sayın Yazıcıoğlu o helikoptere ilk defa bindi. Belki devlet yardımı almadı, belki çok fazla parası yoktu ama bir şekilde o helikoptere bindi. Ama nasıl bindi, belki kendisi de bilmiyor. İşte, partililer tarafından tutulmuş bir helikopter dendi, Kahramanmaraş’ta helikopterin, işte kırkyedi dakikalık başka bir yere gidip tekrar geldiği söylentileri, söylemleri var. Ama önemli olan burada, parti yönetiminin bugün şu dakikalar itibariyle yapmış olduğu açıklama ki, itidal çağrısı yapıyor. Tüm parti teşkilatına, alt kademedeki gençlere, partililere. Siz neler söylemek istersiniz partililere, işte o tansiyonu yükseltici bir takım haberler yayınlanıyor çünkü. Siz gençlere, o partililere neler söylemek istersiniz? Türk milletine ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?
ADNAN OKTAR: Komünist derin devlet çetesi, bu eylemi yaparken zaten, seçim öncesi Türkiye’yi karıştırmayı ve büyük olaylar çıkartmayı hedeflemişti. Ama Büyük Birlik partili gençler, Muhsin Hocamın terbiyesi altında yetişmiş, efendi, aklı başında, makul insanlardır. Yani hiçbir dönemde taşkınlık yapmamışlardır. Hiçbir dönemde itidalsiz tavır göstertmemişlerdir. Şimdi de gene aynı mutedil, aklı başında tavrı göstereceklerdir. Ama burada tek hedef vardır, PKK ve komünist derin devlet çetesi. Yani bunu yapanlar açık, adres bellidir yani, kimin yaptığı bellidir. Biz hırsımızı, öfkemizi Türk-İslam Birliğini geliştirerek, gece gündüz gayret ederek, enerjimizi oraya vererek intikamımızı alacağız, aynı zamanda. Yani hem bir ibadettir bu, hem de içimizdeki hırsı bu şekilde dindireceğiz. Yani çünkü en güzel karşılık budur bunlara. Çünkü bunlar için en acı olay, Türk-İslam Birliğinin oluşması. Yani bunlara ne yaparsan yap, bu kadar acı vermez.
MUHABİR: Yani acı olay derken, onlar için acı olay diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Onlar için acı olay, tabii yani komünist derin devlet çetesi için en büyük acı budur. Türk-İslam Birliğinin oluşmasıdır. Bu acıyı onlara tattıracağız, biz de bu en büyük zevki alacağız. En büyük zevklerden biridir Türk-İslam Birliğinin oluşması. Onun için bu yiğitlere, benim gene çağrım geçen günlerde söyledim. Muhsin Hocamın o güzel ruhuna, güzel ahlakına uygun olarak mutedil ve ılımlı bir tavır koymaları. O her zaman bunu tavsiye etmiştir onlara, ben de aynı şekilde Hocamızın, Muhsin Hocamızın sözlerini tekrar ediyorum. İtidal, sükunet, tevekkül ve her şeyde hayır görmek, inşaAllah. Şimdi onun yaktığı bu güzel ateş, bütün Türk-İslam alemini saracaktır.
MUHABİR: Evet inşaAllah. Bu olay sonrasında genel merkeze, partinin genel merkezine her siyasi partiden insanlar gitti. Bir anlamda bir birlik sağlandı, aynı acıyı bütün millet tek yürek yaşadılar.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Tabii, derin üzüntü içerisinde tüm Türk toplumu. Gerçekten de, büyük değerler katmış bir siyasi liderdi. O yüzden siyasi parti gözetmeksizin, fikir ayrımı gözetmeksizin birçok kesimin takdirini toplamış bir liderdi. O yüzden, biz bir kez daha baş sağlığı diliyoruz. Yakınlarına sabır diliyoruz, Allah’tan rahmet diliyoruz. Hayatını kaybedenlere, diğer yanında bulunan, diğer vatandaşlara da aynı şekilde, Hakkın Rahmetine kavuştular. Efendim, tabii bir seçim sürecindeyiz. Bu seçim sürecinde, Sayın Yazıcıoğlu pek fazla ekranlarda yer almamıştı. Uzun süre, seçim zamanında, seçim satında, seçim çalışmaları esnasında. Ama son gününde, manşette yer alarak Hakkın Rahmetine kavuştu. Bir kez daha Allah’tan rahmet diliyoruz. Ve seçimlere geçecek olursak, yerel seçimler yoğun bir şekilde, adayların çalışmalarıyla geçiyor. Adaylar, seçim çalışmalarını yoğun bir şekilde sürdürüyorlar. İlçelerinde, ya da illerinde yaptıkları hizmetleri, ya da yapacakları projeleri ilişkin açıklamalar yapıyorlar. Ama burada tabii önemli olan insanlar nasıl, adayları nasıl tespit edecekler. Adaylara nasıl güvenecekler. Bu adayları tespit etme aşamasında, hangi kriterlere değer vermeleri gerekir. Neye göre adayları seçmeleri gerekir. Çeşitli illerde, farklı siyasi partiler hep ön planda tutuluyor. Siyasi ideolojinin yarıştığı iller var, tam tersi adayların yarıştığı iller var. Hizmet odaklı, hizmet üreten adaylar muhakkak ki vatandaş tarafından, toplum tarafından, Türk insanı tarafından takdir topluyor ve oyunu alıyor. Ama bir diğer taraftan da, siyasi ideoloji, yani şöyle söylemek gerekirse, parti logosuna oy veren kesimler de var, muhakkak illerde. Ne olursa olsun, hizmet etmese de ben bu partiye oy vereceğim, diyen insanlar da var. Sizin vatandaşlara, insanlara tavsiyeniz ne olabilir. Adayları ya da, verecekleri oyu neye göre belirlemeleri gerekir, tavsiyeleriniz var mı efendim.
ADNAN OKTAR: Bakın, biz şimdi şehidimizi, şehitlerin yanına uğurladık. İnşaAllah. Ben onda bir lider vasfı görüyordum. Bir; Allah’tan başka kimseden korkmuyordu. Bunu aramak lazım, Allah’tan başka kimseden korkmayan insan olmak, vatandaşıyla kim ne der demeden, rahat rahat bağlantı kuran bir insan olması gerekir. Dedikodudan, laftan sözden çekinmeyen bir insan olması lazım, yani çekinen insandan bir şey çıkmaz. Yani aman şu ne der, bu ne der falan ben dikkatli olayım diyorsa, haktan kaçınıyorsa, bu adamdan bir şey çıkmaz. Bunlardan uzak dursunlar. Ben şehidimizle can ciğerdim, böyle gelip sarılırız birbirimize, böyle sevgiyle karşıladığım, sevdiğim bir kardeşimdi benim. Büyük bir dava arkadaşımızdı ve Türk-İslam aleminin de, Türk-İslam Birliğinin de lideriydi. Ama Cenab-ı Allah, onu şehitliğe uygun gördü. Takdir Allah’ın, güzellikten o da bir güzelliktir. Ben onur duyuyorum onun varlığından, üzülmüyorum, onur duyuyorum inşaAllah.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Sevgi dolu olması, merhametli olması, şefkatli olması, yüzünde nur olması, yani varlığından rahatsız olmamamız. Yani bu adam, faili meçhul yapar mı, yaptırtır mı, anormallik yapar mı demeyeceğiz. Çok şükür, bizim liderlerimiz mükemmeller, çok çok güzeller. Ama anormal insan da çıkar, çıkabilir. Ölçü budur, yani elinde yüzünde nur olması, sevecen olması, Allah’tan başka kimseden korkmaması, vatandaşı kucaklaması, yani her fikirden vatandaşı kucaklaması. Budur.
MUHABİR: Evet, tabii o birlik ve beraberliği sağlayacak, görüş ayrılığından ziyade hizmet üretecek. Vatandaşa yardım edecek, vatandaşın yanında yer alacak. Doğru olacak, doğru söyleyen, yalan söylemeyen olacak.
ADNAN OKTAR: Dürüst evet dürüst, samimi dürüst evet.
MUHABİR: Dürüst olacak, insanların vatandaşlarımız tarafından tercih edilmesi, değerlendirilmesi gerekir diyorsunuz. Peki, bu yine seçim gündemdeyken ilk bölümde özellikle başlarda, buna değinelim istiyorum. Seçim satında, yine bu sıralar çeşitli iddialar ortaya atılıyor. Çeşitli dosyalar, ortalıkta geziyor. Efendim yalan, kirli bilgi çok fazla gündemde yer alıyor. Bir başka siyasi parti adayı, bir başka siyasi partinin adayına iftiralar atıyor. Veya o, yine farklı bir adaya karalamak, çamur atma kampanyaları yürütülüyor. Tabii burada bir fikir kirliliği yaşandığı gerçek, bununla ilgili yine sizin düşünceniz nedir? Vatandaşlar neye inanacaklar? Nasıl bir doğruyu, nasıl bulacaklar? Bununla ilgili neler söylersiniz?
ADNAN OKTAR: Mesela geçenlerde bir şahıs hakkında, güya hakkında...
MUHABİR: İddialar ortaya atıldı.
ADNAN OKTAR: İddialar ortaya atıldı. Ben bunlara bakmam, olabilir. O insan, o an için hata yapmış olabilir. Yani o adamı komple götürmez, siyasette...
MUHABİR: 30 Mart’tan sonra, hiçbiri daha ortada kalmayacak zaten. Bunu herkes biliyor ama.
ADNAN OKTAR: Evet evet.
MUHABİR: Veya bir hafta öncesinde, bunların hiç biri ortada yoktu. Bugünlerde….
ADNAN OKTAR: Bu işler iddiayla olmaz. Yani iddiaya bence hiç önem vermemek lazım, yani bir insanın son hali önemlidir bizim için. Velev ki dediklerinin tamamı doğru olsa, ama insanın mayası düzgünse, güzelse, yani nurlu bir insansa, halkını kucaklıyorsa, sevecense, Allah’tan başka kimseden korkmuyorsa, samimiyse üslubu, candansa ne olur yani. Belge olsa ne olur. Tamam, hatta ben ona rağmen onu seçerim ben, belge olsa ne olur yani. O belgeyi lokma lokma alır, küçük küçük alır, al bunu su iç yut dersin. Yani adamın kendisi güzel olduktan sonra, mayası güzel olduktan sonra bizi ne ilgilendirir belge. Olabilir yani, insan hiç mi hata yapmayacak, hangi insan kusursuzdur. Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. “Eğer Allah, insanları zulümleri nedeniyle sorguya çekecek olsaydı, onun üstünde (yeryüzünde) canlılardan hiç bir şey bırakmazdı” (Nahl Suresi, 61) diyor. Bakın Peygamberler dahil, hiç kimse kalmazdı diyor Allah. Eğer karşılık vermem gerekseydi diyor Allah. Onun için şefkatli bakmak lazım, sevecen bakmak lazım. Bence işte Muhsin Hocamızın, o şehidimizin ahlakını ben arıyorum insanlarda. Onu ararım ben. Yiğit, mesela hiç kimseden korkmaz. Hak bildiği bir şey varsa, mesela gider. Mesela en zıttı, dersen ki mesela aman aman bununla yapma. İşte şöyle olur, böyle olur. Gider görüşür. Mesela şunu yapma, gider yapar. Mesela şu ifadeyi kullanma, bilakis gider konuşur, anlatır. Yiğitlik gerekir ve samimiyet gerekir, bu kadar. Ama böyle politik, ağzı burnu çok dikkatli giden, kaşı gözü oynayan; böyle insan olmaz. Yani bu adamın tamamı dürüst olsa, sıfır belge olsa ne olur. Sinsidir, hiçbir şeyi belli etmemiştir, saman altından su yürütmüştür. Hiçbir hatası da olmamıştır anlamına da gelebilir benim için. Yani, benim için onlar önemli değil. Ama ben genelde, siyasi liderlerimizin %99’unu diyeyim, iyi buluyorum. Var böyle abuk sabuk tipler ama. Evet.
