MUHABİR: Şimdi Adnan Bey, gelmeden önce iki gün boyunca internette sizinle yapılan röportajların tamamına yakınını seyrettim. Çıkan haberleri de taradım. Aslında size sorulmayan, sorulmamış bir soru yok, var. Yani bu soruların dışında ben bir şeyler sormak istiyorum. İki gündür de biz internet sitesinde bir duyuru yayınladık, dedik ki, Adnan, Adnan Oktar Beyefendi’ye siz bizim yerimizde olsanız ne sorardınız dedik. Onunla ilgili şu anda da yayında bakarsanız yani yüzlerce soru geldi. Yüzlerce soru geldi ama hiç sizin daha önce hiç bir programda cevaplamadığınız bir soru gelmedi. Müsade ederseniz, sizin her programda tekrarladığınız çok altını çizdiğiniz konuların biraz dışına çıkalım. Müsade eder misiniz?
ADNAN OKTAR: Çok güzel olur, çok güzel olur. İnşaAllah
MUHABİR: Çünkü siz bir tefekkür ve yazar olarak tanınıyorsunuz. Çeşitli temel konularla da ilgili fikirlerinizi herkes biliyor. Adeta ezberlemiş durumda, gelen yorumlara baktığım zaman, çok da büyük bir seven kitleniz var.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
MUHABİR: Şimdi isterseniz biraz onun dışına çıkalım bu sefer.
ADNAN OKTAR: Çok iyi olur.
MUHABİR: O röportajlarda veya yazılarda benim hep rastladığım şey, sizin Güzel Sanatlar Fakültesinde Mimar Sinan’da işte resim öğrenimi görmenizden başlıyor, sizinle ilgili bilgiler. Daha öncesine gidelim. Adnan Hoca veya Adnan Oktar olmadan önce, Adnan bölümüne bakalım. Çocukluğunuz nasıl geçti? Nerede geçti? Nasıl bir anne baba sahibiydiniz? Eğitiminizin o safhasına gelene kadar hangi aşamalardan geçtiniz? Şu gün, bugünkü hayata bakışınıza muhakkak etki edecek o dönemde yer alan bir takım olaylar vardır. Bunlardan çok özel olmayan bir tanesini bizimle paylaşırsanız biz de değişik bir bilgi sunmuş oluruz.
ADNAN OKTAR: Evet, benim gençliğim tam anarşi, terör dönemiydi. Allah’ın bir hikmeti. Ben de o tip düşünceleri, felsefeleri çok iyi araştıran, inceleyen insandım. MHP’nin ülkü ocaklarının bütün kongrelerine giderdim. Türkiye İşçi Partisi’nin kongrelerine giderdim. TSİP’in kongrelerine giderdim. Açıkta yapılan, toplantılara, mitinglere giderdim. Hemen hemen hiç birini bırakmazdım. Bir olay olduğunda da olayın yerine gider, bakardım yani ne oluyor, ne bitiyor gibisinden. Mesela, bir gün Siyasal’dan geçerken, otobüsle giderken, yoğun bir taş yağmuru oldu, biz geçtikten sonra, meğer bir çatışma varmış orada Siyasal’da, ben otobüsten indim. Olay yerine geldim. Hakikaten olay bir hayli ilerlemişti ben geldiğimde, toplum polisi gelmişti. Aşağı yukarı yumruk büyüklüğünde taş atıyorlardı polise, ben buna müthiş şaşırmıştım. Çünkü öldürücü darbe meydana getirir yumruk büyüklüğünde taş, yani bu herhangi masum bir hareket değil, çok büyük bir olaydır bu. Yani, ha kurşun sıkmakla hiç bir farkı yok bunun, çok büyük bir olay. Böyle sarı yüzlü idi o zamanki Marksistler genellikle, böyle oksit sarı niyeyse bilemiyorum.
MUHABİR: Giydiği parkaların yüzünden olabilir mi?
ADNAN OKTAR: Bilmiyorum yani, yani sinirden herhalde, gerginlikten anladığım kadarıyla o da olabilir ya bakımsızlıktan, böyle çok sinirli tiplerdi genellikle, bıyıkları ağızlarına girerdi şöyle içeri doğru katlanırdı. Bakar bakmaz anlaşılırdı o zaman. Ülkücüler de Yavuz Sultan Selim gibi bıyık bırakırlardı. Ama bayağı haşmetli oluyordu kulak altlarına kadar. Bizim evimiz Seyran Bağları’ndaydı 96’larda, 96’ların başlangıcındaydı. Orası Ülkücülerin kontrolündeydi boydan boya yukarıya kadar. Bir tek Sivas Öğrenci Yurdu Ülkücülerin kontrolünde değildi. Bir gün ben amcamlara giderken, oradan geçmem gerekiyordu. Onların daha yukarıdaydı, Küçükesat’ta idi evleri. Ben geçeceğim vakit, ışıkları söndürüldü o bölgenin, olduğu gibi. Tavanın üst kısmına çökmüşler gençler, Ülkücüler, Türkiye büyüsün, Turan olsun, düşman ülkesi yıkılsın, viran olsun diye bağırıyorlar. Birisi öyle bir bağırıyor, tekrar ediyorlar. Aynı şeyi söylüyor, yine tekrar ediyorlardı. Benim çok hoşuma gitmişti bu söz, fakat ben sadece alelade bir çatışma zannettim yani öyle bağıracaklar olay yatışacak zannettim. Ertesi gün döndüğümde, Sivas öğrenci yurdunun cam kısmında kocaman böyle bir bozkurt resmi vardı. Orada da böyle hafif hafif bir mehter sesi geliyordu içeriden. Hem komiğime de gitti, biraz hoşuma da gitti tabi, ama ben tabi şiddete her zaman karşıyım onu söyleyeyim o tarz bir şey istemem tabi. İlginç olaylar çoktur bende, anlatabilirim buna benzer.
MUHABİR: Peki şimdi gözlemliyorsunuz hem sol grupların konferanslarına, sohbetlerine gidiyorsunuz, hem sağ grupların gidiyorsunuz. Bunların herhangi birinin içinde fiilen oldunuz mu? Sadece yoksa gözlemci miydiniz?
ADNAN OKTAR: Hep gözlemciydim. Ama Ülkücüler benim biraz kendilerine menyal fakat biraz da sola eğilimli olduğum fakat dindar olduğum kanaatindeydi. Ama çok saygı duyuyorlardı bana yani bizim okulda böyle solcu olup da, tardedilmeyen insan çok nadirdir yani çok çok nadirdir. Biraz yani rahatsız ediyorlardı o zamanlar ama onlar da onları rahatsız ediyorlardı. Öyle bir çatışma ortamı vardı. Ben çünkü gözümün önünde orada bir Ülkücü dövdüler. Ankara’da kız lisesinin önünde dövdüler, yani direk öldürme amaçlı dövdüler benim gördüğüm, 4-5 kişi dövdü. Yani tekme ile dövdüler, yani normal bir insan oradan sağ çıkmaz öyle bir dövme ben öyle bir şey görmedim ömrümde yani, çok acımasızdı yani çok çok acımasızdılar. Bir kere de yine bizim okulun yanında yurt vardı üstünde, oraya bir saldırı vardı. Komünistlerin saldırısı vardı. Bir genç onları sürekli tutuyor ama usulen tuttuğu belli, Ülkücüler de inşaat tahtaları almışlardı ellerine kocaman onlar da oradan aşağıya doğru gelmişlerdi. İki taraf da birbirine pek yaklaşmak istemiyor işin doğrusu, görülüyordu anlaşılıyordu, ama yine orada da mesela şu an bile gözümün önünde mesela sapsarıydı yüzleri o solcu çocukların, yani o niyeyse öyle mesela şu an solcuların öyle değil suratları,
MUHABİR: Daha bakımlı, daha iyi besleniyorlar şimdi, inşaat işlerinden beslendikleri için daha mutlular.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Peki biraz daha öncesine gidelim. Şimdi sizin siyasete, felsefeye, sosyolojiye merakınız sonrasında tabi bu gözlemleri yapıyorsunuz. Peki sizde bu merak ne zaman uyandı hatırlayabiliyor musunuz? Mesela ailenizde böyle bir hani bilim üzerine, felsefe üzerine, sosyal düşünce üzerine?
ADNAN OKTAR: Yok, yok babam Cuma namazlarına giderdi. Kendi halinde klasik Çerkezdi böyle yani tarihten hoşlanırdı babam, böyle, şiirler söylerdi. İşte dök fevzi beyanını kalbi saf millete gibisine böyle hiç duymadığım şiirler, bu Karadeniz marşını söylerdi. Yani müthiş bir tarih bilgisi vardı hayret ediyordum yani.
MUHABİR: Ama sizde bunu uyandıran bir şey olması lazım, birdenbire bu ilgi nasıl uyandı, nereden kaynaklandı?