MUHABİR: Muhakkak bu da siyasi hırstan kaynaklanan, yanlışlara düşen siyasi liderler, ya da siyasiler olabiliyor. Efendim tabii, öyle bir süreçten geçiyoruz ki, global dünyada artık ekonomiler yarışıyor. Fikirler yarışıyor, düşünceler yarışıyor. Bir diğer tarafta, tabii muhakkak hep söylenir, işte savaşlar yaşanıyor ama bu savaş ne savaşı diye. Belki de din savaşı yaşanıyor, dinler arası savaş yaşanıyor.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Bu anlamda Türkiye’de, sizin de tespit ettiğiniz. Bir bir inceleyip de ortaya çıkardığınız, Türkiye için söylüyorum, belki birçok, İslam dünyası için de söylemek mümkün bunu. Türk dünyası için de söylemek mümkün, çünkü çok sıkça Türk-İslam Birliği konusu gündeme geliyor. Bir kirlilik, bir fikir kirliliği, bir bilgi kirliliği insanlarımıza, vatandaşımıza, İslam dünyasına empoze edilmek istenen. Yapıştırılmak istenen, bu fikir kirliliği, bilgi kirliliği hakkında neler söylemek istersiniz, tespitleriniz var mıdır? İşte bir ilerleyen dakikalarda özellikle konuşacağız. İşte bir Darwinizm konusu, yaratılışla alakalı işte evrim teorisi gündeme geliyor. Yok bilime saygı duymak gerekir gibi, Türkiye’de ekranlarda tartışılıyor. Türkiye’de ekranlarda, programlarda işte, bilime saygı duyulsun cümleleri, Darwin’e saygı duyulsun cümleleri telaffuz ediliyor. Türk insanının düşüncesini, fikrini değiştirecek tespit ettiğiniz, o bilgi kirliliği konuları nelerdir? Sizden bunu alalım efendim.
ADNAN OKTAR: Türkiye’de kasten iki tehlikeden bahsediliyor. Biri deniyor ki, Musevi propagandası var. Bir de Hıristiyan propagandası var. Bunlar gariban adamlar, başı derdinde bunlar, ne alaka. Propaganda yapsa ne olur ayrıca bunlar. Yani zaten olay ortada yani, tahrif edilmiş bir din var, adam nasıl anlatsın onu. Yani dört ayrı kitap var, ama garibanlar, orda burada anlatıyorlar. Bir şeyler yapıyorlar, bunlar tehlike değildir. Bunlar orda burada dövülen, sövülen, aşağılanan gariban insanlar. Yani materyalistlerin, komünistlerin, ateistlerin, ateist siyonistlerin hedefi olan insanlardır. Masonların hedefi olan insanlardır. Asıl tehlike masonluktur, komünist derin devlet çetesidir, Darwinizm’dir, materyalizmdir, bu kadar.
MUHABİR: Ana başlıklar halinde ki bu alt, muhakkak alt safhaları var.
ADNAN OKTAR: Bunlardır, başka bir konu yok. Yoksa Peygamber Efendimiz (sav) zamanında, Hıristiyanlar kiliseye gidiyordu. Çanları çalıyordu, adam gidip ibadetlerini yapıp geliyorlar. Kimse karışmaz, mazlum olur Hıristiyanlar, bıraksınlar bana bu lafları yani. Museviler de öyle, gayet aklı başında, mazlum insanlar. Allah’tan korkar, helale harama dikkat eder, kendi halinde, sinagoga gider, dua eder, gelir bu insanlar. Burada da işte bir bilgi kirliliği var.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Asıl, Müslümanların içine sızan Darwinistler, yani hocayım, din adamıyım diyor adam, Darwinistlerin, komünistlerin gizli sözcüsü olmuş, sorun budur. Yani Peygamber Efendimiz (sav)’in bir hadisi var. Yetmiş bin sarıklı din adamı diyor, din alimi, Deccala tabi olur. İşte, ahir zamanın bu Darwinist, materyalist, ateist Siyonistlerin yardakçısı olan, din alimi kılıklı materyalistlere söylüyor Peygamber Efendimiz (sav).
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Mesela şuDarwinistler, yıllarca bu coelacanth’la milleti kandırdılar. Ara fosil, ara geçiş hayvanı dediler. Halihazırda, günümüzde yaşayan, iki yüze yakın kere bulundu.
MUHABİR: Buna ara fosil denildi değil mi geçmiş dönemde?
ADNAN OKTAR: Evet, buna evet 1908 yılında Güney Afrika açıklarında, canlı bir coelacanth ele geçirildi. Daha sonra, iki yüz kere bulunan canlı coelacanth’ların soylarının tükenmediği ve dörtyüz milyon yıldır, hiçbir değişikliğe uğramadıkları anlaşıldı. Hayvanın şu kol kısmı var ya, şunlar.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Bunlar diyorlar, işte kol bacak çıkmaya başladı, insana dönüşmek üzere diyorlardı. Yani bir aşamaydı bu diyorlar.
MUHABİR: Bir balık.
ADNAN OKTAR: Bakın coelacanth’ın orijinal fosili. Celal hocama ve Hakkı dedeme sunarım, inşaAllah. 354 milyon 290 milyon yıllık coelacanth fosili, orijinal fosil.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Hakkı Devrim dedem de inşaAllah itinayla bakarsa. Öyle gazete sayfalarında okumayla olmaz bunlar. Bu şekilde orijinal delille olur. Evet, görüldüğü gibi hiç değişikliğe uğramamış.
MUHABİR: Birebir aynısı.
ADNAN OKTAR: Efendim.
MUHABİR: Birebir aynısı.
ADNAN OKTAR: Tabii, birebir aynısı. Resmi de gördünüz, dolayısıyla oradan çıkan kol, bacak bilmem ne. Cenab-ı Allah onu öyle yaratmış. Hep, hep böyle olmuş. Yani bir parça kolunun uzun olması, bacağının uzun olması onun insana dönüştüğünü göstertmez. Yani niçin uzun olmasın, biraz daha da uzun da olabilir. Daha da değişik olabilir. Kuyruğu daha uzun olabilir. Mesela kanatları, kuyruğu, herhangi bir yeri insan eli gibi de olabilir. Allah onu süs olarak yaratır.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Bu onun, insan olacağını mı gösterir? Mesela denizatı var, hayvan ata benziyor biraz, denizde hayvan. Şimdi bu, atın atası mı oluyor bu? Solucan, bir süre sonra bilmem ne oldu falan. Bıraksınlar bunları, Allah bunların hepsini orijinal o şekilde yaratmış ve hiçbir değişikliğe uğramamış. Dinozor döneminden daha eski bu, yani dinozorlar döneminden daha eski. Ve hiçbir değişikliğe uğramamış, bak sıfır değişiklik var. Ve açık bak ispat ediyoruz.
MUHABİR: Dinozorlara bile, ara fosil dendiğine göre?
ADNAN OKTAR: Tabii, artık dinozora ara fosil diyor adamlar, insaf yani. Ondan çok daha eski.
MUHABİR: Evet, peki bu bilgi kirliliği, işte insanları yönlendirme amaçlı yapılan bu uygulamalara karşın vatandaş, Anadolu insanı, saf, temiz Anadolu insanı kime inanacak. Ekranlara bakıyor farklı söylemler, gazetelere bakıyor farklı söylemler. Anadolu insanı kime inanacak, ne yapacak Anadolu insanı?
ADNAN OKTAR: Böyle Anadolu’da gidersin, arif dede derler, arif dede. Böyle bakarsın,
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Mesela kasketlidir, tebessüm eder, bakar gazeteyi okur o ne diyorsun, dersin. Bir yorum yapar, en alimi gelse, şu ekabir takımı var ya. Böyle hani şarabın kaç yıllık olduğunu teşhis eden tipler var böyle.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Onları yüz kere cebinden çıkarır. O kadar mükemmel teşhis yapıyorlar. Mesela Darwinizm hakkında hiçbir araştırması yoktur. Bakar bakmaz onun sahtekarlık olduğunu anlar, hemen söyler. Mesela gitsin bir mason, gitsin masonluk propagandası yapsın anında rezil rüsva ederler. Masonluk hakkında çok az bilgisi vardır, ama anlar. Çünkü feraset vardır, basiret vardır ve arif insandır bunlar.
MUHABİR: En önemlisi de inanç vardır.
ADNAN OKTAR: Tabii inanç var, derin iman, Allah korkusundan kaynaklanan. Allah onların basiretini açmıştır. Akıllı ve kamil insanlardır.
MUHABİR: Ama son dönemlerde, geçmişte de oldu bu. Türk milletine, Türk insanına yönelik açıklamalarda bilinçsiz, efendime söyleyeyim, işte çok araştırmayan, yorum yapmayan, işte bu seçimler yaklaşırken çok bilinçsiz bir seçmen var. Toplumda böyle bir gerileme politikası uygulanıyor, belki de. Yani işte bir dönem, işte aptallık konusunda %60’lara varan söylemler çok gündeme geldi. Bir yerme politikası uygulandı.
ADNAN OKTAR: Hayır bunlar, bunu söyleyenler kendileri hem fahişelik yapan, hem cinsi sapık, hem haysiyetsiz, hem şerefsiz tipler. Fakat Türk milletini beğenmiyorlar. Yani millet olarak beğenmiyor yani, komple hepsine karşı bir öfke var içlerinde.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Adamlar zaten açık açık söylüyor. Aynı Darwin’in kafasındalar. Yani yok edilmesi gerektiği inancındalar, halbuki kendileri de Türk kökenindeler ama buna rağmen kendi milletini beğenmiyor. Ve hep böyle, yukardan bakan, ekabir, kendini beğenmiş ve azgın bir güruh. Bunlar dikkat ederseniz, yani Türk sosyetesinin de bir kısmında kendilerini gösteriyorlar. Adı sosyete ama bakıyorsun, fahişelik yapıyor, ahlaksızlık yapıyor, kadın kız satıyor, bilmem ne sapıklık yapıyor. Ama ağzında da bayağı bir laf var yani, bir şeyler var. İşte, dağdaki çobanı beğenmiyor, çoban seni bir kere sulu dereye götürürde, susuz getirir. Yani cebinden çıkarır seni, çoban dediğin insan. Yani son derece aklı… Yani demeyeyim o sulu götürür de, susuz getirir o pek uygun olmadı da. Ama cebinden çıkarır olur, onu söyleyeyim yani.
MUHABİR: Yani tabii, sulandırma konusu çok meşhurdur bizim Türkiye’de.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Çok önemli konular, Türkiye’nin menfaatleri doğrultusunda çok önem arz eden konular, maalesef medyamızda, basında sulandırılarak çok farklı formatlara getirilebiliyor. Yapılan röportajlarda aynı şekilde, sizle de geçmiş dönemlerde röportajlar yapıldı. Kendisini gazeteci olarak adleden, ifade eden bazı insanlar. Çok önemli kişilerle, simalarla bu devlet büyükleri olabilir. Yaptıkları röportajlarda ya cinselliği ön plana çıkarmışlardır. Yahut çok farklı, böyle hiç gereksiz konuları ön plana çıkarmışlardır. Sonra da, bak ben bu soruyu sordum diyerek, prim yapmaya çalışmışlardır. Reklam, magazinsel boyutuyla ilgilenmişlerdir. Asıl, eğer bir devlet adamıyla, bir liderle, bir fikir adamıyla röportaj yapıyorsanız. Onun fikriyle veya devlet adamıyla, onun bilgisiyle, birikimiyle röportaj yapması gerekir, o gazetecinin. Yani cinsellik veya farklı konuların gündeme getirilmesi de, onun acizliğini gösteriyor belki de. Tabii, dünyada İslamiyet’e yönelişin, hat safhada olduğunu çok iyi biliyoruz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: Sizin de yaptığınız araştırmalarda, bunu ortaya koyuyorsunuz. İfade ediyorsunuz. Türkiye’de de çok daha farklı bir atmosferde, işte biraz evvel ifade ettiniz. Çeşitli, işte mason dediniz, misyonerler faaliyet gösteriyor. Tabii bunların başarısızlığa ulaştığı, geçmiş dönemlerde de, aşikar ortaya çıktı. Ama dünyadan bir örnek sunacak olursak, Müslümanlaşma, İslamiyet’e yöneliş açısından son dönemlerdeki rakamları nasıl değerlendiriyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Amerika’da, İngiltere’de İslam’a yönelmede, adeta bir patlama tarzında, katlamalı bir gelişme başladı. Ama son iki seneden beri, son iki üç seneden beri,
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Buna bir açıklama yok, bu bir mucize. Yani muazzam bir gelişme var, mesela eskiden onar onarsa, şimdi biner biner gelişiyor. Yani müthiş bir şey bu, maşaAllah. Bu hızla giderse, yani benim gördüğüm Amerika da Müslüman ülke olacak gibi görünüyor. Avrupa’da da yani en büyük din haline gelecek gibi görünüyor. Bunların hepsi, benim anladığım Mehdiyet çağının, Mehdiliğin zır ve gölgesinin, etrafa ışık saçmasının neticesinde oluyor, İnşaAllah.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Allah, Hadi ismiyle tecelli ediyor. Daha önce de insanlar, dini anlatıyorlardı ama bir şey oldu insanlara. Demek ki Allah, Hadi ismiyle tecelli etti ve böyle güzel bir gelişme oldu.
MUHABİR: Tabii, dini konuşmaktan çekinmemek lazım.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Türkiye’de dini konuşmanın, sanki sakıncalı olduğu ibareleri hep verildi. Şükür Müslümanız. Elhamdülillah, Müslümanız. Bunu konuşmaktan da, dinimizi konuşmaktan da çekinmemeliyiz. Tabii Avusturyalı bir gencin hikayesi var. İnternetlerde de çok sık yer aldı. Müslüman oluşu, Müslümanlığı tercih etmesiyle ilgili bir, yaşadığı bir gelişim var. Burada Avusturyalı genç, Müslüman olması tabii neye inanacağını araştırıyor ilk önce. Bütün dinleri araştırıyor. Hıristiyanlığı, Budizm’i, Museviliği, Yahudiliği bütün dinleri araştırırken, çok kısa anlatacağım ama. Hiç birinde çok fazla bir şey bulamıyor. Her dine gidiyor, her dinde işte kişisel olarak insanların yaptıkları yorumlardan, yola çıkıldığı için ya diyor, sizin görüşünüz. İşte karşısındaki insan diyor ki, işte Allah seni sevmez. Allah senden nefret eder. Değerlendirme yapıyor, bir türlü inanacağı dini seçemiyor. Artık ümidini kesiyor, inanacağı bir din bulamadığı için, ümidini kesiyor. Evinde oturuyor, arkadaşıyla konuşuyor. Arkadaşı diyor ki, İslam’ı denedin mi, İslam dinini araştırdın mı? İslam diyor, tabii Avusturyalı genç, İslam deyince aklına terör geliyor, işte ikiz kulelere çarpan uçaklar geliyor ürperiyor. Terör falan diyor, bir dene diyor. Kafasına takılıyor tabii, bir gün bir camiye gidiyor. Camiden içeriye giriyor, ayakkabılarıyla giriyor tabii, bilmiyor, ayakkabısız girildiğini. Bir namaz kılan müminin önünden geçiyor, nerdeyse kafasını ezecek. Derken oradan bir müminle, yine bir Müslümanla karşılaşıyor. Ebu Bekir tahmin ediyorum, yanlış hatırlamıyorsam ismi. Sohbet ediyorlar, işte İslam dinini soruyor. Sohbetlere gitmeye başlıyor, İslam dinini o mümin anlatmaya başlıyor. Ve kısa kesecek olursak, karar veriyor. İslam dinini araştırmaya karar veriyor. Ve o insana diyor ki, Kuran-ı Kerim’i alabilir miyim ben? Evime götürebilir miyim? Tamam diyor. Saygısızlık etmeyeceğim diyor, kutsal kitabınıza saygı göstereceğim, diyor. Evine getiriyor, manevi bir ortam yaratmak için evinde mum yakıyor, pencereleri açıyor. Farklı bir ortam yaratıyor. Başlıyor kitabı okumaya, Kuran-ı Kerim’i okumaya. Kitabımızı okumaya, o kutsal kitabımızı okumaya başlıyor. Okuyor, birçok sayfa bütün güzellikler, Kuran-ı Kerim’de yer alıyor. Bütün aklında soru işaretleri, Kuran’ı Kerim’de cevap buluyor. Cevap veriyor, Kitap’tan cevap var, dinimizin gereği olan Kuran-ı Kerim. Derken, evet yani dönüyor o zaman diyor bana bir işaret gönder Allah diyor. Estağfirullah, yani bir işaret bekliyor. İşaret gelmiyor, her hangi bir işaret yok. İşte, son ümidim artık diyor, bana bir işaret. En ufak bir yaprak kımıldasın, rüzgar essin, küçük bir işaret getir ver diyor, inanacağım diyor. Ama hiçbir işaret yok. Son ümidim de bitti diyor, hiçbir ümidim kalmadı, inanacağım bir din kalmadı. Derken kaldığı yerden Kuran-ı Kerim’i okumaya başlıyor, sayfayı çeviriyor ve son bölümde “ içinizde işaret arayanlar için, size zaten yeteri kadar göstermedik mi?” ayeti yer alıyor. “etrafınıza bakın, yıldızlara, güneşe, suya bakın. Bunlar, ilim insanları için işarettir zaten” ayetine denk geliyor.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah, maşaAllah.
MUHABİR: Ve ondan sonra da iman ediyor.
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, maşaAllah.
MUHABİR: Ve bunu, bütün dünyayı gezerek anlatıyor,
ADNAN OKTAR: MaşaAllah MaşaAllah.
MUHABİR: Anlatmaya da devam ediyor. Aslında, işte yaratılış hikayesinde de olduğu gibi Darwinizm, Darwin teorisi tabii çok tartışılıyor. Konuşuluyor ama işte yaratılış Yüce Rabbimizden. Ama Rabbimizi iyi tanımak, Kuran-ı Kerim’i iyi okumak, iyi anlamak gerekiyor. Doğru mu efendim?
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun, çok güzel konuştunuz. Bu anlattığınız konu da önemliydi, çok iyi oldu. Darwinistler, şeytanında ilkasıyla muazzam bir oyun hazırlamışlar, Avrupalı Darwinistler ve mason olan Darwinistler.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Bu, bilimin sahasıdır, bilim Darwin’in dediğini doğruluyor, siz de bilim adamı olamayacağınıza göre. Bizim dediğimiz de kesin doğru olduğuna göre, biz bunu size dayatacağız. Siz de bunu kabul edeceksiniz. Özetle olay bu ve dolayısıyla üniversitelerde, şurada burada, her yerde bunu siz savunmakla mükellefsiniz. Aksi çıkan da zaten bilim adamı olamayacağı için. Şimdi üniversitede zaten yaratılışı savunarak asistan olman mümkün değil,
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: doçent olman mümkün değil, profesör olman mümkün değil. Sürekli bunların kontrolünde olacağına göre, bu sistemde, ve bilim adamlarından başka da kimse doğruyu bilemeyeceğine göre, bilim de mutlaka doğruyu söylediğine göre. Bizim de onlara inanmamız gerektiğine göre, kendi mantıklarına göre. Muazzam bir kilitleme yaptıklarını düşünüyorlardı. Ki Harun Yahya isimli bir nam-ı zat ve arkadaşları bir kitaplar yazdılar. Allah vesile etti, Cenab-ı Allah onları görevlendirdi. Bu sefer atom bombası patladı, gece baskını, ortalık birbirine karıştı, feryat figan. Ama şu an nihayet yavaş yavaş, yavaş yavaş sakinleşmeye başladılar. En son artık, son kozumuzu çıkaralım dediler, şu din adamı denilen, tabir edilen bazı kişileri öne sürelim, hani belki ordan dururlar bir ihtimal dediler. Onları da silindir gibi ezince, şu an dikkat ederseniz garip bir sessizlik başladı. Yani kardeşim yüz milyon fosil, artık bak defalarca söylüyoruz. Niye bir tanesini siz müzelere koymuyorsunuz, koyun müzelere dolsun. Niye özel koleksiyonerlerin evlerinde duruyor, koleksiyonerler yalvarıyor devletin müzelerine. Mesela Alman müzelerine, Fransız müzelerine size bırakalım diyorlar. Asla kabul etmiyorlar. Çünkü gençler gördü mü, anlayacaklar yaratılışı. Bu oyun bitmiştir, yani istedikleri kadar şov yapsınlar, hoplamalar, zıplamalar falan, hiç yapacakları bir şey yok. Belki biraz daha vakit alacak geri kalan kısım için, ki %75 şu an Avrupa’da inanmayanların sayısı, çok yüksek bir oran. Türkiye’de de %95, mesela %75’ten birkaç senenin içinden %95’e çıktı, muazzam bir sürat. Demek ki birkaç seneye kadar tamamen bitecek, Allah’ın izniyle.
MUHABİR: %5 inanıyor diyorsunuz?
ADNAN OKTAR: İnanan işte PKK var.
MUHABİR: Darwinizm’e yani?
ADNAN OKTAR: Evet masonlar var, komünistler var, araştırmayanlar var, incelemeyenler var, yüzeysel bakanlar var. Onlar da herhalde o kadarlık bir yekün tutuyor ama onlara da ulaşacağız, evvel Allah.
MUHABİR: Evet tabii, dünyada da etkisi olan çok önemli bir kitabınız var. Burada arkadaşlarımız gösteriyor; Yaratılış Atlası, burada fosiller ve örnekleriyle gösteriliyor. Siz de zaten zaman zaman ekranlardan, programlarda bunu ifade ediyorsunuz, gösteriyorsunuz. Belki de, ilk defa burada programlarda fosillerinizi gösteriyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: İlk defa, belki de kanıt olarak, bunlar delil olarak sunuluyor muhataplarına.