ADNAN OKTAR: Ben çok vicdanlıydım. Yani çocukluğumdan itibaren çok vicdanlıydım. Haksızlığa karşı sürekli mücadele ederdim. Anneanneme en şefkatli bendim torunlarının içinde, dedeme en şefkatli bendim. Anneannemle dedem hep bizde kalmak isterdi o yüzden, beni çok severlerdi. Ben sezdirmeden insanlara iyilik yapardım yani zorda bırakmamaya özen gösterirdim yani çok itina ederdim. Hatta en küçük yaşta iken bile, mesela annem zorlanmasın diye mesela beni kucağına almak istediğinde ben kabul etmezdim hiçbir zaman için kabul etmedim. Hep yürüyerek giderdim küçük çocukken bile. Ama o yıllarda yani ilkokulda, ortaokulda bu savaşlar, büyük dünya savaşları, ihtilaller bana hep karanlık geldi. Çok anormal geliyordu. Darwinizm bir, bir de o. Yani organize edilmeden yapılacak bir işe benzemiyor bu; dünya çapında büyük bir savaş yani ne demek bu yani bunu Hasan Efendi, Mehmet Efendi bunu yapamaz. Halkın yapacağı bir şey değil bu, mutlaka bunun arkasında güçlü bir devlet vardır diye düşünüyordum. Nitekim tam tahmin ettiğim gibi çıktı olay, mesela Darwinizm’in sahte olduğunu düşündüm yalan olduğunu düşündüm. Hiçbir zaman da inanmadım. Araştırdıkça araştırdıkça, sahteliğini ortaya koydum. Mesela ben akademideyken, kütüphanede kendim araştırıyordum o zaman, akademinin kütüphanesi vardı. Darwinizm ile ilgili eserler vardı, Darwinizm’i savunan. Ben o eserlerden Darwinizm’in olmadığına dair bilgiler elde ediyordum araştırarak, yani fotokopiler çekiyordum. Mesela fosiller koymuşlar, ama fosil olduğu gibi duruyor hiçbir değişikliğe uğramamış, onu akledemiyorlar yani aleyhte kullanılacağını tahmin edememişler onu olduğu gibi koymuşlar. Hatta ben Hilmi Yavuz’la; bizim hocamızdı Hilmi Yavuz, şair Hilmi Yavuz biliyorsunuz; derste Darwinizm’i de alenen savunurdu. Yani nezaketiyle anlatırdı, yani Marksist felsefeyi de nezaketiyle anlatırdı yani ders gibi ama gereğini de yapardı. Ben ona bir gün kendi odasına gittim. Darwinizm’in aleyhine yazılmış küçük bir kitapçık vardı o zamanlar, hocam dedim bu kitabı bana bir eleştirip getirebilir misiniz dedim yani rica etsem mümkün mü dedim. O da tamam okuyayım dedi. Ben çok ısrarlı takip ettim, hemen hemen her hafta soruyordum hocam okudunuz mu, okudunuz mu. En sonunda okudum dedi, başını sallayıp, o piposu vardır meşhur, piposundan şöyle bir çekti, okudum dedi. Ama zaten okuduğunda ikinci bir yol olmayacağı anlaşılan bir eserdi yani mümkün değil ondan sonra Darwinizm’i savunması. Ben onu ayrıca bir de okulun çıkışında bekledim, cümle kapısında bekledim. Orada onunla karşılaştım. Hocam dedim, yeni fosiller var, yeni izahlar var onları da göstereyim dedim, anormal sinirlendi.
MUHABİR: Bu ilk karşı atak mıydı? Darwinistlere karşı...
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Peki Darwinizm şey mi bir dinsizleştirme projesi mi? Allah’tan dinden uzaklaştırma projesi mi? Çünkü bilimsel bir veri olarak ortaya çıkıyor ama sonuçta bir şey söylüyor.
ADNAN OKTAR: Tabi. İşin garip yanı da bunun dindar bir çok alim bunun farkına varamamış, bir çok Müslüman farkına varamamış. Dünya tarihinde gelmiş geçmiş en büyük oyundur insanlığa yapılmış ve şeytanın insanlarla en büyük alayıdır. Yani bu kadar boş, bu kadar safsata olduğu alenen belli olan, bu kadar delilsiz, bu kadar yalana dayalı bir teoriye inanmaları çok çok şaşırtıcı, bir mucize bu. Bunun hiçbir açıklaması yok.
MUHABİR: Geçen İngiltere’de, geçen ay bir araştırma yapılmış, İngiltere’de halen insanların %27 si yani anket yapılan deneklerin %27’sinin insanın maymun soyundan geldiğine inandığı ortaya çıkmış. Halen 21.yy’da, 22.yy’da dünyada, dünyanın büyük bir kesiminde insanların dini yeniden keşfetmesi paralelinde İngiltere’deki bu durumun böyle ortaya çıkmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu Darwinistlerin bir başarısı mı? Yoksa insan ırkının başarısızlığı mı?
ADNAN OKTAR: %27’nin kaynağı şunlar, bir, Masonlar, organize olmuş Masonlar yani oy verenler oraya gereken mesajı gönderenler, Komünistler, Ateist Siyonistler, Satanistler ve Anarşistler ve terör grupları. Bunlar herhalde o kadar çıkar artık %27 rahat, bir de bir kişinin 5 kere, 6 kere, 10 kere gönderdiğini düşünürsek.
MUHABİR: O zaman durum daha fena yani, eğer %27’lik bir şeyi gösterebiliyorlarsa durumunuz daha kötü, üstelik o araştırmanın bir de Türkiye ayağı var. Türkiye’de de hatırı sayılır bir oran çıkıyor % 12 çıkıyor. Aynı araştırma, aynı şey işlem Türkiye’de yapıldığında.
ADNAN OKTAR: Bunlar şöyle yapıyorlar bakın, demin söyledim ona tam açıklık getirmemiş olabilirim. Yani bir kişi defalarca gönderiyor. Yani bunların gerçek oyu en fazla %3’tür. Yani %2 veya %3; ama tabi o kadar artık Mason ve Masonların etkilediği insan çıkacaktır. O kadar Komünist de çıkar, o kadar terörist de çıkar yani %2-3 çok makul bir sayı.
MUHABİR: Peki biz hala bunu konuşuyoruz. Çıktı diye konuşuyoruz. Konuşturmak onların başarısı, şu anda bile bunu konuşmamız onların bir başarısı, bunu da ağırlıklı olarak medya ile yapıyorlar. Medyada bu kadar hakimler mi? Oradan sizin şu medya baronuna geleceğiz.
ADNAN OKTAR: Baron’un konusu o zaten.
MUHABİR: Bu kadar hakimler mi?
ADNAN OKTAR: Tabi ki, yani Baron’u Avrupa destekliyor. Amerika’daki Siyonistler de Masonlar da destekliyor. Bir kere Masonların baş tacı ve Baron yüksek dereceli bir Mason. Gariban olduğu halde; yani kırsal kesim, köy kesimi benim başımın tacıdır, oradan arifler çıkar, ne muhterem insanlar çıkar. Fakat oranın mazlumu ve mütevaziliği yok üstünde yani başımıza böyle ekabir, enaniyetli, azgın bir mahluk olarak çöreklendi Türk milletinin başına ve muazzam hortumladı milleti, yani milletin kanını iliğini sömürdü adeta, söktü attı böyle. Yalnız çok yaman, etrafındaki yancıları ve yamakları çok kurt insanlar. Ama bu tabi sırf bunun bu ekiple yaptığı bir şey değil bu, buna aynı zamanda uzman olan Ateist Siyonistler de danışmanlık yapıyorlar. Yani ateist Siyonistlerin gösterttiği böyle 10 yıllık, 5 yıllık planlar oluyor. Bu tip tipleri geliştirmek için, onlar da ona titizlikle uyuyorlar. Mesela halkı ters yönde nasıl provake edebiliriz, bunu çok iyi biliyor. Mesela halkın manevi değerlerine nasıl sinsice ve yavaş yavaş, alttan alttan vurulur çok iyi biliyor. Mesela hiç sarsmadan, itinalı vuruşlar yapıyor. Mesela Darwinizm ile ilgili hangi dozda ve hangi aralıklarla çıkacak, çok iyi planlanmış ve muntazam buna böyle davul tokmağa vurur gibi ara ara böyle hafif hafif vuruyor.
MUHABİR: Küçük küçük rötuşlar yapıyor.
ADNAN OKTAR: Ve bu şekilde devam ediyor. Ama cahil, cüheylada da etkisi oluyordur aslında, etkiliyor. Buna yatkın böyle ekabirler var. Bu kafaya yatkın, mesela sol kesimden, PKK’dan, Komünistlerden, Masonlardan, ‘ne kadar güzel söylemiş’ diyenler var. O oylar işte söylediğiniz oylar onların katlamalı oyları yani defalarca tıklamayla elde edilen oyları olmuş oluyor.
MUHABİR: Peki Baron’un sonu geldi mi?
ADNAN OKTAR: Baron yani şu son...
MUHABİR: Dikkati, dikkati mi çekildi yoksa hani finalin başlangıcına mı geldi?
ADNAN OKTAR: Baron’un bence defteri kapanacak öyle inanıyorum.
MUHABİR: Dikkati mi çekildi finale mi geldi?
ADNAN OKTAR: Ama helal olsun devletime, helal olsun milletime, Allah onlardan razı olsun, ellerine sağlık, tabi ki yani hukuk ölçüleri içerisinde, kanun ölçüleri içerisinde ipinin çekileceği görülüyor. Yani yolun sonuna geldi, duvara tosladı, görülüyor inşaAllah.
MUHABİR: Evet, yaygaranın sebebi, son altı ay yaygaranın sebebi de belli oldu. Siz kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Allah’ın herhangi bir kulu, Allah’ın bir naciz kulu.
MUHABİR: Tebrik ederim çok mütevazisiniz ama bu, bu sizi tanımlamıyor. Mesela bir düşünce adamı mısınız? Kendinizin yazar olarak tanımlanmasından mı daha hoşlanırsınız?
ADNAN OKTAR: Yazarım tabi, yazarım, araştırmacı yazarım tabi ki evet.
MUHABİR: Peki kendinize bir din adamı diyebilir misiniz?
ADNAN OKTAR: Müslümanım, yani samimi bir Müslüman
MUHABİR: Peki din bilgini diyebilir misiniz daha doğrusu?
ADNAN OKTAR: Hayır, hayır öyle bir şeyim yok yani öyle bir özelliğim yok.
MUHABİR: Size çok yakıştırıyorlar veyahut da gelen yorumlar arasında, gelen sorular arasında hep sizin Mehdi konuşmanıza işaretler var. Mehdi ile ilgili söylediklerinize işaretler var. Aslında çok açık söyleyeyim, bundan da ben çok mutlu olmadım. Çünkü gelen mesajlar fanatizme doğru giden mesajlar, her konuyla ilgili son derece dengeli ve ölçülü olunmasının gerektiğini tavsiye eden bir insanla ilgili böyle bir fanatizmin doğmuş olması da çok mutlu etmedi beni.
ADNAN OKTAR: Mehdilik Fanatizm değildir, bir gerçektir ama.
MUHABİR: Mehdilikten bahsetmiyorum. Sizin söylediğiniz bir takım ifadelerinizin dönüp sizin şahsınızda şekillendirilmesi çabasından.
ADNAN OKTAR: Yok hiç bir mahsuru yok onun, yani ziyade hüsn-ü zan diyor Said Nursi her zaman olmuştur diyor. Ve zarar vermez hatta ben ilişmezdim diyor Said Nursi, ilişmezdim. Mesela Mehdi diye Said Nursi’nin bütün talebeleri bu tarzda bir hüsn-ü zanları var. İmam Rabbani’ye de böyle hüsn-ü zan olmuştur. Abdülkadir Geylani’ye olmuştur. Muhammed Raşit Hazretlerine olmuştur yani insanlar sevdiklerini veli görürler, evliya olarak görebilirler, üstün makamlarda olabileceğini ümit ederler. Bu dua mahiyetindedir. Bu her devirde olur, bana da olur. Yani mühim olan benim böyle bir iddiada bulunuyor olmamamdır yani burada deliller var, hadisler var, biz bunları ortaya koyarız.
MUHABİR: Zaten siz de kendiniz de söylüyorsunuz yani herhangi bir şekilde bu pozisyonda olan veya bu mertebede olan birisi kendisini bu şekilde tanımlamaz nitelendirmez diye.
ADNAN OKTAR: Yani mümkün değil, mutlaka çünkü Allah’tan korkacaktır. Ümit ve korku arasında olacaktır yani cennete de gidebilir, cehenneme de gidebilir. Cehenneme de gidebilirim dediğine göre, Mehdilik ihtimali, iddiası olamaz demektir, olamaz. Ama İslam alemine mutlaka, Türklük alemine bir lider,bir doğal lider Allah gönderecek yani bu millet böyle sürekli başsız kalmayacak. Yani onları canlandıran, onlara şevk veren, onlara heyecan veren her devirde olmuştur bu, bu devirde de olmuştur. Nasıl Mustafa Kemal gelmiştir, birden ortalığı canlandırmıştır değil mi? O da bir nevi Mehdi’dir yani o anlamda bir nevi Mehdi’dir. Bu devrinde bir anlamda bir Mehdi’si çıkacaktır, bir önderi çıkacaktır. Türklük alemini birleştirecektir. O güçle de İslam alemini de birleştirip Türk İslam aleminin bu acılarına, ızdıraplarına bir son verecektir. Yani bunlar böyle resmiyetle, resmi toplantılarla, soğuk üsluplarla olacak şeyler değildir. Bunlar aşkla, muhabbetle, coşkuyla, deli aşık ruhuyla olacak şeylerdir. Bunlar delilik ister, heyecan ister, şevk ister, gözü karalık ister. İnce ince hesap ediyor, diyorum mesela Türk alemi birleşecek, Amerika ne der diyor, şimdi Amerika’nın yani gücü belirli, Allah’ın kontrolünde olan bir ülke, ne diyecek, dese ne olur, dese de Allah’ın dediğini diyecektir en fazla, kardeşim sen bu kadar korkuyorsan yani yaşamın anlamı ne o zaman, yani seni gelir evinde de boğar bu adamlar o zaman yani, kabul ediyor adam geliyorlar kapıyı açıyor mesela, İsrail’de Ateist Siyonistler, çocukların suratına sıkıyorlar kurşunu habire buradan da diyorlar ki adamlar biz keşke oraya doktor olarak gidebilsek, ilk yardım malzemeleri göndersek, kardeşim sen doktor olarak gideceğine, ilk yardım malzemesi göndereceğine, bunu engelleyecek gücü oluştursana, Türk Birliği’ni oluştursana. Dev bir panteri düşünün, önünde küçücük bir böcek ne kadar gücü kalır. Bir böceğin ne zararı olabilir ama şu an tepip deviriyor işte bu böcek ortalığı.
MUHABİR: Peki son altı aylık gelişmeye bakarsanız dünyada, Türkiye biraz daha fazla hem Arap-İslam dünyasıyla hem Türki Cumhuriyetlerle o ifadeden de çok hoşlanmam. Türk Cumhuriyetleriyle ben onlara Türk Cumhuriyeti diyorum, Türki demek yani çok boş bir şey olabildiği kadar yakınlaşmaya başladı. Bu rahmetli Özal’ın Türk Birliği projesinin ta o zamanki dönemde belli bir yerde tıkanıp bugün tekrar gündeme gelmesi mi yoksa zaten olması gereken bir şey mi, yani bir projenin devamı mı, bir çalışmanın devamı mı yoksa bugün yeniden mi keşfediliyoruz?
ADNAN OKTAR: Bakın Türk-İslam Birliği için yaklaşık yüz yıldan beri uğraşılır. Ama başarılı olunamamıştır. Neden başarılı olunamamıştır? Çünkü onun bir zamanı var, ve vakti merhunu var, o vakit yeni geldi. Allah’ın kaderde takdir ettiği vakit var. Yani insanlar Allah’ın gücünü bir kenara koyuyorlar. Kendileri bir şey yapacak zannediyorlar. Allah hiçbir şey yapamayacaklarını onlara göstertiyor. Hiçbir şey yapamazlar, yani toplantılar yapmakla, konferanslar yapmakla, büyük bilimsel araştırmalar yapmakla hiçbir yere varılmaz. Bu iş aşk işidir, Allah’a gönülden bağlanma işidir. Allah’tan bu güzelliği aşkla istemeyle ilgilidir. Bunun vakti gelmiştir. Bunun görevlisi de Türkiye’dir. Önce Ermenistan, Azerbaycan, Suriye ve Irak’tan başlamak üzere, bir sınır kapılarının açılması operasyonu yapılacak. Bu ilk adımdır, bunun arkasından çorap söküğü gibi bu gelişmeler olacaktır. Ama bunlar resmi toplantılarla, sert açıklamalarla, sevgisizlikle, materyalist izahlarla değil, aşkla, muhabbetle olacaktır. Bu aynı zamanda Mehdilik çağıdır. Mehdilik çağının da başlangıcıdır. Hz. İsa’nın nuzulü ve Mehdi’nin zuhuru devriyle ilgilidir bunlar. Tabi insanların bir kısmı buna ters gözle bakabilir. Soldan da sağdan da bir çok insan bunu garip karşılayabilir ama ben de diyorum ki tarihi bekleyelim hep beraber, eğer dediğim gibi çıkmazsa bana ne söylüyorlarsa söylesinler. Türk-İslam Birliği oluşacak, Mehdi de çıkacak, Hz. İsa’nın nuzulü de olacak.
MUHABİR: Deccal geldi mi?
ADNAN OKTAR: Deccal’e daha var. Mesih Deccal’in gelişine var. O Darwinizm’in tamamen yıkılmasından sonra Deccal ortaya çıkacak. Materyalist Darwinistler, ateistler yeni bir çözüm arayacaklar. Bu sefer de din adına Allah’sızlığı ortaya atacaklar. Yani haşa Allah diye bir şahsı ortaya çıkaracaklar. Nasıl daha önce Darwin’i ortaya çıkarttılar Darwinistler, Masonlar, nasıl milletin önüne bunu sundular yine aynı şeyi yine yapacaklar. Fakat bu sefer Masonların sunduğu Allah adına Allah’sızlık iddiasıyla ortaya çıkan bir şahıs olacak.
MUHABİR: Peki Cenab-ı Allah’ın size bu hayat için verdiği görevin ne olduğunu düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Ben Kuran’a tam tabi olmakla mükellefim, Allah’ın rızasını aramak, Allah’ın rızasının en çoğunu aramakla mükellefim, gece gündüz ben buna riayetle mükellefim. Bunu yaparken önce bir Müslüman tebliğ yaparken, dini yayarken, putları yıkmakla mükelleftir. Bu asrın en önemli putu Darwinizm’dir. Yani, Şaman dini olan, bir Pagan dini olan Darwinizm bunun ortadan kaldırılması. Biz bunu ortadan kaldırmaya bütün gücümüzle gayret ediyoruz şu an ve hakikaten de Allah’a çok şükür, Fransa’da da İngiltere’de de, Avrupa’da da çok mükemmel netice aldık. Neticeler ortada gidenler gitsinler araştırma yapsınlar, daha önce %70’lerdeydi Darwinizm’e inananların sayısı, biz bu sayıyı tam tersine çevirdik. Darwinizm’e inanç şu an kayboldu. İnanmayanlar %80, inananlar çok az %25- %10 hatta Türkiye’de de %5-6 gibidir, çok çok azdır. Bu da Allah’a çok şükür bizim ısrarlı ve kararlı yaptığımız mücadelenin sonucudur. Yani bu putu ortadan kaldırma yönünde gayretli bir çalışmamız var. Bunun dışında iman hakikatleri anlatmak, insanların imanlarını güçlendirmek, ateizme, komünizme karşı, kapitalizme karşı güçlü bir mücadele vermek, bunda da çok başarılı olduk Allah’a çok şükür, milletimizde dikkat ederseniz, çok güçlü bir dine dönüş, İslam’a sarılma var. Bu durduk yere olmadı. Yani bu konuda Anadolu’yu biz Allah’a çok şükür kardeşlerimizle karış karış gezdik. Her yerde konferanslar yaptık, kitaplar dağıttı arkadaşlarımız. Can siperhane bir çalışma yaptı. İnternet sitemiz yine öyle, dünya çapında bir site, nereye girseniz bizimle karşılaşırsınız internette maşaAllah, tabi bu da büyük bir başarı oldu. Büyük bir netice olmuş oldu. Müslümanın tek amacı Allah’ın rızasıdır. Allah’ın rızasını kazanabilirsek tamamdır inşaAllah
MUHABİR: İnşaAllah. Şimdi internetten bahsettiniz, internetin siz de öneminin farkındasınız.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Gücünü önemsiyorsunuz. İnternette sizinle ilgili en çok şikayet konusu olan, tabi sadece sizinle ilgili değil, Bilim Araştırma Vakfı ve sizin adınızın geçtiği bir takım internet sitelerinde yer alan olumsuz yorumların ve haberlerin neticesinde dünyaca ünlü önemli veyahut da Türkiye’de çok etkin bazı internet sitelerinin mahkeme kararıyla kapatılma konusu, en fazla eleştiri aldığınız konu bu. Tabi siz çok haklısınız, kendinize bir aslı astarı olmayan eleştiri veya hakaret noktasında bir şey söylediği zaman buna hukuki olarak müdahale etmekte son derece haklısınız. Ama Türkiye’de bir internet hukukunun oluşmamasından dolayı o sistem komple cezalandırılıyor. Sizin arzunuz sistemin komple cezalandırılması mı yoksa bu tip hakaretlerin veyahut da olumsuz ifadelerin ortadan kalkması mı veya kontrole tabi olması mı?