ADNAN OKTAR: Bakın diyor ki, Focus dergisinin Nisan 2003 sayısında, bulunan bu balıkla ilgili olarak; “Aslında canlı bir dinozor bulunmuş olsaydı, bu çok daha az şaşırtıcı olurdu” diyor. Bunun bulunmasına, ki 200 kere bulunmuştur coelacanth. “çünkü fosiller coelacanth’ın, dinozorların sahneye çıkmasından 150-200 milyon yıl önce var olduklarını gösteriyor”işte burada ciğerlerinden vuruldular. Bakın 200 milyon yıl önce var, ara fosil dedikleri dinozorlardan daha önce.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: “Birçok bilim insanının, kara omurgalıların atası olarak gösterttiği, en az yetmiş milyon yıl önce yok olduğu sanılan balık canlı bulunmuştu”diyor. Ve çok zor bir şeydir bu, yani öyle Türkiye’de bu fosilin bulunması zor bir olay.
MUHABİR: Nerde bulunmuştu bu efendim?
ADNAN OKTAR: Atlas Okyanusu’nda, birçok yerde bulundu, evet. Güney Afrika Cumhuriyeti açıklarında canlı bir coelacanth ele geçirildi. Daha sonra, 200 kere bulunan canlı coelacanthların soyunun tükenmediğini ve 400 milyon yıldır, hiçbir değişikliğe uğramadıklarını gösteriyordu, diyor. Güney Afrika Cumhuriyeti açıklarında bulundu, benim doğru bildiğim bu. Evet.
MUHABİR: Peki efendim, biz belki ikinci bölümde, gelen soruları da değerlendireceğiz. Orda da muhakkak soru gelecektir bununla alakalı ama. Yine Türk-İslam Birliğiyle ilgili, çok önemli açıklamalarınız var.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Türkiye’de belki, belli siyasi partilerin liderleri, bazı liderler belki bu fikrinize gönülden inanıyor, gönülden destekliyor. Ama çok açık bir şekilde, bunu ifade eden, söyleyen yok. Siz programlarda da, birçok seferde de diyorsunuz ki artık bunun açık bir şekilde tüm insanlar tarafından, tüm vatandaşlar tarafından, Türk milleti tarafından, milletimiz tarafından ifade edilmesi gerekir. Dile getirilmesi gerekir.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Zamanı gelmiştir, diyorsunuz. Niçin ifade edilmiyor? Niçin dile getirilmiyor? Zamanı mı değil?
ADNAN OKTAR: Her şeyin bir vakti, merhumu var. Bakın, daha önce çok fazla girişim Abdülhamit devrinde oldu.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Daha sonraki dönemlerde oldu, çok uğraşıldı. Yani cumhuriyet döneminde de çok gayret gösterdiler. Rahmetli Turgut Özal da çok emek verdi o zamanlar.
MUHABİR: Ama o dönem bile çok fazla dile getirilmedi. Çok farklı bir şekilde ilerledi.
ADNAN OKTAR: Evet, evet. O dönemde de yine dile getiren daha çok bizdik. Bütün İstanbul sokakları, böyle Türk-İslam Birliği afişleriyle dolardı. Böyle boydan boya, kıpkırmızı sokaklar donanırdı. Dergilerde, gazetelerde sürekli bunu gündem yapıyorduk.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Ama şu an, yeniden çok daha güçlü bir gündem yapma politikası başladı. Ama bu sefer, kapılar açıldı. Yani sabaha kadar anlatsam bitmez Türk-İslam Birliğiyle ilgili gelişmeleri. Muazzam gelişmeler oldu, devlet çapında. Dün, buraya Gürcü kardeşlerimiz geldiler. Gürcülerin lideri olan bir kardeşimiz geldi. Yani nerdeyse ağlayacaklar sevinçten, Gürcistan’la Türkiye birleşecek diye. Onun heyecanı içindeler, onun sevinci içerisindeler. Ermenistan’da da bir heyecan var, Azerbaycan zaten hop oturup, hop kalkıyor, maşaAllah. Suriye’de bir heyecan var, Irak’ta heyecan var. Fakat bunlarla ilgili devlet, somut adımlar attı şu an. Mesela Gürcü kardeşlere sorduk, biz diyorlar nüfus cüzdanıyla girip çıkmaya başladık diyorlar. Bir, yeni bir devlet yol açmış, pasaport kullanmadan girip çıkıyoruz diyorlar. Muazzam gelişmeler. Aynı şekilde Irak’ta da yakında başlayacak pasaportsuz, vizesiz yani sadece nüfus cüzdanıyla giriş çıkış olacak. Aşama aşama, aşama aşama, adım adım ve çok süratli bir gelişme var. Suriye’yle de aynı şekilde görüşmeler var.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Bunlar bir başladı mı çevremizde, bir ateştir bu, bir anda çevremizi saracak İnşaAllah. Ama biraz tabii vakit alacak, Cenab-ı Allah ona belirli bir vakit koyuyor. On yıl içersinde benim kanaatim 2014 yılı, yani hadislerin açıklaması onu gösteriyor. 2021’de de tam anlamıyla oturmuş olacak, inşaAllah.
MUHABİR: Çok kısa bir şey, ama çok kısa bir süreden bahsediyorsunuz. Aslında o kadar yakın bir zamandan bahsediyorsunuz ki, 2009 yılındayız. 2014 ve 2021- 2024 yıllarından bahsediyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Özellikle, güzelliği burada zaten, ama bu emek emek gelindi zaten. Bu son noktaydı, şimdi kapılar kırıldı,
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Yollar açıldı. Bundan sonra bu net, netice devri başladı. Mesela başka bir programda, gelişmelerden biraz örnekler vereyim. Yani bu hızla giderse zaten, birkaç seneye kadar çok muazzam şeyler olacağı anlaşılıyor ve gittikçe ivme kazanacak bu, iki dört sekiz onaltı şeklinde ivme kazanacak, inşaAllah.
MUHABİR: Bu dönemde, bu günlerde özellikle komşularla ve Ortadoğu’daki birçok ülkeyle, Türkiye’nin ilişkilerinin düzelmesi, sürekli gelişmenin olması, Dubai’ye kadar iş adamlarının, yabancı sermayenin Türkiye’ye gelmesi bu konularla alakası var diyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Türkiye ılımlı, sevecen, halim selim bir ülke olarak, modern, Müslüman bir ülke olarak,
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Kucaklayıcı vasfıyla, barışçı vasfıyla bir çığır açtı. Yani hep düşmanlık bilirdi insanlar, işte o ona düşman, o ona düşman. Bir de baktılar ki dostluk çok güzel, sevgi de çok güzel, kardeşlik çok güzel. Ya dediler, bu kapıları niye kapıyoruz dediler. Yani bu kapının amacı ne?
MUHABİR: Zamanında bu kapıları kim kapadı, kapayanlar kimler?
ADNAN OKTAR: Evet, evet. Bir de baktılar ki kapıyı açtın mı hava geliyor. Bir rahatlık, ferahlık gayet güzel gidip gelebilecek, sevinç içinde olacak ve dev bir ülkeye sahip olmuş olacak. Ne işleri var, açsınlar Gürcüler gelsinler. Şakır şakır Türkçe konuşuyor, Gürcü kardeşler geldiler buraya.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Türkiye aşığı ve biz de onları çok çok seviyoruz. Yani niye ayrı gayrı olalım, ne oluyoruz yani. Birçok Gürcü kardeşimiz var Türkiye’de, komşularımız var, tanıdıklarımız var. Aslında ben onları, Anadolu insanı olarak görüyorum ben Gürcüleri. Yani Türk olarak görüyorum, kardeşim olarak görüyorum. Onlar da onu hissettiriyorlar, üsluplarından anlaşılıyor bu. Güzel insanlar, güzel ülkeler, güzel yerler. Ama birçok, sanki hapishane gibi sistemler kurulmuş, kapıları var, kapıları var, kapıları var, kapıları var. Allah bize dünyayı açmış, açalım her yer açılsın. Dostumuz, kardeşimiz.
MUHABİR: Onun için belki de, özellikle setler çekilmiş. Engeller konulmuş geçmiş dönemde?
ADNAN OKTAR: Evet. O işte, setler artık yıkılıyor inşaAllah. Bütün o setler yıkılacak ve bir ferahlık ve güzellik olacak.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Çünkü mesela biz, dört duvarın arasında olsak rahatsız oluruz. Açalım şu kapıyı da, bir dışarı çıkalım deriz. Hava alalım, etrafı görelim deriz, bir güzellik. İşte bu oluyor şu an, bunlar olacak. Hem bu barış, hem kardeşlik, hem sevgiyi getirecek. Ermenilere niye düşman olalım biz, yani millet-i sadıka dediğimiz insanlarla, ordumuza general yaptığımız insanlarla niye düşman olalım? Gürcüler, biz kız aldık, kız verdik Gürcülere, kardeşimiz beraber yaşıyoruz. Canımız ciğerimiz, kardeşlerimiz, niye ayrı olalım? Azerbaycan’ın, hiçbir açıklaması yok zaten, yani hiçbir açıklaması yok. Biran önce, bu hatadan hemen dönülmesi gerekiyor. Onun için, bir mektup teşvik etmeye başladım şimdi. Şu kadar az, şu kadar bile olur, yani şu bile olur.
MUHABİR: Zarfın içine koysunlar.
ADNAN OKTAR: Yani şöyle yazacak o kadar, katlayacak. Türk-İslam Birliğini istiyoruz, gereğinin yapılmasını rica ediyorum. Mesela, Suriye Devlet Başkanlığına veyahut Azerbaycan Devlet Başkanlığına, o kadar. Türkçe yazsınlar. Bunun, yani benim mektubumla ne olur demesinler. Yirmi tane, otuz tanesi bile müthiş etki yapar, çok büyük etki yapar. Çünkü onların zaten böyle bir kararı var, yani zaten öyle bir istekleri var. Bu anahtarı çözücü olur, yani bu duayı görmek isterler inşaAllah. Yani onların hoşuna gider, biz dua eden bir Müslüman gördüğümüzde içimiz açılıyor. Onlar da bu duayı gördüklerinde içleri açılır, bu talebi gördüklerinde açılacaklar, bitecek inşaAllah.
MUHABİR: Peki, yine son dönemde bir, hep açılımlar moda bu dönemde biliyorsunuz. Açılım üstüne açılım, tabii samimi olan var, samimi olmayan var. TRT açılımı var biliyorsunuz. Avaz, TRT Avaz ve daha önce yine Şeş, TRT Şeş kanalı, ama bu seferki TRT Avaz, tamamen Ortadoğu’ya yönelik, Türki Cumhuriyetleri kapsayan bir yayın. Türkmenistan’dan, Kazakistan’dan birçok ülkenin kültürünün, geleneklerinin, göreneklerinin ekrana yansıtıldığı, Türki Cumhuriyetlerinin bir arada toplatıldığı, toplandığı çok da güzel bir kanal kuruldu. Ama dilerseniz, bununla ilgili cevabınızı ve bu açılımla ilgili görüşlerinizi, kısa bir ara verelim. Kısa bir aradan sonra alalım.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Efendim, kısa bir ara rica ediyoruz sizlerden, ama tekrar birlikte olacağız. Aynı zamanda sizler, sorularınızı ve görüşlerinizi Ahirzamansohbetleri@hotmail.com’dan ulaştırabilirsiniz. www.HarunYahya.TV‘den de bize ulaşabilirsiniz. Tahmin ediyorum izleyenlerimiz de bize sorularını gönderiyorlardır. Biz kısa bir aradan sonra, tekrar birlikte olacağız. Bizden ayrılmayın efendim.