ADNAN OKTAR: Tabi ki ben özgürlük taraftarıyım. Düşünce özgürlüğü taraftarıyım. Demokrasiden yanayım, herkesin fikirlerini açık açık ifade etmesinden yanayım. Böyle düşünen bir insan bir fikrin komple durdurulmasını istemez tabi ki. Ama biz diyoruz ki bu evin içinde bize hakaret ediliyor. Mahkeme de diyor ki, bu evin kapısını kapatacağız. Tamam yani ne yapabilirsin kanunlar öyle biz de ona uyacağız.
MUHABİR: Tabi yarın öbür gün herhangi bir şekilde bu internet hukuku denilen şey Türkiye’de layıkıyla işlemeye başladığı zaman sadece ilgili sayfanın veya ilgili yorumcunun cezalandırılması...
ADNAN OKTAR: Tabi ki
MUHABİR: Bunun beraberinde de o yorumu onaylayan internet sitesinin veyahut da işte o blog herhangi yapının sorumlusunun cezalandırılması gündeme gelecek, o zaman da herhalde sizinle ilgili bu eleştiriler rafa kalkacak.
ADNAN OKTAR: Pek tabi ki
MUHABİR: Onu da şimdi özellikle bunu sordum ki, o noktayı bir açıklık getirmek lazım, sizin sansürcü bir insan veya sansürcü bir zihniyete mensup olmadığınızı ifade etmek gerekiyor.
ADNAN OKTAR: Hayır, hayır, hayır ben yani, komünisti de, faşisti de, Masonu da, ateisti de istediği gibi konuşsun. Fakat saygısızlık yapmayacaklar, terbiyesizlik yapmayacaklar, hakaret olmayacak. Tam bir fikir özgürlüğü olsun. Öbür türlü münafık sistem olur.
MUHABİR: Evet. Obama neyi değiştirir bizimle ilgili? Bizi ne ilgilendirir diyelim?
ADNAN OKTAR: Obama, bakın derin dünya devleti, liderleri böyle bir kutunun içine koyar. Sıralı liderler vardır. Bir, iki, üç, dört, beş, altı diye önce biri ortaya koyar. Bire yaptıracaklarını yaptırır. Ortalığın sakinleşmesi gerektiğinde, ikiyi ortaya koyar. İki gerekeni yapar. İki hafiftir genelinde, sonra üçü şiddet yanlısı olarak, üçü koyar. Yine o şiddetin tazyiği ortadan kalksın diye yeniden dördü sakin mizaçlı birisi olarak ortaya koyar. Öyle bir sistem vardır. Obama çok çok daha önceden hazır liderdi.
MUHABİR: Yani dünyanın gazını almaya dönük bir lider
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi sakinleştirici bir lider hakikaten dünyayı da sakinleştirdi. Daha mutedil hale getirdi. Amerikan düşmanlığı yatışmaya başladı. Yatışır da zaten, daha da yatışacaktır. Ama ben zaten karşıyım, yani Amerikan halkına düşmanlığı ben kabul etmem. Ben Amerikalıları seviyorum. Bayağı sempatik adamlar. Ben Amerika’daki ateist Siyonistlere oradaki gizli derin devlete karşıyım. Benim hesabım onlarla yani Masonlarla ve ateist Siyonistlerle, yani başka bir konu yok.
MUHABİR: Şimdi Obama’nın belki de seçilme noktasını şöyle değerlendirebilir miyiz? Sizin fikrinizi almak istiyorum. Son zamanlarda Amerika’nın özellikle büyük eyaletlerinde, büyük şehirlerinin kenar bölgelerinde siyahi hareketlenme çok fazla oldu. Şiddet eylemleri tırmanmaya başladı. Hala Amerika’da üstü kapalı olarak devam eden ırkçılığa bir tepki olarak siyahlar da artık şiddete şiddet modelinde hareket etmeye başladı. Belki de onları biraz da sakinleştirmek için olabilir mi? Hem dışarıyı, hem içeriyi bunun bir etkisi var mıdır? Üstelik de orada Müslüman motifi var Obama ile ilgili hani o soru işaretinin bilinçli olarak koyulduğunu düşünüyorum oraya. En azından İslam dünyasında da veyahut da İslami kesimde de sempati yaratması açısından, Obama Müslüman mı sizce?
ADNAN OKTAR: Obama bence tam ortalı yani hem Hıristiyan, hem Müslüman gibi görünüyor. Aranan da budur yani çok denge politikasına uygun bir yapı oluşturdu bu durumda. Çünkü Hıristiyanları da rahatsız etmiyor bu, Müslümanları da rahatsız etmiyor. O yönden çok ilginç bir hesaplama olmuş gibi görünüyor. Önce Darwinist olarak ortaya çıktı biliyorsunuz. Ama şu an dindar olduğunu söylüyor. Biz tabi hüsn-ü zan ederiz, bir insanın son hali bizim için esastır. Ilımlı görünüyor, ilk görünüşe göre Türk-İslam Birliği’nin oluşmasında makul birisi olduğu için yani masaya oturulup konuşulabilecek, ikna edilebilecek makul birisi gibi görünüyor. Yani inşaAllah olumlu olur.
MUHABİR: İnşaAllah. Şimdi Obama yeni eline gücü aldı deyim yerindeyse acaba şu anki sakinliği gücü eline yeni almasından ve tam olarak tanımamasından mı kaynaklanıyor yoksa genel karakterinin veya Amerikan politikasının bundan sonraki 8-10 senesinin bir ifadesi mi?
ADNAN OKTAR: Bence daha sakin moda girecek Amerika, daha önce de öyle olmuştu biliyorsunuz. Yani, bir dalgalanma şeklinde oluyor Amerikan başkanlarının ruh hali ve dış siyaset. Yani önce sert sonra mülayim, sonra sert, sonra mülayim böyle tarihe bakılırsa bu görülüyor.
MUHABİR: O zaman arkasından bir sert mi gelecek?
ADNAN OKTAR: Yani muhtemelen öyle olabilir. Yani olabilir ama Türk-İslam Birliği kurulduğunda, Mehdi zuhur ettiğinde konu biter, yani bitecektir. Bu yüzyıl metafizik bir yüzyıldır. Bunu insanlar bütün açıklığıyla görecektir. Yani ben bunları söylerken böyle bir derviş ruhuyla böyle metafizik mantıksızlıkların içerisine giren bir ruh içerisinde söylemiyorum. Yani ben emin olmadığım bir şeyi söylemem. Mahçup olacağım bir şeyi de söylemem. Çünkü benim 20 yıl önce yazdıklarım aynısıyla çıktı. Yani ne söylediysem aynısıyla çıktı.
MUHABİR: O zaman insani ömrümüz bunu görmeye yetecek mi bizim?
ADNAN OKTAR: Tabi ki inşaAllah. Yani mesela Türk-İslam Birliği oluşacak dedim. Onu dedikten sonra yoğun olarak Türk-İslam Birliği ile ilgili muazzam gelişmeler oldu ve gittikçe de katlamalı gelişiyor ve bütün halk bunu görüyor. Gazete başlıklarında sürmanşet, bugün yine Hürriyet’te de sürmanşetti, yani Türk-İslam Birliği’nin haritasını koymuşlar. Koskocaman bir harita, ki bu harita bize aittir. Daha önce hazırladığımız bir haritanın bir bölümü ki o harita küçüktür yani asıl harita çok daha kapsamlı, bayağı küçültmüşler, çünkü içine İran’ı almamışlar mesela çok mantıksız. Halbuki o haritanın içinde İran da var, ta Pakistan’a kadar, ta Çin’in beline kadar dayanacak büyük bir birliktir bu Türk-İslam, Fas, Tunus, Cezayir tamamen içinde olacaktır. İtalya’nın da, hatta aslında işin doğrusu bir aşama sonrası İtalya’da İslam Birliği içerisine girecektir. Türk-İslam Birliği içerisine girecektir. Çünkü Peygamberimiz (sav) söylüyor, Roma diyor, Hıraklın şehri orada alınacak diyor. Mehdi devrinde orası da alınacak.
MUHABİR: Tabi artık günümüzde bunun yorumlanması yani fethedilecek, fetihler, savaşlar veya olmuyor. Teknolojik fikir fetihleri
ADNAN OKTAR: Fikir. Sevgi, muhabbet, şefkat, demokrasi, düşünce özgürlüğü, coşku bu güzelliği meydana getirecek. Yani tam bir özgürlük, tam bir sevgi ortamı olacak. Bilimde, sanatta, müthiş bir medeniyet gelişmesi ve patlaması meydana gelecek. Daha önce biliyorsunuz, İslam’ın ilk yıllarında da öyle bir kültürde, bilimde, sanatta gelişme olmuştu. Bu sefer dünya çapında muazzam bir gelişme olacak. Müthiş bir medeniyet meydana gelecek. Bunu da inşaAllah sizin yaşınız genç, hep beraber inşaAllah göreceğiz.
MUHABİR: Peki yani birden bire olmayacak tabi bu
ADNAN OKTAR: Tabi
MUHABİR: Emareleri nedir, var mı şu anda bakıp bizim de farkına varabileceğimiz emareleri yani demokrasinin gelişeceğini, o boyuta geleceğine dair emare var mı?
ADNAN OKTAR: Bakın ağız birliğiyle bütün basın, gazeteler durduk yere Türk-İslam Birliği’nin mutlaka olacağını söylemeye başladı. Niçin söylesinler?
MUHABİR: Nedir sebebi?
ADNAN OKTAR: Çünkü başka kurtuluş yok yani dünyanın başka bir kurtuluşu yoktur yani terörden, anarşiden, kargaşadan, pahalılıktan, bu acımasızlıktan, bu fikir teröründen, fikir anarşisinden kurtuluşun başka bir yolu yoktur.
MUHABİR: Peki Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Davos’taki o meşhur çıkışından sonra mı veya onu bir işaret mi aldı? Oradaki cesur ve onurlu tavrın, diğer İslam ülkelerinde yarattığı olumlu havadan sonra mı bu manşetler bu hale geldi? O zaman mı farkına vardık?
ADNAN OKTAR: Ortadoğu bölgesini birleştirecek güç, her zaman dindir. Yani Ortadoğu dinden anlar. Allah oranın kaderini öyle yapmıştır. Mesela Avrupa Birliği’nin dine ihtiyacı yoktur. Ateizmle de birleşiyor onlar, Masonlukla da birleşiyorlar, birleştiler de. Ama Ortadoğu’nun hayat kaynağı dindir. Türklük aleminin de hayat kaynağı dindir. Yani İslam’dır onların çimentosu, onları birleştiren güç İslam’dır. Allah bunu, boş bırakmamıştır bu sistemi, Peygamber Efendimiz (sav) ahir zamanda olacak bütün olayları bildirmiştir. Eğer bir tane çıksaydı insanlar tesadüf diyebilirdi, iki tane çıksa tesadüf diyebilirdi belki, ama on, yirmi, otuz, kırk, yüzlerceyse bu artık tesadüf değildir. Tamamı çıktıysa tesadüf değildir. Sosyolojik olaylara bakıyoruz, onlar da o yönde gidiyor. En muhalif gazeteler, en muhalif düşünceler bile Türk-İslam Birliği’nin adım adım ilerlediğini söylüyor. Herkes bunu söylüyor. Yapılan toplantılar, görüşmeler, kişilerin beyanları, mesela Filistin’deki gençler bas bas bağırıyorlar. Türkiye bizi idare etsin diye, daha önce bu mümkün müydü? Filistin komünizmin merkeziydi. Bütün komünist teröristler mesela orada eğitiliyordu. Ama şimdi muazzam bir Türk-İslam Birliği heyecanı var.
MUHABİR: İşte bunun ateşlenme noktası veyahut da kırılma noktası Davos mu?
ADNAN OKTAR: Ben söyleyeyim, gerçi biraz iddialı olacak ama bizim çalışmalarımızdır. Yani Türk-İslam Birliği’nin yeri bizim aylardan beri, yıllardan beri yaptığımız, emek emek yaptığımız çalışmanın bir sonucudur. Ama bu tip olaylar biraz tetikler, tetikleyicidir. Ama bir zemin olmadan bu tetiklenmez, bir fikir olmadan, bir düşünce olmadan bu tetiklenmez.
MUHABİR: Peki Baron’un gazetesi nasıl buna destek veriyor, gazeteleri, çünkü yapısına aykırı, doğasına aykırı, onu destekleyenlere aykırı, baş yazarının veyahut da sağ kolunun hayata yaklaşımına aykırı, bu da bir rol mü, oyun mu? Genel hani herkes bu havayı seviyor şimdi bu havayı çalalım durumu mu?
ADNAN OKTAR: Baron’un gazetesi destekliyor mu bunları? Baron sadece şunu söyleyeyim. Milletimize müjdeler olsun, yolun sonuna geldi. Ama gazetesinin ne yazdığını bilmiyorum.
MUHABİR: Kendinizle baş başa kaldığınızda araştırma yapıyorsunuz, yazılar yazıyorsunuz. En çok şu anda zihninizi meşgul eden, bu aralar en çok düşündüğünüz konu ne? Belli bir konuya odaklanıyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Şimdi benim iki önemli hedefim var. Bir şu Darwinizm’i tamamen bir kazımak.
MUHABİR: Tamam bunda bir mesafe alındı.
ADNAN OKTAR: İkincisi de özellikle Ermenistan ve Azerbaycan sınırlarının açılması. Ben oradan özellikle başlanmasını istiyorum. Aynı gün ve aynı saatte iki yerde birden kapılar açılacak. Hükümet karar alacak, diyecek ki, buraya pasaporta, vizeye gerek yok istediğiniz gibi girip çıkabilirsiniz. Nasıl Suriye ile oluyor bayram günleri geçiş izni oluyor. Adamların pasaportu yok, vize de yok, girip çıkıyor herkes, ne oluyor yani kime bir zararı oluyor bunun? Kimi rahatsız ediyor?
MUHABİR: Ama o ortada her iki tarafın da canını acıtmış, her iki tarafın da kendini haklı olarak gördüğü Karabağ meselesi var. Çok bugüne kadar yaşanmış kıyımlar var. Çok tepelerde şiddetli gördüğümüz ama halk içinde de hala derine inmemiş, zihin altına atılmamış bir düşmanlık var. Birdenbire nasıl olacak? Onun da hakemi Türkiye mi olmalı?
ADNAN OKTAR: Hakem onları böyle kucaklarsa, iki kardeş birbirine sarılır. Muhabbetle, coşkuyla bu konuyu yani yarım saatte, bir saatte hallederler. Ermeniler öyle küt bir millet değildir. Bunlar şefkatli, efendi insanlardır. Aklı başında ve nezaketi bilen insanlardır. Cumhurbaşkanımız oraya gittiğinde o Ermenistan’da bulunan intikam anıtları var biliyorsunuz, şık ışığını kapattılar adamlar, ne demek bu biz de bundan mutazarırız, rahatsızız, istemiyoruz. Siz bize sevgi gösterirseniz, böyle bağrınıza basarsanız, biz de bunun ışığını söndüreceğiz. Anlamı budur. Adamlar Karabağ’ı ne yapsın, bomboş şu an, arazide kimsenin bir şey yaptığı yok orada, yani adamlar toprak meraklısı değil. Kim bilir ne sebeple yaptılar yani birbirine düşürmek için, iki tarafı düşman haline getirmek için yapılmış bir oyun bu. Güya kardeşlerin arasını açacaklardı, bu oyuna gelmiyoruz. Azerbaycan’la Ermenistan’ın sınırı açıldığında, Azeriler gider, Karabağ’ın ortasına evlerini yaparlar. Hiçbir şey olmaz.
MUHABİR: Ermenistan’ın daha çok işine yarar böyle bir şey.
ADNAN OKTAR: Hiçbir şey olmaz. Ayrıca bir de gideriz, Ermenistan’ın ortasına kadar gider, fabrikalar kurarız, okullar açarız hiçbir şey olmaz. Onlar da buraya gelirler, çalışırlar, evler alırlar, gezerler, yerler, içerler, turistik gezerler, canları ne istiyorsa onu yaparlar. Gelir burada da okul açarlar. Onlar bizim canımız, ciğerimiz, kardeşimiz biz onlarla yüzyıllarca beraber yaşadık. Adı üstünde millet-i sadıka onlar, fakat bir oyunla bizi bölmek için böyle bir şey, Litvanya da dahil, Litvanya’yı da inşaAllah Türk-İslam Birliği içine alacağız. Ve Allah’ın izniyle Rusya yani Türk-İslam Birliği’nin en büyük müttefiklerinden bir tanesi olacaktır inşaAllah. Bu yalnız resmiyetle, demin söylediğim çok önemlidir. Böyle soğuk, abus toplantılarla olacak bir şey değildir. Aşktır bu iş, yani mesela Cumhurbaşkanımız oraya gittiğinde göstertilen nedir, muhabbettir, aşktır. Adamlar o yüzden oranın ışığını söndürdüler. Yani eğer resmi toplantı olsa, o ışığı söndürmezlerdi.
MUHABİR: Aşk ama biraz tedirgin bir aşk, maç izlemeye gittiğinde de kurşun geçirmez bir cam fanusun içinden seyretti. Tedirgin bir aşk.
ADNAN OKTAR: Ama tabi ki o aşk, yani benim anladığım anlamla daha Allah aşığını onlar daha görmedi. Mehdi devrinde olacaktır bunlar yani o coşku, o muhabbet tam anlamıyla o zaman oluşacaktır. Şu an tabi ki bu oluşmadı yani şu an Türk-İslam Birliği de oluşmadı. Onun kıvılcımları var şu an, o aşkın kıvılcımları var.
MUHABİR: Fethullah Gülen hareketiyle ilgili ne söyleyebilirsiniz? Bir hareket mi, bir cemaat mi, bir organizasyon mu nasıl isimlendirirsiniz?
ADNAN OKTAR: Ben bir kere Fethullah Hoca’yı seviyorum.
MUHABİR: Ben de seviyorum. Sevmek, sevmekte sıkıntı yok.
ADNAN OKTAR: Talebelerini de beğeniyorum. Güzel faaliyetler yaptıklarını düşünüyorum. Ama mesela gelirler bana makul olarak anlatırlarsa, derlerse bak şöyle bir şey var anormal bir hareket var belgeli falan, ben o adamlardan insanlardan yine nefret etmem derim ki, ey Allah’ın güzel kulları bak siz şöyle bir hata yapmışsınız. Bu çok galiz bir hatadır. Allah rızası için bunu düzeltin derim. Düzeltmezlerse bir daha giderim. Bir daha giderim ama mutlaka düzelttiririm ben onu, ama sevgiden vazgeçmem. Çünkü deli değil bu insanlar, aklı başında adamlar yani, bir insan 200 dolar maaşla gidip taa bilmem nerelerde, okullarda öğretmenlik yapıyorsa bunu keyif için yapmaz. Bunu Allah rızası için yapıyordur. Ama olabilir yani insanlık hali, ben kusursuzdurlar demiyorum varsa hataları, açık ve aleni söylenmesi ispat edilmesi lazım ve bana da söylesinler ben söz veriyorum. Yani Allah’ın izniyle illaki onu düzelttiririm. Fakat bunu bilmem lazım. İnşaAllah
MUHABİR: Siz şimdi medya lincinin, medya lincinin ne demek olduğunu biliyorsunuz, onu yaşadınız canlı canlı. Fethullah Gülen’e yakın medyanın da kendi açısından, kendi bakış açısından bir medya linci uygulaması var. Bakın mahkeme kararı alınmasına rağmen Ergenekon davası sonuçlanmamıştır. Sonuçlanmadığı için de buna bir terör örgütü denmesi yerinde değildir. Ergenekon terör örgütü denemez ifadesine rağmen, bu yayınlarda, bu mecralarda biz hani Ergenekon terör örgütü olarak görmesek de ETÖ görüyoruz. Kısaltılmışını görüyoruz. Bu da bir medya linci değil midir sizce? Üstelik de yayınlarında hep samimiyetten, Allah aşkından, Allah inancından, insan sevgisinden, uzlaşmadan ve dayanışmadan bahseden yayınlarda bunu görüyoruz. Bunun adı nedir, siz nasıl yorumluyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Hukuk tekniği açısından sözünüz doğru tabi, yani Ergenekon terör örgütü vardır diye mahkeme kararı çıkacak. Yargıtay tasdik edecek, ondan sonra böyle bir yapılanma vardır denir. Ama, ama biz buna Ergenekon terör örgütü demedik en başta ben dedim ki, Komünist derin devlet çetesi var dedim ben. Ben Ergenekon’u ağzıma almadım. Yıllarca da söyledim ben bunu, gazete ilanlarında vardı, arkadaşlar çıkarttılar. Bu bir habis yapılanmaydı, ben bunun farkındaydım. Yani mesela emniyete hiçbir güç böyle pervasızca kokain sokamaz. Bir insanın yiyeceğinin içine karıştırıp ona dost görünerek ve sanki koruyor kolluyormuş gibi gösterterek onu yedirtemez. Bunu birileri yapıyor. Yahut mesela hiç alakası olmayan bir mazlumu alıp tımarhaneye, akıl hastanesine sokup, cinayet işlemesi çok yüksek ihtimal olan insanların içerisinde tutamaz. Yani herhangi x bir vatandaş için söylüyorum. Bunu birileri yapıyor. Yani Masonların organize ettiği, ateist Siyonistlerin organize ettiği içeriden bir örgütlenme var. Ben bu örgütün adını koymuyorum. Ama birileri var, yani Komünist derin devlet çetesi diyorum ben, her zaman yine aynı şeyi söylüyorum.