Evet sevgili seyirciler, Başkent TV ekranlarında İstanbul’dan canlı yayınla, Sayın Adnan Oktar’la sohbetimiz devam ediyor. Efendim, ilk bölümde de ifade ettiğimiz gibi açılımlardan bahsetmiştik ve TRT’nin son dönemlerdeki açılımı, işte TRT Avaz, bir Türkçe kelime Avaz kelimesiyle yeni bir kanal. Ve Ortadoğu Cumhuriyetlerini kapsayan kültürlerin, geleneklerin, göreneklerin ekrana yansıtıldığı, müziğin ekrana yansıtıldığı bir kanal olacak. Bu açılımı, nasıl değerlendiriyorsunuz? Neler söyleyeceksiniz? Daha evvel de biliyorsunuz, bir TRT Şeş kanalı, kürt vatandaşlarımıza yönelik ve Irak’ta bile çok yoğun izlenen ve beğeni toplayan bir kanal olmuş.
ADNAN OKTAR: Bakın, bütün sınır kapılarından nüfus cüzdanıyla geçiyorsak, ortak televizyon kanalımız varsa, hep birlikte hareket ediyorsak, aynı yerlere götürüp, gelip ticaret yapıyorsak, bunun adına ne denir biliyor musunuz? Buna, Türk-İslam Birliği denir. Yani bu nasıl olacak diyor, yani oluyor, haberleri olmuyor bazı insanların. Yani bir parça daha, bu yapılırsa bu çalışmalar. Konu bitmiş olacak, yani sessiz sedasız Türk-İslam Birliği oluşmuş olacak, o kadar.
MUHABİR: Özellikle son dönemde, işte bir siyasi partinin Kuran kursu açılımıydı, başörtüsü açılımıydı. Bunla da bir bağlantısı olabilir mi? Artık manevi değerlerin, artık son dönemlerde biraz daha ön planda tutulduğu, insanların o değerlere sahip çıktığı, dinine bağlılığı. Bununla bir alakası olabilir mi efendim?
ADNAN OKTAR: Allahualem tabii, yani bu tip şeylerde devletin kurumları, güzel tavsiyelerde bulunurlar. Yani, güzellikleri hissettirirler.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Yani böyle bir şey güzeldir, devletin lehinedir, faydasınadır, iyi olur diye tavsiye ederler, böyle güzel bir devletin geleneği vardır. İnsanlar da buna güzellikle uyarlar bazen, ama bazen de kendi kanaatleri olarak da bunu yaparlar. Fakat şu an çok mükemmel gidiyoruz, Allah’a çok şükür. Her yerimizle, her şeyimizle çok mükemmel gidiyoruz. Bu hız çok hoş, ama ben milletimin de buna, bu hıza iyice bir ivme kazandırmasını çok istiyorum. Yani, çünkü hükümet de şevkleniyor, herkesin de hoşuna gider bu. Dilekçe, mesela kahve sohbetleri de olabilir. Yani Türk-İslam Birliği güzeldir, çok iyi olur demek bile yeterli.
MUHABİR: Yıllardır, muhakkak vatandaş arasında konuşulan bir konu.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Vatandaş tabii yıllardır kendi aralarında konuşuyorlardır zaten.
ADNAN OKTAR: Evet. Ev toplantılarında konuşmak, kahvelerde falan zaten konuşuyorlar, zaten bizim yüreğimizde olan bir şey. Ama dilekçe, en kolay ve en etkili yöntemdir. Yani dilekçenin gücü çok yüksektir. MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Dilekçenin gücü çok yüksektir. Yani gazeteden, başka şeyden çok çok daha etkili olur. Israrla tavsiye ediyorum, çok çok güzel netice alacaklar inşaAllah. Ama zaten 2014’lerde 2021’lerde hep beraber olacağız. Benim söyleyip de çıkmayan bir sözümü bilmiyorum hatırlıyor musunuz?
MUHABİR: Pek çıkmıyor, ama son dönemlerde şey de çok dikkat edici bir konu. Amerika Birleşik Devletleri’nin yeni başkanı biliyorsunuz Obama.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Türkiye’ye bir ziyaret yapacak, geçekleştirecek önümüzdeki günlerde, diyorum çünkü günler kaldı. Tırlarla, öncesinde eşyaları geldi zaten, bunu biliyoruz. Dışişleri Bakanının veya yine senatörün, farklı Amerika Birleşik Devletleri’nin önde gelen siyaset adamlarının yaptığı açıklamalar. Türkiye’ye övgü dolu sözler ve ilişkilerin çok daha ileriye gideceği yönündeki söylemler. Bu denli sıcak, samimi bir yaklaşım bugüne kadar Türkiye tarihinde olmamıştı. Bu dönemde özellikle bu ilişkilerin bu safhaya gelmesi, Obama’nın Türkiye ziyareti. İşte, Avrupa’daki birçok ülkeden önce Türkiye’yi tercih etmesi, orayı atlayıp Türkiye’ye gelmesi, ayrı bir özellik taşıyor belki. Ama bir diğer taraftan, Afganistan’daki bir oluşum. İşte, Türkiye asker gönderecek mi, göndermeyecek mi tartışmaları. Yine dış siyasette çok konuşulan, zaman zaman da işte hükümete, şu anki iktidara eleştirel yaklaşımda bulunulan bir konu, sakın ola Obama’nın tuzağına düşme, senden asker isteyecek, ya da askerlerinin Türkiye üzerinden geçişini isteyecek eleştirileri, açıklamaları geliyor.
ADNAN OKTAR: Amerika, orda askerle, silahla bu işi halledemez. Yani bir kere bunu bıraksın Amerika, bu boş iş bunlar. Hiçbir yerde halledemez. Pakistan’da da halledemiyor, başka yerde de halledemiyor. Irak’ta da halledemedi, edemez.
MUHABİR: Bugün yine önemli bir haber vardı. Sözünüzü kestim, özür dilerim. Pakistan’da, bir Cuma namazında biliyorsunuz, yine bir canlı bombanın patlaması sonrasında, kırkın üzerinde vatandaş, Pakistan vatandaşı, Müslüman hayatını kaybetti. Tabii, Allah’tan rahmet diliyoruz, onlara da.
ADNAN OKTAR: Oranın da, derin devleti var.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Oranın da komünist derin devleti var. Onların faaliyetleri onlar, Müslüman, Müslümana bunu yapmaz. Bunun çözümünün Türkiye olduğunu, bütün dünya anladı. Türkiye, lider olacak da Afganistan’da kargaşa olacak. Türkiye lider olur, Türk-İslam aleminin lideri olur. Amerika’ya der ki, kardeşim siz orda yakışık almıyor, çıkın oradan der.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Onlar da gider evine. Biz gider, Afganlıları bir kucaklarız. Ne oldu burada deriz, ne vardı, bir şey mi vardı? Bu kadar, konu biter. Ne silah, ne kavga, ne şamata hiç bir şey olmaz. O insanların silaha değil sevgiye ihtiyacı var. Şefkate ihtiyacı var, muhabbete ihtiyacı var. Amerika diyor ki, ben diyor, zorla sizi hiza ederim.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: E o da, seni zorla o zaman hiza etmeye kalkar ve kavga çıkar. Olmaz yani, bir insanın gururunu, onurunu kırarak, haysiyetiyle oynayarak, şerefiyle oynayarak, iyi niyetli görümünde bir şeyi kabul ettirmek mümkün değildir. Bu olmaz. Biz bunun, en güzel uygulayıcısıyız; sevginin, muhabbetin, şefkatin. Bunun ilacı budur; sevgidir, şefkattir. O insanların şiddete ihtiyacı yok. Afganlar, onurlu insanlardır. Yani, Türk askeri oraya gidecek de olay çıkacak. Mümkün mü yani?
MUHABİR: Türk askerinin, güven sağlamadığı yer yoktur.
ADNAN OKTAR: Bitti yani, der ya bırakın şu silahları, der asker. Türk askeri, bizim yiğit askerimiz. Rahat olun siz, biz sizi korur, kollarız siz işinize bakın der. Adam işine gücüne bakar, konu da biter. Amerika çok ters yoldan girdi, yani çok saf ve çocukça bir stil uyguluyor, böyle olmaz. Ve çok onurlarıyla oynuyor, gururlarıyla oynuyor, böyle bu şekilde bir stil olmaz. Ama Allah’a çok şükür, bunun farkına vardı. Türkiye’den çatışma için, bir kere asker istemesin. Yani bu çok çok ayrı bir hakaret olur, bir kere bize bu, yani bu lafı bırakacak. Bölgeden tamamen çekilsin, bölgeyi bize bıraksın, bu kadar. Türk-İslam Birliğinin lideri olarak, bakın biz orayı nasıl idare ediyoruz. Bir tabur asker, bütün Afganistan’a yeter. Bir tabur Türk askeri; başka bir şeye gerek yok. Yani mükemmel yönetiriz biz, Allah’ın izniyle; sevgiyle, şefkatle, muhabbetle. Irak; Irak da öyle, hatta İsrail kendisi söylüyor. Diyor ki on kişiyle diyor, bir çavuş ve on askerle siz burayı yönettiniz diyor. Biz diyor, koskoca orduyla burayı yönetemiyoruz diyor adam. Daha ne desin adamlar.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Yani en üst yönetimi söylüyor bunu, en üst yöneticisi söylüyor. Onun için Türk-İslam Birliği vicdani bir sorumluluktur. Yani sırf Türk milleti için değil, bütün o bölgedeki kanayan yara. Bütün oradaki çoluk çocuğun, kadınların çektiği çilenin sonlanması için, Allah rızası için, mutlaka bu Türk-İslam Birliği gerekiyor. Ve bu, bizim üstümüze, boynumuza bir borç. Bu bizim üzerimize bir yükümlülük. Allah, ahirette bizden bunu sorar. Yani, bizim bunu hemen yapmamız gerekiyor ve süratle yapmamız gerekiyor. Amerikalı askerlere de yazık o adamlara, orda perişan oluyorlar o çocuklar. Gitsin vatanına, memleketine gitsin. Çoluğunun çocuğunun yanına gitsinler, rahat etsinler. Irak’ta da perişan oluyorlar. Amerika’nın ekonomisi de çöktü, oraya silah, adam, asker, malzeme göndereceğim diye.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Rahatına baksın, işine gücüne baksın. Biz bakarız, bölgeyi kontrol ederiz, biz millet olarak. Şimdi Obama onun için geliyor benim gördüğüm. Yani bu liderlik konusunda, bir yeni yeni açılımlar.
MUHABİR: Gelişimler, görüşmeler.
ADNAN OKTAR: Yeni yeni, onları tespit edecekler, onları görüşecekler. Amerika da bir şöyle derin bir nefes alacak, Tür-İslam Birliğinden sonra. Bölgeyi, sağlam insanlara teslim etmenin, huzurunu yaşayacak. O zaman ne terör olur, ne anarşi olur, ne kargaşa olur. Bu insanlar da anarşinin, terörün meraklısı değil ama gururuyla oynanan insan bazen delirir. Yani kontrolü kaybeder, mahvettiler yani düzeltmeye kalktılar.
MUHABİR: Ortadoğu’da, bombalar yerine, silahlar yerine, toprakta kurşunlar yerine, çiçekler açsın, ağaçlar yeşersin.