MUHABİR: Ama onlar isimlendirmişler, isimlendirmişler, yani bu o çete midir, aynı çete midir, aynı insanlar mıdır? Bu tartışmanın ayrı bir konusu, buradaki isimleri, bu mahkeme kararına rağmen onların böyle isimlendirilmesi ve yayınlarında bunu kullanması haklı mıdır, adaletli midir öyle sorayım daha değişik ve yumuşak olsun.
ADNAN OKTAR: Şöyle denebilir yani, müstakbel çete diyebiliriz.
MUHABİR: Mesela bir adam hırsızlıkla ilgili suçlandı ve yargılanıyor. Daha yargılanması bitmemiş, şimdi biz ona hırsız Kemal mi dememiz gerekiyor?
ADNAN OKTAR: Yok o anlamda olmaz ama yani biraz da yani bir şey var, ortada bir şey var. Ama yani ama şahıslar açısından bunu diyemeyiz. Ben mesela diyorum ki, iddia edilen Ergenekon örgütü ile ilgili davada tutuklu diyorum.
MUHABİR: Ben Ergenekon lafına bile karşıyım. Çünkü Ergenekon gibi kutlu, içinde bir efsaneyi barındıran, milli ve manevi bir değeri olan bir ifade herhangi bir şekilde böyle bir operasyonun adı olarak zaten isimlendirilmemeli, siz de en güzelini, en doğrusunu yapmışsınız ona derin Komünist çete demişsiniz devletin içinde.
ADNAN OKTAR: Evet Komünist derin devlet çetesi.
MUHABİR: Şimdi neyse bu konuyla ilgili daha fazla ısrar etmeyeceğim. En çok sorulan sorulardan bir tanesi, aslında ben gelen sorulardan onun cevabını da biliyorum. Ben biliyorum ama tekrar okuyuculara, size sorduğumu söylemek için soruyorum. Bu medya linci veya geçmişte son 5-6 senede yaşadığınız şeylerden sonra şu anda bir devam eden bir dava var mı? Yeni açılan bir dava var mı?
ADNAN OKTAR: İşte bu son davamız var. Ondan biliyorsunuz 3 yıl ceza aldık. O da Yargıtay’da ama benle ilgili davalar bitmez. Sürekli bir yeni, mesela 3-5 kişi bir araya toplanıyor. 3-5 tane yalancı şahit buluyorlar. Savcılığa bir yazı yazıyorlar. Haydi git yeniden ifade ver.
MUHABİR: Vallahi geçmişte o dönemde sizin, o dönemde sizinle ilgili böyle hani çok cansiperhane çalışmalar yapanlar, illa bu konuyu bu hale getireceğiz diyenlerin büyük bir kısmı zaten şu anda fiilen piyasada değil, hareket alanı yok. Herhalde bundan sonra pek de çıkacağını düşünmüyorum.
ADNAN OKTAR: Yani bana karşıt güçler ezildi mi diyorsunuz?
MUHABİR: Yani yoklar
ADNAN OKTAR: Ama işte
MUHABİR: Yani veya o zamanki, o zamanki dönem oyuncuları yok. Bölüm oyuncuları yok. Başka bölüm oyuncusu çıkar mı sizce yeni?
ADNAN OKTAR: Şimdi yalnız Komünist derin devlet çetesi diyeyim madem siz, Ergenekon ben gerçekten Ergenekon isminin oraya konmasını biraz yadırgadım tabi yani Ergenekon ismi gitmedi ona, Komünist derin devlet çetesi diyelim ona. Bu çetenin yargı içerisinde muazzam bir yapılanması var, Komünist derin devlet çetesinin. Bu en büyük tehlikedir. Yani en büyük tehlikedir Türkiye için, şu an en galiz olay budur. Devletin en acil görevi bu çetenin bu bölümüne operasyon yapmasıdır. Ama şunu da anti parantez belirteyim, ben bu davada bir çok insanın mazlum olduğuna inanıyorum. Yani alakasız olduğuna inanıyorum, olabileceğine inanıyorum. Ama tabi en güzel kararı mahkeme verir. Saygılıyız mahkemenin kararına, delillendirir, netleştirir, Yargıtay da onarsa tamam. Ama ben orada her zaman söylüyorum, ben insanların canının yanmasını hiç istemem. Her zaman söylüyorum ben insanların hapiste kalmasını hiç istemem. Acı çekmelerini istemem. Ben hepsine acıdım ve rahatsız oldum, açıkça söyleyeyim. Yani her gördüğümde rahatsız oldum.
MUHABİR: Tabi bir de olayın şu tarafı var. Bu ani baskınlarla insanların evlerinden alınması, evlerinden alınan insanların uzun bir süre mahkemeye çıkartılmaması, çıkartıldıkları ilk mahkemede de tutuksuz olarak yargılanmak üzere salıverilmesi, ortada şimdi vicdanları rahatsız eden bir durum yaratıyor.
ADNAN OKTAR: Şimdi beni asıl ilgilendiren nedir biliyor musunuz yani polisin olabilir böyle gece, bize de gece oldu. Tabi bu yakışık alan bir şey değil, mesela gecenin 3’ün de bizi aldılar biliyorsunuz, götürdüler. Muazzam işkencelerden geçtik. Arkadaşların büyük bölümü sakatlandı. Kız arkadaşlarımın da büyük bölümü sakatlandı. Çocuklar hala hasta bir çoğu.
MUHABİR: Bu Adil Serdar Saçan döneminde mi oldu?
ADNAN OKTAR: Evet o dönemde. Şimdi Adil Serdar Saçan da biliyorsunuz, Komünist derin devletin diyelim yahut Ergenekon davasında diyelim tutuklu, benim tam tabir, doğru tabirle söyleyeyim. İddia edilen Ergenekon örgütünün davasında tutuklu, ve zanlı olarak yargılanıyor şu an. Yani bunun ne anlama geldiğini herkes anlar, insanlar anlar, yani basından bazı kişiler biliyorsunuz içerde gece gündüz bizimle uğraşırdı bu kişi...
MUHABİR: İşte onun için yani birinci bölüm oyuncuları gündemde yok demek zaten bu.
ADNAN OKTAR: Evet, yani ekip içerde, büyük bölümü içerdeler ama ekibin yarısı dışarıda, bir de yargı ayağındakiler dışarıda yani en büyük sorun o şu an; yani yargı ayağı elini kolunu sallayarak dışarıda geziyor. Ona bir çözüm bulunması gerekiyor. Bunun için de anayasanın değiştirilmesi gerekiyor. Yani anayasada düzenleme gerekiyor. Bu çok çok önemli yani bunu bütün partilerin desteklemesi gerekiyor. Topyekun bütün milletimizin desteklemesi gerekiyor. Yoksa bu durur durur bambaşka şekillerde karşımıza çıkar.
MUHABİR: Son bir ayki böyle röportajlarınızı taradım da ağırlıklı olarak işte bölgesel televizyonlar, yerel televizyonlar, yerel medyaya özel bir önem vermişsiniz son altı yedi ayda veya bir senede. Nedir bunun sebebi?
ADNAN OKTAR: Güzel insanlara hitap edebiliyorum. Ben insanlarımı çok seviyorum. Türk-İslam Birliği’nin bir an önce oluşmasını istiyorum. Yani onun gerilimi ve heyecanı içerisindeyim. Yani gecikme beni yoruyor.
MUHABİR: Hayır bir açıdan da, bir açıdan da tebrik etmek için soruyorum onu. Çünkü ben tüm radyo televizyon yayıncılar birliği başkanıyım. Benim de üyelerimin %80 i yerel radyo ve televizyonlar, biz her zaman şunu iddia ettik. Dedik ki, yereldeki bir kanal, çoğu zaman ulusal yayın yapan bir kanaldan daha güçlü olabilir.
ADNAN OKTAR: Doğru, evet.
MUHABİR: İnsanlara, o bölgenin insanlarına, daha net, daha samimi ulaşabilir dedik. Siz de herhalde bunu keşfettiniz o dönemle ilgili?
ADNAN OKTAR: Allahualem, bir de çok candan oranın yani, bütün ben milletimi severim.
MUHABİR: En azından olay yaratmaya çalışmıyorlar değil mi, bir sohbet esnasında.
ADNAN OKTAR: Evet çok dürüst yaklaşıyorlar çok sevecen yani böyle tuzak üslupları yok, mesela bir kısmı diyor ki, böyle bir şey mi olur, konuşma mı olur, böyle röportaj mı olur? Nasıl olması gerekir, illa ahlaksızlık yapacak, o açacak bir şeyler söyleyecek, ben de ona bir şey diyeceğim. Zaten senle ben muhatap olmam öyle bir adamla, yani onun heyecanı içindeler, ben zaten o ahlaksız dünyayı temizlemeye çalışıyorum. Yani zaten kavgayı, gerilimi ortadan kaldırmaya çalışıyorum. Adam niye kavga yok diyor. Ben senle zaten muhatap olur muyum öyle bir insanla, yani alışmış çünkü o, illa hani var ya böyle açıyor.
MUHABİR: Olay istiyor.
ADNAN OKTAR: Olay istiyorlar mesela bir ahlaksızlık terbiyesizlik yapacak. Ona cevap vereceksin. Bir şey daha söyleyecek, terbiyesizliğine yine cevap vereceksin. Niye öyle bir şeye gireyim. Ben sevgiyi arıyorum, şefkati arıyorum. Makul, mutedil, aklı başında bir şey söylese cevap veririm. Zaten yani mantıklı, tutarlı olan her şeye ben açığım ama hakaret istemem, münasebetsizlik istemem, terbiyesizlik istemem. Bu da benim en tabi hakkım yani.
MUHABİR: Siz yaşamın güzelliklerine de oldukça fazla önem veriyorsunuz. Bunu da doyasıya yaşıyorsunuz veyahut da özgürlüğünüz, toplum içindeki özgürlüğünüz el verdiğince yaşıyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Ben güzel olan her şeyden çok şiddetli haz duyan insanım. Mesela küçük bir böceği ben dakikalarca seyrederim. Bir karınca dakikalarca seyrederim doyamam ben ona. Mesela bir çiçeğe nefesim kesilir. Mesela küçük çocuk, 2-3 yaşında çocuklar oluyor böyle herkes gözü kapalı geçiyor. Yani ben inanamıyorum. Yani yarım saat seyretmek isterim ben onu, mükemmel varlıklar, yani onun masumluğu, terbiyesi, güzelliği, mesela yolları çiçeklendirmişler, yani gözüm kafam hep böyle gidip gidip geliyor. Yani insan doyamıyor güzelliğine bakmaya, insanlar robot gibi yürüyor haberi bile yok, önüne bakarak yürüyor. Halbuki o çiçekler bana bak diyor ordan, mesela Allah onları özel yaratmış, onların güzelliğini görüp, Allah’a şükredelim, o aşkı ve sevinci duyalım diye yaratmış Allah, bu duyarsızlık nedir? Beni en rahatsız eden işte milletimizin bu gerginliği yani çok gerginler, yani sevgi; parmakla bulunur. Ya şu şu diye sayabilirsin, o kadar nadir.
MUHABİR: Çevrenizde sizi sevenlerle birlikte bu güzellikleri yaşıyorsunuz. Peki sizin için çok özel birisi olan birisi bir hayat arkadaşıyla ne zaman seyretmeyi düşünüyorsunuz? Ne zaman paylaşmayı düşünüyorsunuz? Belki de o zaman daha güzelleşecek her şey, çiçek iki katı güzelleşebilir belki o zaman.
ADNAN OKTAR: Ama ben şimdi her şeyi karşıma alıyorum. Masonları karşıma aldım. Ateist Siyonistleri karşıma aldım. PKK’yı karşıma aldım. Ve vargücümle onlara vuruyorum. Yani onlar da herhalde kendilerini savunuyorlar ve savunacaklar. Komünist derin devlet çetesine de vuruyorum. Ve hedefte olan bir insanım yani ben böyle sakin duruyorum böyle ama kaç tane olayımız oluyor bizim, her gün, yani yatıştırmaya çalıştığım, demin söylediğim olaylar gerçek yani hayal bir olay anlatmadım. Mesela, 10-15 kişi toplanmışlar, imza topluyorlar adamlar, savcılığa veriyor, buyur; aylarca bizi uğraştırıyorlar aylarca, yani belgeler hazırlıyoruz, dökümanlar hazırlıyoruz, tek tek hepsine, onların zırvalarına, münasebetsiz izahlarına hepsine cevap vermek durumundayız. Cevap vermezsen kabul anlamına geliyor. Gecesi yok, gündüzü yok, bir daha, bir daha....
MUHABİR: Peki sizin de gönlünüzün olabileceği birisi dese ki, ben seninle her şeye varım. Bu hayata da varım dese bir plan içinde var mı böyle bir şey?
ADNAN OKTAR: Böyle bir şey olsa olur tabi ama kadınlar nazik varlıklar biliyorsunuz, insan onlara o stresi, o gerilimi yaşatmak istemiyor yani benim hoşuma gidiyor, ben deli aşığım, gözüm kara yani her şeyi yaparım. Ama bir kadını ben öyle bir olayın içine sokmak istemem. Yani öyle bir riskin içine sokmak istemem. Kadın bedenen daha naiftir, daha nazenindir yani benim zorlu hayatımı pek kaldıramayabilir.
MUHABİR: Siz tek çocuk musunuz?
ADNAN OKTAR: İki kardeşiz, bir ağabeyim var, bir ben varım.
MUHABİR: Ağabeyiniz çok bilinmiyor.
ADNAN OKTAR: Bilinmiyor evet.
MUHABİR: Aslında hiç bilinmemesinde de fayda var.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Ağabeyiniz ne işle meşgul?
ADNAN OKTAR: Doktor, kadın doğumcu
MUHABİR: Aranızda kaç yaş var?
ADNAN OKTAR: 1,5
MUHABİR: Bakın şimdi en azından bizim için başka hiç bir yerde yer almayacak bir bilgiyi aldık. Kimse, çok değişmiş her şey, bakıyorum şimdi, o röportajlarda da, veyahut sizin katıldığınız televizyon programlarında da insanlar 3-5 konuya takılmış. Şimdi Türkiye’de herkesi ilgilendiren, benim sürekli internetten görüştüğüm bir insan var. O insana ben geçen gün bir espri yaptım anlamadı internette konuşurken, dedim ki espri yaptım. Dedi ki, son 8 senedir kimse bana espri yapmadı. Ya biz sistemimizi bir takım insanlar belirleyip, onun üzerinden reyting yapıp, onu parçalamaya göre düzenlemişiz. Peki halkın bunda hiç suçu yok mu? Biz mi alıştırmışız halkı, siz de çünkü bir yandan yayın yapıyorsunuz internet siteleriniz var. Her bir yayının bir karşılığı var. Demek ki bir anlamda da yayıncısınız. Biz mi halkı alıştırmışız buna, yoksa halk mı bizi canavarlaştırmış?
ADNAN OKTAR: Bizim halkımızı Komünist derin devlet çetesi çok ezdi yani çok ezdi. Çok korkuttular bir kısmını, yani müthiş yıldırdılar. Bir kısmını delirttiler adeta ve sevgisizliği, egoistliği, bencilliği makbul bir erdem gibi sundular. Ve insanların bayağı bir bölümünü egoist ve bencil hale getirdiler ve sevgisiz hale getirdiler. Bu ateist Siyonistlerin ve Masonların çirkin bir başarısıdır. Yani bizim milletimizi kendi benliğinden bir kısmını çıkarttılar ve istemediğimiz bir manzara meydana geldi. Yani dışarı çıktığımda ben gülen yüz göremiyorum. Mutlu insan göremiyorum. Sürekli arıyorum, yok; yani böyle sevgiye müştak, güzellikten böyle ruhunda coşku duyan insan çok nadir görüyorum, çok çok az. Demek ki büyük bir oyun oynanmış ve büyük bir psikolojik savaş yapılmış yani karamsarlığa sokulmuş insanımız, İnşaAllah onların işte dirilme ve canlanma aşka ve muhabbete dönme günleri geliyor. Türk-İslam Birliği’nin içerisinde elhamdülillah diyecekler yani Ya Rabbi üstümüzden baskıyı, belayı kaldırdın, bir kalbimize ferahlık, inşirah geldi diyecekler. Yani tam bir inşiraha dönüşecek yani bizim milletimiz hiç hak etmiyor böyle bir şeyi. Ne Azerbaycan hak ediyor, ne Arap devletleri hak ediyor, Müslüman kardeşlerimiz, her yerde bir acıdır gidiyor. Filistin mesela perişan vaziyette çocuklar, Azerilerle görüşüyoruz, çok gerginler, yazık hiçbir sebep yok. Ermenistan orada, yazık onları da oraya koydular. Soğuk bir yer yani böyle güzellik de yok...
MUHABİR: Renk yok
ADNAN OKTAR: Renk yok yani dev bir hapishane gibi, açalım kapılarını, Azerbaycan’ı da açalım. Türkiye çok güzel yani o sıcaklık, bu kan her yere gider Türkiye’den, bir ferahlık gelir. Ama bunun sıcaklığını sağlayacak güç imandır, Allah korkusudur, Allah sevgisidir. Durduk yere kardeşlik olmaz, durduk yere sevgi olmaz. İllaki din kökenli, din ahlakına, İslam ahlakına dayanması lazım, İslam’ın kucaklayıcılığı, o tevekkül anlayışı, o israftan kaçınma anlayışı, fakirleri koruma ruhu, muhabbet ruhu, affedicilik, intikamdan kaçınma ruhu, her yere yayılması lazım. O zaman bu mutluluk oluşacaktır. Ama Allah’ın hikmeti, muazzam bir hız var. Bir kere milletimiz muazzam imanlı hale geldiler. Elhamdülillah, yani kaya gibi şu an çok güzel. Darwinizm Türkiye’de yerle bir oldu eskiden tam tersiydi çocukluğumda yani çok yüksekti Darwinizm’e inananların oranı, %70 leri falan buluyordu, 71’lerde ama şu an tam tersi yani üniversite gençliği ezici şekilde öyleydi. Ben akademiye geldiğimde de yani Darwinizm’e inanmayan parmakla sayılırdı. Ama şu an Darwinizm’e inananlar parmakla sayılıyor.
MUHABİR: Tabi üniversiteli demek, ateist demekti benim hatta öğrenimimin ilk döneminde bile öyleydi.
ADNAN OKTAR: Tabi ki
MUHABİR: Televizyonda, televizyon seyrediyor musunuz? Takip ediyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Evet ilginç bir şey olursa seyrediyorum.
MUHABİR: Hiç bir dizi izliyor musunuz? İzlediğiniz bir dizi var mı?
ADNAN OKTAR: Ben şu evlendirme programları var ya, bazen onlara bakıyorum.
MUHABİR: Enteresan
ADNAN OKTAR: Yani bütün her yerim kasıldı bir kere, yani baktım şöyle her yerim kasılmış böyle.