ADNAN OKTAR: O insanlar, evet, o insanlar sevgi arar, şefkat arar. Mesela Pakistanlılar, sevgide insanların içi açılır, onlar çok mutlu olurlar, mazlum insan onlar. Sen eline sopayı alır da, adamın üstüne gidersen, o da taşı alır üstüne gelir o zaman.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Olur mu? Yani bütün dünyanın çözümü sevgidir, muhabbettir, şefkattir. Yani bu, çok çok akılsızca bir stil uygulandı, şeytanın gösterdiği bir yöntemdi bu. Masonların ve ateist Siyonistlerin desteğinde yapılan bir oyundu bu. Şimdi şeytan, hoplaya hoplaya kaçıyor, Türk milletini gördüğü her yerde. Bölgenin çözümü olduğu açıkça ortaya çıktı. Mesela Suriye, Türkiye’nin güvencesi içerisinde şu an, bütün sinirleri gevşedi Suriye’nin, acayip rahatladılar. Yani Türkiye’nin dostluğu, Suriye’ye ilaç gibi geldi. Irak’a ilaç gibi geldi. Azerbaycan anladı, Türk-İslam Birliği’nin oluşacağını, sevinçten yerlerinde duramıyorlar. Bayağı güzel, ama hadi bakalım biraz daha gayret yani. İnşaAllah, inşaAllah.
MUHABİR: Sabır ve zaman diyorsunuz yani.
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah.
MUHABİR: Peki efendim, tabii yoğun bir şekilde sorular da geliyor. En azından, izleyicilerimizin gönderdiği sorulara da zaman zaman yer vermiş olalım. Bir izleyicimiz; “Sayın Hocam, Kuran’daki Tevbe Suresi’nin 51. ayetinde Yüce Allah, şöyle buyuruyor: “De ki; Allah’ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O, bizim Mevla’mızdır ve müminler, yalnızca Allah’a tevekkül etmelidirler.” Hocam, ayette de kesin olarak belirtildiği şekilde, tüm yaptıklarımız ve yapacaklarımız, kaderde belirlenmiştir” diyor. “Böyle olmasına rağmen insanlar, neden bazı konularda hırs yapabilmekte, karamsarlığa kapılabilmekte, üzülebilmekte veya umutsuzluğa düşebilmektedirler. İnsanlar, kaderlerini takip edip, neden huzurlu ve mutlu olmuyorlar.” Bülent Karaduman, Tekirdağ’dan. Evet, biraz kaderci olmak lazım, kadere inanmak lazım?
ADNAN OKTAR: Biz kaderci değiliz, zaten kaderin içindeyiz. Yani kaderi yaşıyoruz. Yani insanlar istese de, istemese de bir kaderin içindedir zaten.
MUHABİR: Kesinlikle.
ADNAN OKTAR: Tek bir an vardır ve yaşanmıştır olaylar. Biz, yaşanmış olayları görüyoruz, zamanla olduğumuz için. Yoksa olaylar zamanla gelişip, biz onları görüyor değiliz. Dolayısıyla, Müslümanlar için bir konfor ve nimettir. Bakın güzel bir söz vardır, herkesin bildiği; Mevlam ne eyler, ne eylerse güzel eyler, derler değil mi, hepsi güzel ve hayırdır, Allah hayırlı olmayan hiçbir şeyi yapmaz. Mühim olan, bizim ahiretteki sonsuz hayatımızdır. Bu dünyada imtihan oluyoruz, tabii ki zorluklarla karşılaşacağız. Tabii ki her şey bizim istediğimiz gibi olmaz, o zaman imtihan olmayız. O zaman dünyanın anlamı kalmaz, o anlamda. İmtihanla olgunlaşıp, güzel hale geliyoruz ve sevginin, şefkatin, merhametin uygulama yeridir dünya. Yani merhameti biz nasıl uygulayacağız? Yani merhamet olacak bir ortam olmazsa, nasıl uygulayacağız? Yahut fakir yoksa biz nasıl cömertlik yapacağız, değil mi?
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Yani korkacak bir şey yoksa biz, nasıl cesaret göstereceğiz? Metanet gösterilecek bir şey yoksa biz, neden metanet gösterelim? Ama bak, bu saydıklarım hep güzel ahlakın ve aşkın kökenleridir bunlar. Bir aşığın vasıflarını sayıyorum ben, bunlar olmadı mı, bir insanda ne kalıyor geriye?
MUHABİR: Kesinlikle, öyle bir alemde yaşıyoruz ki, karanın beyazı var. Güzelin çirkini var.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Muhakkak güzel, çirkin olmazsa güzelin manası, anlamı bir şey ifade etmezdi. O yüzden de, tabii biraz kaderin içerisinde yaşadığımız gibi, sizin de ifade ettiğiniz gibi, o yaşam içerisindeki güzellikleri de fark etmek gerekiyor. Ama şunu da dip not olarak söylemekte fayda var; yaşamış olduğumuz dünya içerisinde hırs, nefret, kin, öfke ve buna benzer bütün olumsuzluklar, şeytan tarafından gelen insanlara verilmiş bir şeydir. O şeytanı, o an şeytan tarafından verilmiş bir şey olduğunu düşünerek insan hareket ederse, belki onlardan kurtulacaktır. Hep örnek verdiğimiz şeyler vardır; bir kaza esnasında insanın birbirine karşı nefret etmesi, kavga etmesi, bıçak çekmesi ve sonunun kötü olarak sonuçlanması.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Muhakkak bir şeytanın alameti olarak değerlendirilebilir. Değil mi efendim?
ADNAN OKTAR: Şeytan, insanlar önem vermiyorlar ama şeytan insanları kırıp geçiriyor. Halbuki asıl zıtları bu. Yani eğer bir dikkat verseler, mesela durduk yere deliriyor.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Halbuki aklı başında, makul bir insansın, düşünmüyor musun bu niye böyle oldu. Belli ki şeytan kanına girdi. Kendi de şaşırıyor, ya ben böyle bir adam değilim, bana ne oldu böyle diyor.
MUHABİR: Nasıl kriz geçirdim diyor.
ADNAN OKTAR: Nasıl kriz geçirdim diyor. Şeytanın etkisiyle yapıyorsun işte.
MUHABİR: Evet, bir diğer soru: “Selamlar ve sevgiler Hocam, sizleri İrlanda’dan izliyoruz.” Dünyanın farklı bir köşesinden!
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: “Burada, sizin hayranlarınız gün geçtikçe çoğalıyor. Allah’ıma şükrediyorum, sizi bize verdi diye. Allah razı olsun, sizin sayenizde Avrupa’da da güzel ahlak yayılıyor. Hocam size buradan İslam ahlakının yayılması için nasıl yardımcı olabiliriz?” Safiye Erdoğan, İrlanda.
ADNAN OKTAR: En güzel, internetten kitaplarımı indirsinler ve arkadaşlarına tavsiye etsinler.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Veyahut satın alıp okutsunlar, ama internetten indirirlerse ücretsiz olur, daha kolay olur onlar için. Çok güzel olur.
MUHABİR: Biz öyle ortamda yaşıyoruz ki, efendim yani Türkiye’de, Müslüman bir ülkede bütün değerlerin, maneviyatın yaşandığı bir ülkede yaşıyoruz. Ve maalesef, buna rağmen Müslümanlığımızı, İslamiyet’i tam anlamıyla yaşayamıyoruz. Belki o ibadetleri tam anlamıyla yerine getiremiyoruz. Avrupa’daki, dünyanın farklı ülkelerindeki Müslümanları, vatandaşlarımızı düşünüyorum da. O zorluklarda belki ezan sesi duymuyor, o manevi günlerde, ramazanlarda iftar açarken belki ezan sesini duymuyor. Ona rağmen dinini, imanını, ibadetini yerine getirmeye çalışıyorlar. Çok kolay değil efendim.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah bayağı şevkliler. Bana, bizim adresimize mailler geliyor, yani hayretler içinde kalıyorum. Rusya’dan, mesela mühendis iman etmiş.
MUHABİR: Evet, evet.
ADNAN OKTAR: Amerika’da, gene öyle bir üniversiteli genç iman etmiş. Geçenlerde gene buraya gelmişti bir arkadaş, genç bir kız maşaAllah gazeteci bayağı sevimli bir şey, iman etmiş. Muazzam heyecanlı, anlatırken böyle gözleri doluyor şevkten, heyecandan. Sadece şu Yaratılış Atlasını okumuş, o yetmiş ona MaşaAllah. Ben diyor, Darwinist yetiştim diyor. Darwinist’tim diyor, ama net diyor kafamdan gitti diyor. Kesin Allah’ın varlığına iman ettim, diyor. Kuran’ın da doğru olduğuna da kesin iman ettim diyor. Onun yaptığı röportaj, www.HarunYahya.org ‘ta var. Görebilirler arkadaşlarımız, çok şeker bir şey maşaAllah.
MUHABİR: Evet, “Birçok yayında Hz. Havva’nın, Hz. Adem’in kaburga kemiğinden yaratıldığı söyleniyor, bu doğru mudur? Bununla ilgili, bize bilgi verebilir misiniz?” Sayın Sinanoğlu, Manisa’dan.
ADNAN OKTAR: Cenab-ı Allah, onun nefsinden yarattık diyor. Hadise göre de mümkün. Yani Allah, Cenab-ı Allah onun herhangi bir vücudundan aldığı parçayla, ama ona Allah ihtiyacı olduğundan değil de, yani bir anlam olsun diye onu yaratıyor. Yoksa mesela, topraktan yaratıyor Allah.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Mesela, melekleri nurdan yaratıyor. Ama bir şeye dayandırıyor Allah. Mesela Hz. İsa’ya, çamurdan bir şey yap diyor, kuş biçiminde. Çamurdan; Allah’ın çamura mı ihtiyacı var, yani bir sebep olsun.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Yani kaburga kemiği de öyle, mesela bir sebep olsun, yani yoksa başka bir şeyi yok onun. Yok mesela, ben her zaman söylüyorum, başka röportajlarda da söyledim. Ben içeri girdim, siz burada vardınız, Allah yaratmış sizi. Ben de kapıdan bir girdim baktım, baktınız ben de karşınızdayım, hemen yaratıldım.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Yani Allah için yaratma, öyle bir..
MUHABİR: Bir anda oluşma, değildir.
ADNAN OKTAR: Evet, anında olur.
MUHABİR: O, ol veya değil.
ADNAN OKTAR: Evet O, ol dedi mi olur. Yani o kolay bir şeydir Allah için. Ama mesela bazen Hz. Musa’nın, asasını vesile ediyor. O, mesela soruyor Allah, ne işine yarar diyor. Anlattırıyor Hz. Musa’ya, at diyor yılan oluyor.
MUHABİR: Yılan oluyor.
ADNAN OKTAR: Şimdi, asa olmazsa sanki yılan yapmayacak mı Allah, gene yapar ama bir sebep olsun, bir araç olsun.
MUHABİR: Önemli. Peki efendim, “Öncelikle tüm Türkiye’ye, hayırlı akşamlar diliyorum” demiş bir izleyicimiz. “Darwin’le ilgili bir haberde, Darwin’in parasının büyük bir bölümünü, kitaba harcamak yerine şaraba ve ayakkabıya harcadığını okudum” diyor. “Hocam, Darwin’i yıllarca bize sözde bilim adamı diye tanıtmaya çalıştılar. Sizin kitaplarınız ve internet sayesinde, Darwin’in foyası ortaya çıkmaya başladı. Fakat ayyaş, çorapçı Darwin’i bazı din alimlerinin hala savunmasını da inanamıyorum, esefle kınıyorum” demiş. “O din adamlarını ve evrimcilerin onca oyunlarına rağmen kimse evrime inanmıyor. Artık Darwin’e Türkiye’de geçit yok, Allah sizden razı olsun” demiş. Edirne’den Cengiz Bey.