MUHABİR: Türk toplumunun önemli bir göstergesi ve önemli bir kesiti orası
ADNAN OKTAR: Yani Allah vermesin yani böyle ateşim çıktı artık yani, böyle şeyden yani gerildim yani nasıl olabilir böyle bir şey, inanılır gibi değil, sanki kamyon alıyor yani, şu kadar evim var, şu kadar arabam var, senin karşındaki insan nasıl böyle dersin sen? Yani bu ne biçim hitaptır böyle, yani insan kendine böyle nasıl dedirttirir? Selamın Aleyküm neyin var anlat? Arabam var, evim var, tamamdır hadi al götür, ya böyle şey olur mu? Sevgi vardır, şefkat vardır, merhamet vardır, derinlik vardır, tutku vardır, Allah aşkı vardır, Allah korkusu vardır. Yani bu nedir böyle, yani tahammül edebildiğim kadar seyrediyorum sonra kapatıyorum.
MUHABİR: Onun dışında haberleri seyrediyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Tabi haberler ve diğer programlar
MUHABİR: Hangi televizyonun haberlerini seyrediyorsunuz, tercih ediyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Hepsinde geziyorum. Önemli gördüklerimde hemen dururum. Bazen önemli gördüğümde, ama ben böyle kaptırıp uzun uzun hiçbir şeyi seyretmem yani demogoji varsa, uzatıyorlarsa hiç uzatmam. Ama mesela bazen öyle Türkiye’nin yaylalıklarını, güzelliklerini göstertiyorlar o baş döndürücü tabi, o benim çok müthiş hoşuma gidiyor. Anadolu ile ilgili bir çalışma yaparlarsa çok hoşuma gider. Anadolu insanını ben çok severim. Onların o şiveleri, üslupları, o mazlumlukları, temiz kalplilikleri bütün şiddetiyle yansır. Bozamadılar Anadolu’yu maşaAllah, elhamdülillah Masonlar, olduğu gibi duruyor. Çok güzel. Bilimsel programlar olursa, o çok hoşuma gidiyor. Hayvanlar alemi, bitkiler alemi onlarla ilgili olan, onlar hoşuma gidiyor. Bazen böyle dinle ilgili programlar oluyor. Orada da mantıklı ve makul bir şey varsa, ona bakıyorum. Bazen de böyle Müslümanlara saldıran hocalar oluyor bazen böyle, onları da ibret gözüyle seyrediyorum. Yani çünkü cahil bir Müslümana saldırmak yiğitlik, efelik yani delikanlılık değildir bu, zaten onu ezen var. Zaten ezersin onu, ezmek bir yiğitlik değil ki, ama bir ahlaksız birine oldu mu müthiş yaltaklandığını görüyorum böyle insanların, yani müthiş alttan aldığını ve en ipsiz sapsız sözlerine bile saygıyla cevap verdiğini görüyorum. Ama gariban mazlum bir Müslüman olduğunda gözleri fal taşı gibi açılıyor. Acayip coşuyor ve ağza alınmayacak hakaretlerle saldırıyorlar. Mesela bu çok çirkin.
MUHABİR: Zekeriya Beyaz’ı nasıl buluyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Şimdi o çok sevimli bir tip, tip olarak çok sevimli ama çok sinirli yani çok heyecanlı. Tabi fıkhi görüşlerine, bazı görüşlerine katılmıyorum bazı düşüncelerine katılmıyorum. Ama bir gün bizimle ilgili bir program vardı. Onunla bağlantı kurdular. Benim avukatım aynı şeyi söylüyor, onunla aynı şeyi söylüyor. Birden anormal köpürdü ama nasıl bağırıyor böyle müthiş heyecanlandı, halbuki aynı şeyi söylüyorlar. Zannediyorum bir önyargısı var biraz, birileri bir şeyler söylemişler herhalde olumsuz yani biraz çocuksu tabi biraz da sevimli bir tip.
MUHABİR: Ama bir anlamda şöyle bence hoş bir tarafı var. İnsanlara soğuk, üstten bakan, tamamen toplumdan tecritlenmiş, soyutlanmış bir din adamı hani o kabuğu o kırdı gibi geliyor bir anlamda bana.
ADNAN OKTAR: İnsanlarla iç içe ama üslubu sert yani çok sert, mesela şefkatten, sevgiden, muhabbetten pek bahsetmiyor.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Mesela bol bol cennetten, cehennemden, insan sevgisinden, çocuklara güzelliklere olan sevgiden bahsetmesi lazım, itidalden, mutedil olmadan bahsetmesi lazım, olgunluktan bahsetmesi lazım yani genellikle çok sert bir üslup yani, dinleyenler genellikle geriliyorlar benim gördüğüm o, yani huzur içinde, sakin insanlar dinleyemiyorlar gibi geliyor bana, tabi benim görüşüm, çok daha mutedil, anlayışlı, ılımlı bir üslubu olabilir tabi.
MUHABİR: Şimdi tabi o konuşmamın başlangıcında da söyledim. Yani normalin dışında bugüne kadar sorulan soruların dışında başka yönlerinizi öğrenmek isteyebilir dinleyicilerimiz, okuyucularımız pardon en çok ne yemek seversiniz?
ADNAN OKTAR: En çok ne yemek?
MUHABİR: Evet yemeklerden
ADNAN OKTAR: Benim favorim, bu yemeği öyle kolay kolay söylemek istemedim ama söyleyeyim daha önce de söylemiştim. Tokat kebabıdır. Çok mükemmel bir yiyecektir. Şişe bir patlıcan, bir et, bir domates, bir et, o tarz şey yapılıyor asılıyor iki tarafta da ateş oluyor. Yani mükemmel bir yiyecek.
MUHABİR: Anladım yine böyle bir hani ateş eşliğinde bir uzlaşma var burada. Tatlı ne seversiniz?
ADNAN OKTAR: Tatlı baklava güzel olur. Çok severim. Vezirparmağı o çok güzel, hurma severim doğal tatlılardan, kuşburnu çok iyidir kuşburnu, pekmezi veyahut marmelatı kuşburnunun.
MUHABİR: Boğazınıza düşkün müsünüz? Yer misiniz?
ADNAN OKTAR: Yok ben çok az yerim yemek yani şey yapmam.
MUHABİR: Az uyuyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Spor yapıyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Biraz yürüyorum işte yarım saat kadar, o kadar.
MUHABİR: Resim yapıyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Resmi ben çok severim güzel de resim yaparım.
MUHABİR: Hiç böyle sergi açtınız mı daha önce açmayı düşünür müsünüz? Çünkü güzellikler paylaşılmalı değil mi?
ADNAN OKTAR: Birkaç kere benim, bizlerin yaptığı konferanslarda küçük çapta sergilerim olmuştu. Ama geniş çapta olmadı. Hep arkadaşlarımın evinde resimlerim, kara kalem de çalışıyorum. Ama asıl modern resim yapıyorum. Büyük duralit üzerine 2 metreye 3 metre, 3’e 3 bazen büyük duvar boyu
MUHABİR: Şimdi yaptığınız çalışmaların bir sonuç almasından başka, çok maddi bir şey soruyorum, sizi en çok ne mutlu eder? Tabi güzellikler mutlu eder bunu da bir kenara koyuyoruz. Yaptığınız çalışmaların amacına ulaştığını görmek de mutlu eder. Bunu da bir kenara koyuyoruz. Hani bunları söylememeniz için, bunları kenara ayıkladım şimdi, en çok ne mutlu eder?
ADNAN OKTAR: Ben sevgiden çok hoşlanırım, sevgi yani güzellik her türlü güzellik yani, her türlü güzel olan her şey, yani sürekli benim ruhumda, bilinç altımda sabah kalktığımdan itibaren beynimdedir. Yatıncaya kadar, uykumda bile güzellikleri ararım. Yani mesela bir deniz de olabilir. Güzel bir çocuk da olabilir. Güzel bir manzara.
MUHABİR: Denizi seviyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Çok çok severim.
MUHABİR: Yazın çok birbirimize baktık, siz tekneden ben sahilden, siz beni görmediniz tabi.
ADNAN OKTAR: Yani denize doyamıyorum ben Bebeğe gidiyorum bazen ayıp olur diye de fazla bakmıyorum. Mesela bakıyorum ben denizin yanına geliyorum. Arkadaşlar da başımda bekliyorlar. Bir an önce ayrılıp gidelim gibi, ama ben yakından çok hoşuma gidiyor, uzaktan da çok hoşuma gidiyor deniz. Çok çok büyük bir nimettir deniz, çok güzel bir şey, orman çok hoşuma gider. Böyle yayla çok hoşuma gider. Karadenizli kardeşlerim hep davet ediyorlar. Ama inşaAllah gideceğiz.
MUHABİR: En son ne zaman yaptınız bir seyahat?
ADNAN OKTAR: En az 30 yıl olmuştur herhalde inşaAllah yani evet.
MUHABİR: Seyahat 30 yıl oldu.
ADNAN OKTAR: Evet benim tatil diye bir olayım yoktur hiç ömrümde tatil diye. Bir lise yıllarında gitmiştim tatile ağabeyimle gitmiştik. Kuşadası’na gitmiştik. Çocukluğumda köye giderdim, dedemin köyüne giderdim o kadar.
MUHABİR: 30 yıldır seyahat yapmadınız.
ADNAN OKTAR: Evet yani tatile hiçbir yere gitmedim.
MUHABİR: Peki çok teşekkür ediyorum ben.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ederim.
MUHABİR: Biraz değişik oldu, biraz böyle hani yer değiştirerek yaptık.
ADNAN OKTAR: Güzel güzel çok güzel
MUHABİR: Sıralama, sıralamasız yaptık ama doğal olsun hani gerçekten sizi tanımayalım. Biz sizin fikirlerinizi biliyoruz. Bir çok insan da biliyor katılsa da, katılmasa da ama insani yönler o fikirlerin pekişmesine sebep olur diye düşünüyorum.
ADNAN OKTAR: Benim aradığım zaten bu tarz sohbet, çok güzel.
MUHABİR: Şimdi Türk dünyası ile ilgili, Türk Birliği ile ilgili bu düşünceleri ortaya koyan, Darwinizm’e karşı bu kadar savaş veren ve bu kadar kitap yazan bir insanın Tokat kebabından hoşlandığını bilmek benim hoşuma gider, bu çok insani, insanlaştırır ve sevgiyi çoğaltır diye düşünüyorum. Çok teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ederim. Lütfettiniz, şeref verdiniz. 03 Mart 2009
|