ADNAN OKTAR: Evet, şu Darwinist din adamlarına da, ben kardeşlerime şu soruları bir sorsunlar diyorum. Mesela diyor ki Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım.Cennette, astarları ağır işlenmiş atlastan, yataklardan bahsediyor Cenab-ı Allah. “ Yeşil yastıklara ve çarpıcı güzellikte döşeklere yaslanırlar. Dizi dizi yastıklar ve serilmiş yaygılar, yükseklere kurulmuş döşekler. Astarları ağır işlenmiş atlastan yataklar, yeşil yastıklara ve çarpıcı güzellikteki döşekler. Yükseklere kurulmuş tahtlar, dizi dizi yastıklar, serilmiş yaygılar” (Rahman Suresi, 76; Gaşiye Suresi,15-16; Vakıa Suresi, 34; Rahman Suresi, 54-76; Gaşiye Suresi, 13) sırf bu döşek ve... Bunlar evrimle mi yaratılıyor, bu şahıslara soruyoruz? Bu yani dünyadan giden ustalar mı yaptı bunu, cennette de ustalar mı var? Yoksa direkt mi Allah yaratıyor, bir sorsunlar.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Doğrudan mı Allah yaratıyor. Yani köşeye sıkıştırmak için; çünkü çok yalancılar, bir kısmı. Mesela cennet köşkleri, “Senin için köşkler kılan Allah, ne yücedir” diyor, Furkan Suresi 10’da Allah. Mesela “Özenle işlenmiş, mücevher tahtlar üzerindedirler.” “Bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar. İçenler için lezzet veren, şaraptan ırmaklar” bu şarap, tabii bildiğimiz şarap değil, yani çok lezzetli bir içki. “ süzme baldan ırmaklar vardır.” (Vakıa Suresi, 15; Muhammed Suresi, 15) Mesela bunlarda mı evrimle yaratılmış, sorsunlar. Mesela cennet kadınlarından bahsediyor, Cenab-ı Allah. “Gerçek şu ki, biz onları yeni bir inşa ile inşa edip yarattık. Onları hep bakireler kıldık, eşlerine sevgiyle tutkun ve hep yaşıt. Ashab-ı yemin olanlar için” (Vakıa Suresi, 35-38) diyor mesela Cenab-ı Allah.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: “Bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş, iri gözlü kadınlar. Saklı yumurta gibi çarpıcı ve pürüzsüz, bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş, yaşıt kadınlar.” (Saffat Suresi, 48; Sad Suresi, 52) Buradaki bu huriler mesela, “Biz onları, iri ceylan gözlü hurilerle evlendirmişiz. Kendileri için hizmet eden civanlar, etrafında dönüp dolaşırlar.” (Tur Suresi, 20-24) Bunlarda mı, evrimle olmuş, bir sorsunlar. Bize göre Allah yarattı ve ol demesiyle oldu. Melekler de mesela nurdan yaratıldılar. Yani nur; nur evrimleşmez, bir anda yaratır Allah. Mesela ateş de; ateşin evrimleştiğini iddia edemezler, cinleri ve şeytanları Allah ateşten yarattı. Bunu nasıl açıklıyorlar? Eğer onları Allah bir anda yarattı diyorsa, insanları niye Allah bir anda yaratamıyor onların inancına göre? Bir onu sormak lazım.
MUHABİR: Mesela, bir bedende evrim olduğu söyleniyor. İfade ediliyor, değil mi efendim?
ADNAN OKTAR: Evet, evet.
MUHABİR: Bir organda neden bir evrim oluyor. Bir göz neden değişmiyor, farklılaşmıyor?
ADNAN OKTAR: Hayır, gözün kırk tane özelliği aynı anda çalışmazsa göz hiçbir işe yaramıyor. Bunlar göz evrimleşti, şu bu falan diyorlardı. Biz onlara öyle fosiller göstertiyoruz ki, öyle deliller veriyoruz ki. Yani yüz milyon yıl önce veyahut aynı devre ait hayvanların, canlıların gözleri var ki mükemmel, mükemmel; hiçbir değişikliğe uğramamış.
MUHABİR: Mükemmel doğru.
ADNAN OKTAR: Ama tabii, delil Darwinist’e etki etmez. Darwinizm bir din olduğu için, yani ön kabul vardır. Sen ne yaparsan yap, o katı olarak, bağnazca, o inancında devam eder. Katı bir bağnazlık vardır ve tesadüf dinidir bu. Her şeyi tesadüfe bağlayan, yani atomlar tesadüfen hareket etmiştir, bilmem ne tesadüfen hareket etmiştir. Dünyanın en mantıksız izahlarını, en akla uygun olmayan izahlarını yapıyorlar.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Ama biz de ısrarla karşıt cevaplar veriyoruz. Ama Allah’a çok şükür, Allah muazzam bir netice verdi, %95 çok yüksek bir orandır, maşaAllah.
MUHABİR: Peki, “Yeryüzünde olanların, çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah’ın yolundan şaşırtıp, saptırırlar. Onlar ancak zanna uyanlar ve onlar ancak, zan ve tahminle yalan söylerler.” En’am Suresi’nin açıklaması, 116. ayet.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: “Evrim teorisini savunanlar için de zanna uyanlar diyebilir miyiz?” diyor, sevgili izleyicimiz, Hakan Arda.
ADNAN OKTAR: Tabii ki zanna uyuyorlar, yani sorduğumuzda bir deliliniz var mı diyoruz. Delil yok diyor ama ilerde olabilir diyor. Tesadüfen ilerde delil olur mu? Tesadüf ne yapmış? Zaten inanmaz da kendisine diyoruz, yani bir kova plastik harf alalım diyoruz.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Atalım, milyonlarca kere atsak yere, saçsak hiçbir şekilde anlamlı bir şey oluşmaz. Yani bir kitap sayfası oluşmaz. Bir gazete sayfası oluşmaz; ki bir kromozomun yapısı gazete sayfası değil, bir devlet kütüphanesi kadar mükemmel. Yani devlet kütüphanesindeki bütün kitapların düzgün harfleri gibi düzgün ama tabii bir şaşılacak durum. Yani bir mucize olarak Allah, onlara onu inandırtıyor, kaderleri öyle. Onlar olmazsa, biz de böyle şeyler anlatamayız.
MUHABİR: Doğru. Peki efendim, geçen gün; yine bir izleyicimizin sorusu; “Geçen gün Doğan Hızlan, kendisinin de okuduğu bir çocuk kitabının tanıtımını köşesine yazmış,” köşesinde.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: “Biz kendisinden, önce sizin ‘Çocuklar Darwin Yalan Söyledi’ isimli kitabınıza bir göz gezdirmesini, ondan sonra da böyle işlere soyunmaması düşüncesindeyiz. Zaten çocuklar sayesinde gerçeği çok iyi algılıyorlar. Madem çok demokratlar, neden fosil sergilerini, yani delillerin sergilenmesini, çocukların sergileri gezmesini, neden var güçleriyle engellemeye çalışıyorlar?” demiş Murat Bey, İstanbul’dan.
ADNAN OKTAR: Çocuklar böyle, altı yedi yaşındaki çocuklar böyle keratalar, internette o kadar güzel büyüyorlar ki. Böyle küçük, o patileriyle pıtır pıtır, pıtır pıtır pıtır. Yani baş edebilecekleri gibi değil, internet onların başına çok büyük bela oldu. Bize büyük bir nimet oldu, onların başına bela oldu. Bir anda giriyorlar, fosilleri de görüyorlar. Her şeyi de görüyorlar, her şeyi de anlıyorlar. Yapacakları hiçbir şey yok şu an, sadece çırpınma tarzı, şov tarzı tavırlar göstertebilirler, o kadar.
MUHABİR: Peki tabii, çocuklar çok önemli. Çocuklarla ilgili muhakkak ilkokulda, ilköğretim çağında eğitimler veriliyor, çeşitli bilgiler aktarılıyor. Çocuklara yönelik tabii, sizin ailelere, valilere tavsiyeleriniz ne olacak. Nasıl yaklaşsınlar, çocuklarına ne gibi tavsiyelerde bulunsunlar.
ADNAN OKTAR: Çocukları üzmek, kızdırmak bence çok çok kötü, yani onlara derin bir şefkat ve sevgi göstertilmesi lazım.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Allah’ın en güzel tecellileridir onlar. Ama özellikle akıllarına saygı ve kişiliklerine saygı çok önemlidir. Çocukluğumuzda biliriz, mesela çocuklara eciş bücüş laflar eder, mesela o gucu gucu falan tarzı izahlar. Yani çocuk saygı ister ve kaale alındığını, ciddiye alındığını görmek ister, o zaman çok aklı başında ve oturaklı olur çocuk. Yani çocukların çılgınlık yapmasının nedeni, onları adam yerine koymamak yatıyor. Saygı duyulduğunda, çocuklara çok sevecen davranıldığında, onurlarına uygun böyle güzel davranıldığında çocuklar çok güzel ahlaklı ve çok sevecen olurlar. Allah korkusu, Allah sevgisi tabii, samimiyet en üstten bu verildiğinde, çocuklarda böyle güzel neticeler oluşur.
MUHABİR: Evet, yine bir diğer sorumuz, yine değerli izleyicimizden gelen; “Darwin, bir dostuna yazdığı mektubunda, bir türün diğerine değişimine dair hiç kayıt yok. Tek bir türün değiştiğini kanıtlayamayız, diye yazmış. Türlerin değişmediğinin farkında olmasına rağmen, bu konuda nasıl bir teori oluşturabiliyor. Ve bu kadar insan nasıl ona inanır, anlayamıyorum Hocam?” demiş. Tabii dostuna itiraf ediyor, belki ama aynı mantıkla devam ediyor, diyor. İzleyicimiz Kağan, İstanbul’dan Kağan Bey?
ADNAN OKTAR: Evet. Mason locası hadi bakalım deyince, o da inanmasa da, zaten hangisi inanarak bunu söylüyor ki?
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Yani şov tarzında, çünkü bir ateistlik var zeminde, ateistliğe bir mantık bulmak istiyorlar. Onu söylüyor adam, yani inançsızlıktan kaynaklanan bir zorlama, ama zorlamanın zorlaması bir teori mi diyeyim, teoriye de benzemeyen bir teori.
MUHABİR: Evet, “Bir Yaratılış Atlasını ve sizin sitenizi görene kadar, fosil diye bir şey bilmezdik. Bu kadar çok olduğunu da, bilmiyorduk. Evrimciler, bunları nasıl saklamaya cesaret ettiler ve buna kim izin verdi?” demiş izleyicimiz. “Dünyada korunan bir diktatörlük olduğuna dair yazılarınız var sitenizde, bu gerçekten böyle etkili bir diktatörlük mü?” İznik’ten, Şahlan Bey soruyor. Ya da Şahlan Hanım, tam olarak bilmiyorum? Diktatörlük, son dönemlerde de çok tartışılan bir konu, neler söyleyeceksiniz?
ADNAN OKTAR: Şimdi bir üniversitede, mesela Fransa’ya gitseniz, öğrencisiniz. Ben asistan olmak istiyorum, ama yaratılışa inanıyorum,
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Darwinizm’e inanmıyorum deseniz; mümkün değil, yani asla ve asla sizi asistan yapmazlar. Bakın hem bilim adamı olduğunu söylüyor, hem bilimin özgürlük gerektiğini söylüyor. Ben de diyorum ki, yani bu teori sahte, delilleri var. Ben bunu anlatmak istiyorum, anlatamaz. İşte bu bir diktatörlüktür, yani dayatma vardır. Bilim adamları hata yapmaz, nerde bulacağız bilim adamını, üniversitede bulacağız. Üniversiteye girebiliyor muyuz, hayır. Yaratılışı savunanlar giremez. O zaman sadece Darwinist bilim adamları, üniversiteye girecektir. Onlar da mutlaka doğru söyler, siz de bilimden anlamazsınız, diyorlar. O zaman, işte ateist olacaksın, yani Darwinist olacaksın başka bir yol yok. İşte bu, dayatmadır, bütün devletlerin resmi ideolojisi hale getirdiler. Yani dünyadaki devletlerin, %95’inin resmi ideolojisi Darwinizmdir. Böyle bir kitleme yaptılar, böyle bir kurnazlık yaptılar. Bilim adamları hata yapmaz diye.
MUHABİR: Çoğunluk mu getirdi, yani bu?
ADNAN OKTAR: Yani dayatma var. Mümkün değil yani, hiçbir yerde bir tane yaratılışı savunan bilim adamı bulamazsınız, üniversitelerde. Koymazlar, bırakmazlar mümkün değil. Yani mesela bir, resepsiyon verilse, bir Darwinist adamlar olsa, böyle çok saygın olur. Mesela geçenlerde çocuklar, bu Katoliklerin yaptığı toplantıya gitti. Bir soru sormaya kalktılar, hemen ellerinden mikrofon alındı. Kardeşim, hemen siz dışarıya. Ne zaman soru sorabilirsiniz biliyor musunuz? Ancak Darwinist olabilirse. Ama bunlar küçük, çok çok küçük bir azınlık haline düştüler. Bunu yaparak iyice küçüldüler ve gittikçe küçülüyorlar. Ama zamanında bütün dünyayı kaplamıştı bunlar, yani %95’ini kaplamıştı dünyanın neredeyse. Osmanlı bu yüzden yıkıldı zaten. Osmanlı aydınlarının büyük bölümü inandı bu Darwinistlere. Hegel’in, Markx’ın düşüncelerine inandılar. Halbuki tam bir safsataydı, daha yeni anladılar büyük bir oyuna geldiklerini. Yani, dünyada oyuna geldiklerini yeni anladılar, anlıyorlar böyle bir oyunun içine düştüklerini.
MUHABİR: Evet peki. “Değerli Hocam, evrim teorisinin tüm geçersizliğine rağmen, insanların büyük çoğunluğu tam 150 yıldır, bu teorinin varlığına inandılar. Adeta büyülenmiş gibiler, sanırım bunda evrimcilerin planlı bir şekilde, düzenli olarak ve hiç durmadan insanlara telkin edilmesi etkili olmuştur” diyor izleyicimiz. “Ta ki siz çıkıncaya kadar, siz de tam otuz yıldır, büyük bir sabırla, yılmadan evrim teorisinin bir aldatmaca olduğunu, bilimsel delillerle insanlara telkin ediyorsunuz. Ve büyük bir başarı ile galip geldiniz” demiş, Bülent Bey. “Bu konuda telkinin ne kadar önemli olduğunu bize göstermiş oldunuz. Bu başarının devam edebilmesi için bize tavsiyeleriniz ne olur, sizin gibi faydalı olabilmek için, bizim üzerimize düşen görev ne olmalıdır?” Evet, tabii burada Darwin teorisine, Darwinizm’e karşı yaratılışa inanan, ona inanmayan Darwin’e inanmayan vatandaşlar, insanlar da hani diyorlar ki biz ne yapabiliriz? Bu konuda elimizden gelen nedir? Nasıl bir katkı sağlayabiliriz?
ADNAN OKTAR: Mesela şu Celal hocanın, sözlerinin yanlışlıklarını ben www.HarunYahya.org’ta detaylı açıkladım. Mesela oraya girsinler, Celal hocanın bütün yanlışlarını görsünler. Böyle sohbetlerde, arkadaş çevrelerinde anlatsınlar, çok çok etkili bir yöntem bu, yani çok çok etkili. O kulaktan kulağa yayılır ve konu bambaşka bir şekil alır, çok olumlu bir netice alınır. Halkın bilinçlenmesi, böyle insanların cesaretlerini kırar. Yani halkın biliyor olduğunu anlarsa konuşamaz. Yani coşmalarının nedeni, halkın bilinçsiz olduğunu, bilgisinin az olduğunu düşünmelerinden kaynaklanıyor. Nitekim geçen toplantıda Cemal hocanın o kadar coşmasının nedeni o. Mesela diyor ki, o devirde oksijen yoktu diyor. Hiç kimse çıkıp da demedi, yani nerden çıkarttın bunu demedi. O devirde demir oksit kayaları var dağ şeklinde, yani o devre ait. Ayrıca hocam, peki oksijen yoksa o zaman ozon da olmaz. Ozon olmayınca güneş bütün canlıları, hepsini öldürür.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Buna ne diyorsunuz, demediler. Halbuki bir deseler adam felç olacak, orda bitecek konu. Bu tip cevapların hepsi orda var. Mesela oturdu, dinozorları ara fosil ilan etti; mükemmel hayvanlar yani eni boyu, adamların ondokuz metre, yirmi metre boyu var, otuz metre eni var.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Kemik yapısı, kas yapısı her şeyiyle mükemmel bir hayvan, nasıl ara fosil olur o?
MUHABİR: Evet, peki efendim yine o kadar çok soru var ki; “Darwin, yüz elli yıl önce Türlerin Kökeni kitabında, “eğer gerçekten türler, öbür türlerden yavaş gelişmelerle türemişse, neden sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz?”
ADNAN OKTAR: Rastlamıyoruz, evet.
MUHABİR: “Sayısız ara geçiş formu olmalı, fakat niçin yeryüzünün sayılamayacak kadar çok katmanında, gömülü olarak bulamıyoruz. Niçin her jeolojik yapı ve her tabaka, böyle bağlantılarla dolu değil. Belki de, bu benim teorime karşı ileri sürülecek, en büyük itiraz olacaktır.” gibi itiraflarda bulunmuştu diyor izleyicimiz, yine bu konuya değinmiş. Peki neden Darwin’in mirasçıları, Darwin bile bu gerçeği kabul ederken, hala ısrarla evrim teorisini savunuyor demiş Soner Bey. Samsun’dan.
ADNAN OKTAR: Adamın dediği doğru, çünkü trilyon hesabıyla ara geçiş formu olması gerekiyordu.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Mesela bakın yani şu tarz, böyle buna benzer ara geçiş formlarından, trilyon hesabıyla bulunması lazımdı, mesela kafatası, en azı böyle olması lazım, en azı ama. Mesela ikinci örnek olarak şöyle mesela şu tarz, iskeletler bulunması gerekiyordu. Ki bu en aza indirilmiş şekli, anlaşılması için. Çok çok daha karmaşık, çok daha patolojik, çok daha bozuk ve trilyonlarca bulunması lazımdı. Ara fosil diye buna derler. Mükemmel canlı; ara fosil olur mu? O, yaratılışın ispatı olmuş oluyor.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Mesela şu tarz, bulunanların hepsi çok düzgün ve mükemmel oluyor. Zaten Darwin de ondan yakınıyor, niye her şey bu kadar düzgün diyor.
MUHABİR: Peki efendim, tabii süremizin de sonuna geldik, ama yine bir soruya daha yer verelim. Yine daha evvel sorduğumuz bir soru; “TRT Avaz diye yeni bir kanalımız var ve tüm Türk Cumhuriyetlerine yayın yapıyor. Böyle bir kanal sizin elinizde olsaydı, nasıl yayınlar yapardınız? Daha önceden TRT Şeş, evrimi anlatmaya….” Evet sorduğumuz soru, cevap vermiştiniz buna. “Sonuçta Darwinistler Kürt kardeşlerimizi de aşağı ırk olarak görme gafletine düşüyorlar, Arapları da; sadece Türk ve zencileri de değil.” Metin Bey sormuş, Gaziantep’ten?
ADNAN OKTAR: Darwinizm’e karşı bütün millet uyandı, bütün dünya uyandı, artık bundan sonra bu oyunu yapamazlar. Türk-İslam Birliğinde de muazzam bir gelişme oldu. Özellikle bu ortak televizyon yayını muazzam bir olay, mesela Türk parlamentosu kuruldu.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Yirmisekiz Müslüman ülkenin girişimiyle İslam Ortak Pazarının kurulması için anlaşma yapıldı. Müslüman ülkeler arasında vergi indirimine gidilmesine karar verildi. Ahmedinejat geldi, Sünni bir imamın arkasında, Osmanlı camiinde namaz kıldı.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Türkiye, Kafkas ittifakının kurulmasının öncülüğünü yaptı. Afrika Birliği, İstanbul’da toplandı. Tarihi İpek Yolu’nun yeniden açılması için Gürcistan, Türkiye ve Azerbaycan’ın ittifakıyla Bakü, Tiflis, Kars demir yolu inşaatı başladı. İstanbul’da, Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenterler Asamblesi toplantısı yapıldı.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Türk Birliği için ilk adım olarak anlatıldı, yani bu açıklandı. Gürcistan, Türkiye sınır kapısının açılışı sırasında, Gürcistan Devlet Başkanı sınırların kaldırılmasını istediklerini söyledi. Sabaha kadar sayarım, o kadar çok güzel gelişme oldu.
MUHABİR: Evet. D8’i de önemsiyor musunuz, efendim?
ADNAN OKTAR: Efendim?
MUHABİR: D8?
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Onu da önemsiyorsunuz yani?
ADNAN OKTAR: Önemli, o bir parçası, bölümüdür. Evet.
MUHABİR: Yine buna benzer birçok konuda, açılımlar var.
ADNAN OKTAR: Çok fazla, tabii.
MUHABİR: Efendim, çok teşekkür ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ederim.
MUHABİR: Süremizin sonuna geldiğimizi söylüyor, arkadaşlarımız rejiden. Evet değerli izleyicilerimiz, tabii aynı zamanda o kadar çok soru var ki, soramadığımız sorular, gelen soruları da önümüzdeki programlarda yine sizlere sormaya gayret edeceğiz. İşte Miraç Yılmaz, Gönül Ceyhan, Yasemin Kucak, Selim Sabancı, Altan Turan, Gamze Merve Eraslan, Yiğit Atılgan Kızılay Ankara, Mustafa Canıkış, Hilal Sözbilici ve daha niceleri. Önümüzdeki programda, yine fırsat bulduğumuz müddetçe sizlerin sorularına da yer vermeye devam edeceğiz. Sizler, ahirzamansohbetleri@hotmail.com’dan sorularınızı, kafanıza takılan herhangi bir soruyu sorabilirsiniz. Efendim bir kez daha çok teşekkür ediyorum.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ederim, çok sağolun.
MUHABİR: Programımıza katıldığınız için,
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Sağolun efendim. Evet sevgili seyirciler haftanın konuğunda, Sayın Adnan Oktar’la baş başa, yine güzel bir sohbet gerçekleştirdik. Önümüzdeki hafta, yine gündeme ilişkin gelişmeler ve yine önemli konular hakkında görüşlerini alacağız. Tekrar birlikte olmak dileğiyle, İstanbul’dan mutlu akşamlar. Hoşçakalın efendim.
28 Mart 2009
|